Görele

 
Görele Tarihi

Tarih (İlk Yerliler)


Strabon ve Ptolmeos'a göre İkinci Kerezos(Görele)'un yeri Tirebolu ile Trabzon arasındadır.

Tarihi Görele, Görelle adı ile şimdiki Eynesil ilçesinin bir kilometre kadar doğusunda, kendi adıyla anılan kalenin çevresinde kurulmuştur. Görelle, eski Yunanca'da "kırmızı taş mercan" anlamlarına gelmektedir. Kale kıyısındaki taşların o zamanki renklerinden esinlenerek bu ismin verilmiş olduğu sanılmaktadır. Görele'ye Yavebolu (yerinde olmayan şehir) de denilmiştir ve bu isim, eski haritalara dahi geçmiştir. Bu isimden kalma olarak Görele'de halen Yobul denilen bir semt vardır.

Sikilakos Karendeos adlı müverrih uzun kafalı Mosiniklerin ülkesi olan HİRADES (Giresun) şehrinden bahseder. Melatüs adlı müverrih İkinci Kerezos'un (Görele) Polatane'nin yirmi mil (37 km.) batısında olduğunu yazar. Trabzon civarında mevcudiyeti iddia edilen ikinci Giresun şehrine gelince bunu da Kral Farnak'ın Giresun işgalini müteakip onun hakimiyeti altında yaşamak istemeyen gayri memnunların mezkur şehrinden uzaklaşarak Trabzon civarında vücuda getirdikleri bir köycüğe doğdukları yer olan Keresus'un ismini izafe ettikleri kanaatındeyiz.

Tarihten evvelki devirlerde bu havalinin iç kısımlarından geçerek şarktan garbe doğru akım yapan Hint-Avrupa aşiretleri ve bilahare bu cereyana iltihak eden Asur ve Geldanilere mensup kabilelerin de bulunduğu bildiriliyor. Tarihi kadimede bu havalinin ilk sakinleri olup vahşi bir halde yaşayan kabilelerin isimleri şunlardır: Haldei, Halives, Tibarini, Sanni.

Tahminen M.Ö 1500 yıllarında Saydalılar Doğu Karadeniz'de Trabzon, Tirebolu ve Giresun gibi bir takım ticaret merkezleri kurdular. Fenikelilerden sonra İyonyalı Miletoslular M.Ö.VIII. asırda Giresun'u istila ettiler. Choerades limanını da Trabzon ve Sinop gibi ticaret kolonisi yaptılar.

Şark illerimizden buralara kadar yayılan (Akcaabat), Saka, Part, Oğuzlar, Hunlar, Türkmenler gibi Türk unsurlar hakimdi.

Diyarbakırlı Said Paşa 1889 tarihli Mir'atü'l-iber adında on ciltlik eserinde (I, 160) bize daha kesin malümat vererek "Pontos memleketi ezmine-i kadimede Tibar, Halib ve Mosinik denilen Türk kabileleri ile meskundu diye bildiriliyor".

Fransız tarihçisi Ch. Texier'in, R.P Pülant ile birlikte 1864 tarihinde yazdıkları (Arşitektür Bizanten) adlı eserinde Trabzon kıyılarının M.Ö.IV. yüzyıldan çok evvel Orta Asyanın her tarafından gelmiş birçok kavimler tarafından ele geçirildiğini bildirdikten sonra, Hamit ve Muhsin'in 1930 yılında yazdıkları "Türkiye Tarihi" nin 477. sayfasında, buralarda yaşayan Hıristiyanlaşmış Türk kavimlerinden bahsediyor.

Coğrafyacılardan Strabon ve Ptolmeos'a göre Görele(İkinci Hirades)'nin yeri Tirebolu ile Trabzon arasındadır. Coğrafyacı Melatiüs'e göre de Polatane'den yirmi mil (otuz yedi kilometre) batıdadır. Eski Görele (Hirades) bugün Eynesil'in bir kilometre doğusunda Görele burnu denen yerde kalıntılarıyla sabittir.

Pontos Kralı Fernakos devrine ait olması dolayısıyla M.Ö. I. asırda kurulmuştur. Farnakos'un işgali dolayısıyla Hirades (Giresun)'den ayrılıp göç eden bir grup tarafından doğup büyüdükleri şehre izafeten Hirades adıyla kurulmuştur.

İsrailoğullarının Tevrat'a dayanan İshanes soyundan gelen İshanes hikayesi yanlıştır. Bunun dışında Hint-Avrupalı bazı vahşi kabileler Görele'ye de yerleşmişlerdir. Sinop'u kuran Suriyeli Pontlarla Fenikeliler ve bunlara sonradan katılan Fenikelilerden, Pontlarla Fenikeliler, Giresun ve eski Görele'nin temelini atmışlar, bunlara sonradan Miletoslular da katıldılar.

Ch. Texier ile R.P Pülant ve Said Paşanın verdiği bilgilerle diğer tarihi bilgilerimize dayanarak söylemek gerekirse Görele'nin ilk medeni yerlileri Milattan binlerce yıl önce gelip buralara yerleşen Orta Asyalı Türklerdir. Bunlar Bizanslılar devrinde Hristiyanlaşmakla beraber milliyetlerini unutmayarak Anadolu'nun fethinden sonra hemen Müslüman olmuşlardır. Hristiyanlaşan Türklere, Türkopol denirdi. Daha önceleri de boy isimleriyle anılırlardı.

S. Karaibrahimoğlu'nun Giresun adlı kitabında, Görele ile ilgili ayrıca şu bilgiler yer almaktadır;
Şakir Şevket, Görele hakkında şu bilgileri verir; "
Charles Texier'e göre
1832 yılında, ünlü (Küçük Asya) yazarı Charles Texier, XIX.yy. ortalarındaki Trabzon'u anlatırken Görele'ye de yer vermiştir. Texier, "Batıdaki Kerasus (Giresun) şehrinde ve Koralla (Görele) şatosu'nun bulunduğu yerde ve bütün bu yörede Kalibler (Anadolu'nun en eski Turanlı yerli halkı Halibler) oturuyorlardı. Şato haraptır" demektedir.

Salnameye göre Görele
Trabzon ilinin dört sancağı vardı, Bunlar; 1. Merkez Trabzon Sancağı, 2. Lazistan Sancağı (Rize), 3. Gümüşhane Sancağı, 4. Canik Sancağı (Samsun).

Trabzon Merkez Sancağı'na bağlı sekiz ilçe vardır: Of, Sürmene, Akçaabat, Vakfıkebir, Görele, Tirebolu, Giresun, Ordu.

Görele'nin Kaymakamı İzzet Efendi, Müftüsü İbrahim Hilmi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Mehmet Efendidir. Reşit Efendizâde Ali Efendi ile Kemalzâde Hasan Ağa ilçe yönetim kurulu üyesi, Kurtzâde Numan Efendi ile Karakulukçuzâde Berber Halil Çavuş ve Kamilzâde Hasan Efendi Belediye meclisi üyesidirler. Sarıcıoğlu Ali Molla ile İmamzade Temel Efendi, Ziraat Bankası şubesinin yönetim kurulu üyeliğini yapmaktadırlar. Ustaalizâde Hasan Efendi ile Tokatlı Hafız Osman Efendi eğitim komisyonu üyesidirler. Görele'de keten bezi, şal ve şayak dokunmakta, tabanca ve tüfek yapılmakta, tahta işi de bilinmektedir.

Sömürgecilik

Yukarıda belirttiğimiz gibi M.Ö. XV. yüzyılda Doğu Karadeniz kıyılarında bir takım koloniler kuran Fenikeli Saydalılar, hiçbir zaman toprağa yerleşmek amacını gütmediler. Onlar sadece ticaret işleri ile uğraştılar. Görelemizde yaşayan Orta Asya'lı Türklere temas edip onları tarımsal ürünler alıp yapılmış eşya verdikleri anlaşılmaktadır.

Fenikelilerin ardından M.Ö VIII. yüzyılda Karadeniz kıyılarına İyonyalı Miletoslular tarım ve ticaret yapmak amacı ile yerleştiler. Kendilerinden önce gelenlerin kurduğu Sinop, Giresun, Tirebolu, Trabzon gibi kolonileri geliştirirken, bunların yanına yenilerini de ilave ettiler. Bu bölgede oturanları boyundurukları altına aldılar. Köleci bir toplum düzeni kurarak sömürdüler.

Güney Rusya'dan, İskitler tarafından kovulan Kimmerler de M.Ö. 750'li yıllarda Doğu Karadeniz kıyılarına yayıldılar. Kimmerler M.Ö.700 yıllarında Asurluların baskısı ile Orta Anadoluya doğru göç edip gittiler.

Asuri kralları M.Ö. VI. ve V. yüzyıllarda Trabzon dolaylarını aldılar. Hitit İmparatorluğu dışında kalan Trabzon bölgesi M.Ö.VI. yüzyılda Pers kralı Kurus tarafından İran İmparatorluğu'na katıldı.

M.Ö.301 yılında Giresun, Büyük İskender'in Makedonya Krallığına, onun ölümü ile de Selevkilerin Asya Krallığı'na dahil oldu.

Fenikelilerin bugünkü Görele topraklarını ve onun üzerinde yaşayan Orta Asyalı insanları da görüp, onlarla ticari ilişkiler kurmuş olmaları mantık icabıdır.

Bunların esas geçim kaynağı hayvan beslemekti. Ötekilerinki ise yapılmış eşya ile bunları değişmekti.

Miletosluların amaçları ise hem ticaret, hem tarım yapmaktı ve bu amaçlarla toprağa yerleşmek için geldiler. Güçsüz insanları boyunduruk altına alarak, kölelik teşkilatını kurdular. Hiç şüphesiz ki Görele topraklarından onlar da faydalandılar.

Kimmerlerse, Asurlular ve Firikyalılarla olan mücadelelerinden dolayı buralara yerleşmeyip, doğuya ve güneye doğru gittiler. Asurlular da Medlerin baskısı altında buralarda tutunamadılar. Medlerin yerini alan Perslerse ancak Trabzon dolaylarına sahip oldular. Hititlerse Giresun dolaylarına sahip oldular.

Görele, İranlılarla Hititlere ait haritalara dahil olmadı. Ne Makedonyalı Büyük İskender İmparatorluğu ve ne de onun devamı olan Selevkilerin Asya Krallığı doğu Karadeniz'de hakim olamadı.

Bu devre ait medeniyete gelince Ari ırka mensup olanlar avcılık ve çapulculukla geçinirdi. Orta Asyalı yerlilerse eker, biçer, öğütürdü; hayvan beslerdi. Dokumacılığı bilirlerdi. Fenikelilerden kırmızı boya, süs eşyası; Yunanlılardan çanak, çömlek ve madeni eşya satın alır, onlara bitkisel ve hayvansal ürünler verirlerdi.

Pontoslular

Suriyeli Pontların adına izafeten bu adı alan devlet büyük bir kısmı Orta Asyalı olmak üzere çeşitli kavimlerden meydana gelmişti. M.Ö. 132 yılında Sinop'ta kuruldu. Kısa zamanda etrafa yayıldı. Büyük Mitridades'in oğlu Farnakos zamanında başkenti Trabzon oldu. Bu kral Hirades (Giresun)'i alıp imar faaliyetine girince kendisinden memnun olmayanlar göç ederek İkinci Hirades'i kurdular. Pontos devleti Roma İmparatoru Neron'un Lukullus adlı komutanı tarafından M.S. 69 yılında bir eyalet haline getirilerek hayatına son verildi.

Savaşçı bir devlet olan Pontoslular bilgiye de çok değer verirlerdi. Yunan dinlerinin etkisinde olup puta taparlardı. Paralarında Farnakya yazısı ile birlikte Zeus Heykeli, kartal resmi, bir atlı bulunurdu.

Romalılar

M.Ö. 69 yılında Roma'ya bağlanan Pontos Devleti ile beraber Görele toprakları da Roma İmparatorluğuna bağlanmış oldu. Roma İmparatorluğunun ikiye ayrıldığı 395 yılına kadar 226 yıl aralıksız buraları Romalılar idare etti.

Feodal bir idare sistemine sahip olan halk genellikle çiftçilik ve çobanlıkla geçinirdi. Tuğladan çanak, çömlek kullanır; yiyecek ve giyeceğini de kendi üretirdi. Önceleri puta taparlarken sonraları hristiyan oldular. Ekonomik ve kültürel yönden Akdeniz medeniyetinin etkisinde oldukça kuvvetli idiler. Derebeylerinin angarya ve vergileri de ağırdı.

Bizanslılar

Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Görele'de Doğu Roma diğer adıyla Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Bu yeni devlette halk çeşitli etnik gruplardan meydana geliyordu. Bu gruplar arasındaki dil, din, ırk ayrılıkları dolayısıyla aralarında bitmez tükenmez bir mücadele devam edip gidiyordu. 676 yıl sürüp, çeşitli entrikalara sahne olan bu devirde halk hiç rahat yüzü görmedi. Bu devirde savunma hizmetlerine büyük önem verilerek, Kuşçulu köyünde, Gedik kıranında, Çavuşlu'da, Kurukale'de, İnanca köyünde, Tekgöz köyünde ve Ağasar kıranında da Şahmelik kaleleri onarıldı veya yeniden yapıldı. Bu kalelerden bazıları Perslerin yapısı olup daha çok haberleşme işlerinde kullanılıyordu. Ateşle işaret ve haber verilirdi.

Bizans paralarının bir tarafında o zamanın imparatorunun heykeli, diğer tarafında ekseriyetle Zeus veya Apollon heykeli bulunurdu. Tournefort ise hatırasında bir taraftan Megas Avgilius'un başı diğer taraftan sağ elinde meşale, sol elinde çoban değneyi tutan cellat heykeli bulunanlarına rastlandığı kaydetmektedir. Ayrıca topraktan mamül küp, testi, çömlek, çanak, lahitlere, maden ve taştan mamül heykelciklere, ikonolara, haçlara, mozayıklara, şırahanelere, kayalar oyularak yapılmış sulama kanallarına rastlanmaktadır. O zamanlarda Doğu Karadeniz kıyılarında canlı bir ticaret olduğu bitkisel ve hayvansal ürünler ihraç edilip, testi, ve madeni eşya alındığı anlaşılmaktadır.

Pontoslular

IV. Haçlı Savaşı sonucu İstanbul'dan kaçan Bizans hanedanı 1204 yılında Trabzon'da ikinci Pontos devletini kurdu. 1461 yılında Fatih'in bu devletin hayatına son verdiği tarihe kadar 257 yıl buraları Trabzon hükümdarları yönettiler. Bu devlet hayatını çok güç şartlar altında sürdürdü.

Tarihi konumuzla ilgili olarak aşağıdaki yazıyı da okuyalım: Doğu Karadeniz Bölgesi eski çağlardan beri birçok kavimlere yurtluk etmiş, bu kavimlerin yaşamak için kendi aralarında olduğu kadar, tabiat ile yaptıkları mücadelelere tanık olmuştur.

Gerek Yunan, gerekse Latin egemenliği altındayken, bölge zamanın ekonomik, sosyal ve kültürel merkezi olan Akdeniz bölgesi ile yakın ilişkileri vardı. Bu nedenle ekonomik bakımdan güçlü, sosyal bakımdan iyi örgütlenmiş, kültürel bakımdan ileriydi. Ne zamanki dünyanın uygarlık merkezi Akdeniz'den Atlantik Okyanusu'na kaydı, Doğu Karadeniz Bölgesi yoksullaşmaya ve dünyanın geri bölgelerinden biri olmaya başladı. Buranın XV. yüzyıldan başlayarak gerilediği söylenebilir.
Selçuklular Devri

Milattan binlerce yıl önce Anadolu'ya Türk akınlarının başladığı hepimizin bildiği bir gerçektir. Said Paşa, Mir'atü'l-iber adlı kitabında "ezmine-i kadime" eski zamanlarda diyerek tarih öncesine varmaktadır. Tibar, Halib, Mosinik kabileleri ile Saka, Oğuz, Hun, Türkmen boylarının Anadolu'ya doğudan batıya yerleştiklerini yazmaktadır. Bu akınlar hiç şüphesiz Görele'ye de olmuştur.

Abbasiler devrinde Anadolu'nun bazı yerlerine Türkler yerleştirilmişti. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey zamanında Türk akıncıları Anadolu içlerine kadar girmişlerdi. Bu akınlar kesin bir sonuç vermemişti.

Alparslan'ın Gürcistan seferinde bazı akıncı kolları Anadolu'nun içlerine kadar akınlar yapıyordu. Suriye seferinin dönüşü mecburi olup, Malazgirt Savaşının başlamasından iki gün önce, Selçuklu ordularına, İmam Ebu Nasr Muhammet bin Abdülmelik el-Buhari zaferin müjdesini veriyordu. 26 Ağustos 1071 yılı Cuma günü öğleden sonra, azınlıkla çoğunluk, akılla hamakat, mertle namert, insancılla insafsız, barışçı ile maceracı kıyasıya savaştı. Yendi. O büyük zafer günü cefakar, vefakar, fedakar, mert, cesur, milliyetçi ve imanlı Türklere, bire karşı onla döğüşüp, esir olan Bizans İmparatoru Romenos Diyojen, büyük Türk Başbuğu Alparslan'ın çadırında af ve insafa nail olup, birde şerefli barış antlaşması imzalayarak başkentine döndü. Fakat kahpe Bizanslılar bu anlaşmaya saygı göstermediler. Bunca iyilik ve insafdan dolayı incinen Türkler tekrar Anadolu içlerine doğru akınlara başladılar.

Danişmentli Ahmet Gazi Savli Bey'e Alparslan, Samsun'dan Trabzon'un doğusuna kadar, işgal etmesini emretti. Neticede buralar zaptedildi. Böylece Görele topraklarına ilk defa Oğuz Türklerinin ayakları basmış oldu. Bu olaylar neticesinde Türk boylarının akıncı kolları, Doğu Karadeniz dağlarını aşarak yer yer kuzeye doğru indiler. Türkmen, Oğuz ve Çepni boyları başlarında melik, şah, şeyh ve dervişleriyle Karadeniz kıyılarında göründüler. Çevremizde en yakın yer ve yol olan Şebinkarahisar, Gökçeköy, Uluköy, Trabzon yolu üzerinden gelen akıncılar Ören, Oğuz, Şahmelik yörelerine yerleştiler. Böylece Türkler, Görele topraklarına kendiliklerinden iskân oldular.

Konuyla ilgili F. Sümer, Tirebolu Tarihi adlı kitabında şöyle yazmaktadır: 1071 yılındaki Malazgird zaferinden sonra feth edilen yerler arasında Trabzon'da vardı. Ormanlık geniş dağ zinciri ile kaplı ve çok arızalı bir yolu olan Trabzon'un açılmış olması ilgi çekicidir. Fakat Trabzon kimin tarafından fethedildi; işte bu bilinmiyor. Ord. Profesör Mükrimin Halil Yinanç, Doğu Karadeniz bölgesinin Mengücüklü Beyliği'ne tabi olduğu şeklinde bir tahminde bulunmuştur.

Anadolu Selçukluları Devri

Türklerin Anadolu'yu fethi neticelerinden, IV. Haçlı Seferi'nde İstanbul'dan kaçan Kommenoslar, Trabzon'da ikinci Pontos Devletini kurdular. Anadolu Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus, Trabzon Pontus İmparatoru I. Alexius'yi yenip esir aldı. Kardeşi Alaettin Keykubat'ta Ertokuş kumandasındaki ordusu ile bu devleti, yılda bin asker ve vergi vermek şartıyla kesin olarak devletine bağladı. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşından sonra bu imparatorluk İlhanlılara bağlandı ve onlara tabi oldu. Timurlenkde Trabzon'u aldı. Değersizliğinden dolayı ülkesine katmayarak bir miktar ganimet ve hazine alarak şehri serbest bıraktı. Bunun arkasından Trabzon Pontos İmparatorluğu hısımlık ilişikleride kurarak Akkoyunlular'a tabi oldu. 257 yıl süren hayatında bu imparatorluk tamamen bağımsız olamadı. Selçuklular, İlhanlılar, Timur ve Akkoyunlular gibi Türk uyruklulara tabi oldular. Netice olarakta Türkler Pontos ülkesinin çeşitli yerleri ile Görele'mizin bazı yerlerine de yerleştiler.

Osmanlılar Devri Fetihten Duraklama Devrinin Sonuna Kadar

Fatih Sultan Mehmet, Sinop ve Amasra dolaylarını kolayca fethedince, ordusuyla beraber Türkmenistan üzerine gidiyormuş hissini vererek, Erzincan üzerinden Trabzon'a yöneldi. Niksar, Şebinkarahisar ve Gümüşhane'ye fethedip Doğu Karadeniz Dağları üzerinden yeniden yol açarak Trabzon'a geldi. Daha önce gelen Mahmut Paşa komutasındaki Osmanlı donanması bekliyordu. Fatih Sultan Mehmed'i Pontos Kralı Davit şehir dışında karşıladı. Şehrin anahtarlarını teslim ederek af dileğinde bulundu. Affedilerek gemi ile İstanbul'a gönderildi.

Fatih Sultan Mehmet komutanlarından Hızır Bey'i Trabzon valiliğine tayin ederek çevredeki kaleleri fethetmelerini emretti. Bu kumandan Görele Kalesini fethederek kesin olarak Osmanlı Devleti'ne kattığı anlaşılmaktadır.

Fatih, Trabzon seferini son derece gizli tutmuştu. Yakınlarından biri ona seferin yerini sorunca, Fatih ona: "Şayet sakalımın tellerinden biri bilse derhal onu yolarım" cevabını verdi.

Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın annesi Fatih'e: "Oğlum, bir Trabzon için kendini bu kadar yormak çok değil midir?" deyince, Fatih: "Valide, İslamın kılıcı benim elimdedir. Eğer bu zahmetlere katlanmayacak olursam, 'gazi' ünvanına layık olamam. Bugün, yahut yarın Allah'ın huzuruna çıkınca sonra mahcup olurum" cevabını verdi.

Yüce Fatih niçin hazırlıkların bu kadar gizli tutmuştu. Neden Şebinkarahisar- Trabzon yolu yerine gür ormanların kapladığı Zigana geçidinden günlerce uğraşarak yeni yol yaptı.

M. Kemal Yanbey'in, Trabzon'un Fethi isimli kitabında da bahsedildiğine göre, Rum Ordusu yirmibin kişiydi; donanması da Osmanlı donanmasına eşitti. Çevre yolları ve geçitleri kalelerle kesilmişti. Bu kaleler arasında haberleşmek ve yardımlaşmak çok kolay ve mümkündü.Ayrıca halk böyle bir savaşa hazırlıklı idi. Bu sebeplerden dolayı Zigana dağlarından yeniden yol açmayı Fatih daha ehven-i şer buldu.

Bugün çevrede gördüğünüz kale kalıntıları o devrin hatıralarıdır.

Şehir, kasaba ve kıyıların Kazaklar ve korsan baskınlarından korunması için Trabzon'da bırakılan donanmaya Fatih, Amiral Kazım Beyi tayin ederek yeni fetihler için İstanbul'a doğru yola çıktı.

Yeni fethedilen yerleri, Osmanlılar hemen iskan (göçmen yerleştirme) ederlerdi. Trabzon dolayları da fethedilince insan yerleştirilmesi, Türkleştirilmesi gerekti. Bu sırada doğuda yaşayan Horasan asıllı Çepniler başlarında bulunan Acem meliklilerine isyan ettiler. Bu isyan önlenemeyince kovuldular, çeşitli boylar halinde, kırk bin çadırlık bu toplum, Tirebolu, Görele ve Vakfıkebir'e yerleştirildiler.

O zamanın bir başka yerleşme şekli de, abdal, derviş, şeyh, şah veya melikelerden birinin boş ve verimli bir araziye yerleşmesi ve etrafına bir takım insanları toplaması ile olurdu. Diğer yerleştirme şekli ise sürgündü. Tamamen padişahın arzusu ile yeni fethedilen bir yeri yurtlandırmak için, bir başka yerin halkı kaldırılarak buraya yerleştirildi. Bazen de vergi vermeyen isyan eden yerlerin halkı, mecburi iskana (yerleştirme, sürgün) tabi tutulurdu.

Görele'ye yerleştirilen Çepniler, geldikleri yerlerin özlemini taşıyorlardı. Oralarda esnaf çiftçi ve çobandılar, burada da aynı işleri yaptılar. Oradaki yurtlarının isimlerini buradaki yurtlarına taktılar. Bir misal "Heri" gibi. Yine halk arasında ağızdan ağıza gelerek kısaltılmış bir söz vardır: "Horasanda bir kot tarlası var". Bu cümlenin asıl şekliyle anlamı şuydu: İlk gelen Çepniler, yeni yerlerini bir türlü beğenip yerleşemiyorlardı. Kızıp, azıp, bağırıp tekrar eski yurduna hareket ediyorlardı. Ondan sonra her azıp, bağırıp tekrar eski yurduna dönmek isteyene "Horasanda bir kotluk tarlası var" denir oldu.

Daha önceden Karadeniz bölgesi Oğuzların Çepni boyları tarafından Türkleştirilmişti. Türkmenler, 1302 yılında Giresun'a kadar inip çevrede bir takım beylikler kurmuşlardı. Oğuz Han'ın Üçok kolundan Gök Han'ın oğlu Çepniden türeyen boya, Çepni Boyu denmiştir. Bu boy Oğuz boylarının sosyal davranış, kültür ve fizik bakımından en seçkini idi. Bu sebeple varlıklarını devam ettirmişlerdir. Halen yurdumuzda pek çok Çepni köyleri vardır.

Diğer birbirinden seçkin Oğuz boylarından bir çoğu bölgemize yerleşmişlerdir. Bunlardan Çuvaş, Çavdari, Dodurga, Avşar boyları vardır. Hepside Oğuz Han'ın Bozok kolundandılar. Avşarlar, Bozok kolunun Yıldız Han'dan oğlu Avşardan türeyen koludur. Onlarda buralara yerleştiler.

Türklerden önce, buralarda, din, dil ve medeniyetleriyle birbirine düşman haline gelen etnik gruplar, bu yeni etnik unsurun gelmesiyle akıllara hayret verecek şekilde kaynaştılar. Sıcak kanlı, babacan ve yardımsever insanlar olan Türkler, varlıklarıyla beraber getirmiş oldukları merhamet, iyilik, müsamaha, dürüstlük ve kardeşlik gibi üstün temel vasıflarıyla bu karışık toplumu tam bir iç barış ve refah içerisinde idare etmişlerdir.

Görele'ye gelip yerleşen Oğuz boyları son derece milliyetçi ve yurtsever kişilerdi. Din ve vatan aşkının dışında her türlü ihtirastan uzaktılar.

Daha Orta Asya'da iken müslüman olarak gelmişlerdi. Fatih devrine ait, çevrede bulunan bir mezar taşı ve çevresindeki mezarlarla, kazılmış şahıslar incelenince, bu mezarın güney doğuya dönük ve daha sonra konulanların, güneye dönük olduğu, eskilerin etrafının bir sıra taşla çevrili olduğu, birkaç yüz kişiyi alacak kadar büyük tava biçimli çukurların da bulunduğu görüldü. Bunların diğer bilgilerimizle incelenmesinden şu kanaata vardık.

Öncelikle söyleyeyim bu mezarlık tepe üzerindedir. Bir tepe üzerinde, doğuya dönük olanlar, şamanist mezarlıklarının aynısıdır. Güney doğuya dönük olanlarsa Ali taraftarlarına atfedilmektedir. Bu tip mezarlar Kızılbaş mezarlıklarına benzemektedir. Çevredeki çukurlarsa toplantı yerleri ve bilhassa bayram günleri köycek, birlikte yenilen yemek yeridir. O devre ait cenaze törenlerinde davul zurna çalmak, silah atmak ve topluca yemek yemek adeti yakın zamanlara kadar gelmiştir. Bütün bu geleneklerde Şamanizmin, İslamiyete adepte edilmiş kokusu ile Türklüğün ebediyen yaşamasına dayanan dini ve siyasi milliyetçilik vardır. Bu mezhep ayrılığı giderek islam aleminde Türklüklerini eritmeme politikasına dayanıyordu. Nitekim ilk yerli müslümanların bir kısmı Hanefi mezhebinden iken, bir kısmı 212 tarikatı bulunan asla fena bir halleri bulunmayan Kızılbaşlık mezhebinin bir tarikatındandırlar.

İslamiyetin yüksek ahlak kuralları, din adamları tarafından öğretilip halk tarafından titizlikle ve saygı ile uygulanırdı. Yalancılık, sahtekarlık, dolandırıcılık, hırsızlık, mala, cana, namusa tecavüz, inancı kötüye kullanmak itimatı sarsmak gibi şeyler asla olmazdı.

Temeli Türklüğe ve İslamiyete dayanan doğu kültürü ile yeni temas neticesi Yunan ve Roma kültürü de az da olsa öğrenildi. İnce ve kalın keten bezi ile şal ve şayak dokunur; tüfek, tabanca, makas gibi demirden aletler; şimşirden kaşık ve çam ağacından tahta yaparlardı. Keçe teperler, yün örerlerdi. Kar ve buz tutmuş keçeden çadırlarda ve ahşap evlerde otururlardı. Buldukları zaman çokca yerlerdi, bulamadıkları zaman az yemek yemeye kanaat getirirlerdi. Ekmeği çok az yerlerdi. Başlıca yiyecek et, süt ve baldı. Yoğurt ve çökelekten yapılan bir cins çorbayı sofralarından eksik etmezlerdi. Bal şerbeti ve ayran da içkileriydi.

Selçuklular zamanında Görele'ye gelen Türkler tam bir serbestliğe sahip idiler. Fatih'ten sonra hükümete rağmen, din adamlarının halk üzerinde büyük etkisi vardı. Askerlik ve vergi işlerini, valiler doğrudan doğruya bunlarla görürdü. Görele önce Kürtün Kazasının Karaburun Bucağının bir kalesi olup, içinde 7 hane Türk, 134 hane Hristiyan ve dokuz da muhafız vardı. Bu haliyle Kürtün kazasının dört önemli kalesinden biriydi.

Bu bucağın yeri iyi seçilmiş olmakla beraber korsan baskınlarına karşı koyamazdı. Bu devirde çevrede bir çok tımarlar kuruldu. İsmail Beyli ve Beyli bu devirden kalmadırlar. Karaburun bucağı daha sağlam ve güvenli bir yer olan Görele Kalesine taşınmıştır. Bu kalede daha çok yazlık olarak kullanılmış, yanı başında bulunan Yavebolu (Adabük) kışlık merkez olmuştur. Kıl keçi, koyun, at, katır, arı ve tavuk beslerler; darı, buğday ve pirinç ekerlerdi. Meyvelerden üzüme çok önem verilirdi. Çeşitli hayvan türleri, şarap, maden ve dokuma ihraç ederlerdi.

Pazara gelen mallardan rüsumat alınırdı. Evlenen kadınlardan gelin resmi denen vergi alınırdı. Yüzden fazla koyundan da kışlık, yaylak vergisi olarak akça veya tulum peyniri alınırdı.

Çok canlı bir ticaret vardı. Doğu malları Trabzon'a ve diğer iskelelere de inerdi. Bu mallar gemilerle Akdenize taşırdı. Bu devir bir bolluk ve bereket devri idi.

Bu devreye ait birkaç noktayı daha açıklamamızda fayda vardır: Bunlardan biri Don Kazaklarının, Karadeniz sahillerine yaptığı devamlı korsan baskınlarıdır. Osmanlı Donanmasının karakol görevini yapmasına rağmen şayka denen ince, uzun, kürekli ve yelkenli süratli tekneler bu sahilleri vururdu. 1625 ve 1633 baskınlarında Görele Kalesi tamamen harap oldu. Asırlarca süren bu baskınları Rus ordusu değil Kazaklar tertip ederlerdi. Önceden iyice planlar, ekseriyetle gece baskını halinde tatbik ederlerdi. Tek kişi bırakmadan halkı kılıçtan geçirip mallarını da yağma ederlerdi. Doğu Avrupa Türkleriyle Asya Türklerini, Rus Orduları değil Kazak baskınları bu şekilde eriterek yok etme yoluna götürmüşlerdi. Böylesi olaylardan dolayı halk Evliya Çelebi'nin de bahsettiği gibi dağ eteklerinde mamur köyler kurmuşlardı.

Çağrılınca Göreleliler, iç ve dış savaşlara, gazi ve şehit olmak gayesiyle severek katılırlardı. O zaman buralarda uzun dönem yaşayan, gerçekten üç arşın (204 cm.) boyunda bir Türk boyu vardı. Bazı mezarlıklarda bunlara ait mezarlara rastlanmıştır. İşte bu boy, IV. Murat'ın Bağdat seferine Türkmen usulünce çoluk çocukları ile katılmıştı. Geri gelemedikleri için de sadece adları kalmıştır.

Duraklama devrinin sonuna doğru, devlet düzeninin iyice bozulmaya yüz tuttuğunu görüyoruz. Bunun da nedenleri iltimas, ipek ve baharat yolunun okyanuslara yönelmesi, Avrupa'daki yenileşme dolayısıyla ekonomik gerileme; suhte denen öğrencilerin isyan ederek köylere baskın yapması; harblerdeki yenilgiler, lakaydi ile devlet otoritesinin zayıflaması sonucu, korkunç bir hoşnutsuzluk ve güvensizlik başladı.Bundan sonra herkes başı selametinedir ki bu devire de kaç göç devri diyoruz. Viyana bozgunundan sonra, ağır ağır Görele'ye muhacir akını da başladı. Azak'ın kuzeyinden gelen göçmenleri, Kuzey Kafkasyadan, Tahma Suyu vadisinden gelenler takip etti. Bu muhacir akını 1915'e kadar devam edecektir. Yalnız bu yeni gelenlerde her türlü saldırganlık vardır. Adam öldürmek ve soymak bunların icadıdır. Çeşitli nedenlerle çatırdayan imparatorluk çatısı altında Göreleliler pek tedirgindir.

Karlofça Antlaşmasından Sevr Antlaşmasına Kadar

İki yüz yılı aşkın bu zaman içinde elimizde bir miktar Görele Tarihi'ni aydınlatacak vesika vardır. Sıra ile inceleyelim: "Kaza-i mezkur Tirebolu ve Vakf-ı kebir kazaları arasında ma'a kaza (köylerle beraber) 3945 haneyi ve 156042 dönüm araziyi şamildir.

Burada mukaddeme (önce) Korele adında bir kale yaptırılmış olduğundan nâmı o kaleye mensup hâlâ gerek kalenin ve gerek muharren (sonradan) Üçüncü-zade tarafından inşa olunup sonra her nasılsa tahrip edilen kasaba-i âtikanın (eski kasabanın) eserleri (izleri) mevcuttur.
 



1294 tarihli Trabzon Salnamesi'nde Görele

Buranın mahsûlâtı dahi fındık ve fasulye ve mısır ve üzümden ibaret olup bunlar tüccara satılır ve oranın üzümünden külliyetli şarab yapılır." Ömer Akbulut, "Trabzon Cumhuriyetten Evvel Tarih ve Valiler" adlı kitabında özetle şöyle demektedir; "Üçüncüoğlu Ömer Paşa, Torul'un Manastır köyünde doğmuştur. Babası Ahmet'tir. Tahsilini İstanbul'da görmüştür. Paşalık rütbesini Vidin harbinde almıştır. Birinci Sultan Mahmut zamanında Dersim isyanını bastırarak padişahın gözüne girmiş ve Trabzon'a tam selahiyetli ve üç tuğlu vezir olarak gönderilmiştir. İlk defa Görele kalesini fethetmiş ve sonra da Trabzon'da Güzelhisar, Rum ve Kızılbaşların düşmanı olan Paşa sonradan Birinci Sultan Mahmut'un gazabına düçar olarak kellesi vurdurulmuştur. Harşit vadisinden bir yol geçirmiş, Görele ve Trabzon kalelerini Yeni Cuma mahallesinde Sultan Mehmet camiinin yanında bir medresesi, Uzun sokakta çeşmesi ve Trabzon'da eski Görele kazasında ve Elegü İskelesinde hayratı vardır".

Diğer bir vesika; Sivas beylerbeğisi Süleyman Paşa'ya ve Karahisar Behramşah ve Çepeni [Çepni] Çunkar ve Orta Pare hüküm ki; Karahisar Behramşah ve Çepeni Çunkar ve Orta Pare kazalarında sakin ulemâ ve sulehâ ve eyimme ve hutebâ ve sair eşref gergâh-ı muallama mahzar gönderüb zikronulan kazalarda sakin reaya tayifesinin ziraat eyledikleri yerlerde Türkman tayifesinden Mamalı ve Cirid ve Pehlivanlı ve Güvan ve sayir Türkman tayifesine mahsus defteri cedidi hakaînde mukayyed kadimi yaylak yoğiken zikronulan Türkman tayifesine kabilerile yaylak zamanında kazaların varup mer'alarına konub kök tereke ve sair mahsulleri arasında davarların rai ve ba'dehu harman vaktinde koyun ve sayir davarlarile gelüp çuval getürüp muradları mıkdarı mahsullerin gasp ve üç dört ay mıkdarı meksü teaddi ve kışlağa avdet eylediklerinde dahi mer'adan hayvanların maan sürüb götürüp ve evlerin basub içinde olan esvap ve ehlü ayallerinin üzerinde olan libasların nehbü garet eylediklerinden maada zikronulan Türkman tayifesinden Cüneyd kethuda oğlu Osman ve İdris ve Hasan ve Kirkoğlu İsmail ve Kuyuncu Şahin ve Cebeci Dudyar ve Hızır nam şakıyler sayir hevalarına tâbi eşkiya ile kazaî mezbûrun kurasında yedlerinde olan mümza defter mucibince doksan beş kil arpa ve yüz kil hıntaların cebren gasb idüb her sene bunun emsali teaddilerinden naşi ekser kura ahalisinin perakende ve perişan olmalarına bais oldukların ilâm eyledikleri ecilden senki mirimiranı mumaileyhsin bu fesadı iden mezkûrlar bulundukları mahalde meclisi şer'i şerife ihzar ve hasımlarile mürafaai şer ve hilâfı şer'i şerif ve bigayri hakkın nehbü garet eyledikleri her ne ise badessübut marifet-i şer'ile esbabına reddü teslim itdirüb ve mezbûrların kazai mezburda defterde mukayyed bilfiil tasarruflarında kadimi kışlakları yogiken kazalarına uğramayub ve bigayri hakkın mahsul ve sayir eşyaların garet etmemek üzre muhkem tenbih ve te'kid olunub mütenebbih olmıyub giru vechi meşruh üzre zulüm ve teaddi üzre olanları isim ve resimlerile ve sıhhati ve hakıykati üzre deri devletmedarıma arzu ilâm eylemem babında deyu yazılmışdır.

Fî evasıtı r 1113 [14-24 Eylül 1701]

İkinci yazıda aşağıda: İspiye [Espiye] madeni emini Ebûbekir zîde mecdihuya hüküm ki, Hâlâ Trabzon mütesellimi Murtazâ zîde mecdihu südde-i saâdetime mektup gönderüb mütesellimi mumaileyhin ber vechi malikane uhdesinde olan Görele namı diğerle Pavaboli [Yavebolu] mukataası reayalarından Çepeni [Çepni] taifesi kadimi yerlerinden huruc ve etrafa perişan ve kendü hallerinde durmıyub berren ve bahren kat'ı tarıyk ve sefki dimâ ve nehbi emval ve hetki a'raz ve bunun emsali fesadü şekavetlerinin nihayeti olmıyub mezkûrların şerrü mazarratlarından ümmeti Muhammedin emnü rahatleri kalmamağla te'mini bilâd ve tatmini ibad içün bundan akdem müteaddid sudur iden evamiri şerifem mucibince maiyetine memur tavayifi askeriyye ile Trabzon'dan Gireson [Giresun]'a varınca taifei merkumenin kuttaı tarıyk ve sair eşkıyasının haklarından lâzım gelen cezayı şer'ileri tertip ve parakendeleri dahi kadimi yerlerine iskân ve hüsnü nizama ifrağa mübaşeret eyleyüb lâkin şekavetpise ve re'si eşkıyaları şiddeti şitadan bir tarafa firar itmelerile imkânda olmıyub güzergâhları seddü bend itdürüldiğinde bizzaruri eşkıyayı merkumeden malûmül esami şakıyler İspiye madenine gidüb senki madeni mezkûr emini mumaileyhsin sana istinad ve iltica ve kendülerine cayı selâmet ittihaz eyledikleri ecilden saire dahi bu halet sari olub maazallahü tealâ mezburlardan biri selâmet bulur ise bir müddetden sonra zuhura gelüb virilân nizamın ihtilâline bais olunacağı mukarrer olmagın bu esnada madeni mezkûra giden eşkıyayı merkûmenin haklarında lâzım cezayı şer'ileri tertibi içün ahiz ve mütesellimi mezbura irsal ve teslim eylemek üzre senki emini mumaileyhsin sana hitaben emri şerifim suduru halinde ilâm Divanı hümayun'umda mahfuz olan ahkâm kuyudatı tetebbü olundukda Trabzon ve Gireson havalilerinde olan Körtünlü [Kürtünlü] eşkıyası bulundukları mahallerden kaldırılub vatanı asliyyeleri olan Görele kazasına naklü iyvâ ve iskân ve mezburlardan bu makule fesadü şekavete tesaddi ve ihtilali memlekete müeddi olanları alâ eyyi hâlin ahiz ve ele getürilüb haklarında şer'an lâzım gelân cezayı şer'ileri icra ve şerrü mazaratları bilâdı ibad üzerlerinden def'ü ref' olunup lâkin fesadü şekavetede alâkası olmıyan bigünâhların nüfus ve a'razına taarruzdan ve celbi malden hazer eylemek üzre Trabzon mütesellimine ve Gümüşhane eminine ve sairlere hitaben tenbih ve te'kidi müştemil evamiri şerife virildiği mukayyed bulunmagın mütesellimi mezburun iltiması üzre eşkıyayı merkumeden madenler tarafına firar ve iltica idenleri maden ümenası ahiz ve mütesellimi mezkûr tarafına irsal ve teslim eylemek içün emri şerifim virilmek babında bilfiil reisülküttabım olan İsmail dame mecdihu ilâm itmegin ilâmı mucibince amel olunmak babında fermanı âlişanım sadır olmuşdur. Buyurdum ki Fî evaili za 1145 (15-24 Nisan 1733)

Yukarıda ikinci yazıda bahsedilen olayla yakınen ilgili Ömer Akbulut'un yayınladığı hüküm yazısı ise şöyledir; "Hâlâ Trabzon Mütesellimi olup Görele Voyvodası olan Mürteza zide mecdihuye hüküm; Trabzon ve Giresun havalilerinden olan Kürtünlü eşkıyası mukaddema zuhur ve havalarına tabi ehli ebnai sebulin yolları sesbendu zekan memlekete ishali mazarrat ve kadli nufus ve aslı emval müslimin adeti müstemereleri olup bunun ensal fesad ve şekavillerinin nihayeti olmadığı bundan akdem ilan olundukça eşkiyayı merkûm marifetine bulundukları mahallerden kaldırıp vatanı aslileri olan Görele kazasına nakli iskan olunmaları babında emri şerifim sadır ve Serdar Mustafa nam kimse dahi bu hususa memur olunmuşken mezkûr Mustafa gelmediğinden eşkiya-yı mezkûre nakl ve iskan olunmayıp hal üzre kalmaları ile tekrar cumhur ve emniyetli ahalisi Vilayet üzerine hücüm ve kitale tesaddi ve varışta olan en ümmet-i Muhammedi kaleye kapayıp dört beş [ay] muhassara ve cengu cidâl ve taşrada buluna emval ve eşya emtialarıyla müslimine taarruz ve nicelerini katl-i fesade fesad-ı şekaved ederek etrafı perişan olup ol veçhile şaki-i mezkûrun şer ve mazarratlarının an bilâd-ı ib'ad ve şegerci memleketi ebnai sebilin bir türlü emniyet ve rahatları kalmadığı Ser ve Giresun Kadısı Ahmet Görele Naibi Hüseyin ve Elevi Görele Naibi Ali ve Bayramali Kadısı Mehmet zide fezâilehû'ın başka başka arz Giresun'da sakin ulema ve sulehna vaizi ve hitabe fukara ve suafe zavatı kiram ve zair ehali muhzir ile ilan ve mezburlar bulundukları yerlerden ve hak ve asliyeleri olan Görele Kazasına nakil ve iskan ve mezburelerden bu makule fesad ve şekavete tesaddi ve ehli memleket mueddi olanlar alelecele el geçirilip haklarında şeran lazım gelen cezayı şeriyeleri icra şer ve mazaratları bilâd-ı ib'ad üzerlerinden ref olunmak emri şerifim sudurun itimat edmeniz ile eşkiyayı merkum eden büyüme fesad ve icra ile ve iskanlarının ve bilâd-ı ib'adın tathiri fermanın olup bu hususta sıyanet muavenat ve muzaherat ve iltihak ihtiyat üzere hareket eyle"

Ömer Akbulut'un neşrettiği dördüncü yazı bir şikayetname: Çepni eşkiyasının zülmüne uğrayan bir vatandaşın, padişaha sunduğu dilekçe: "Devletli, saaddetli, merhametli Efendim Hazretleri sağolsun. Kulunuzum.Trabzon sancağında Görele Kazasında olan Çebni eşkıyası, voyvodamız olan Murteza Ağa'yı kaleye kapayıp, beş gün beş gece muhazarada kalıp iki yüz ölü, mal ve erzaklarına garet edip hakim keşfedip yalnız üçyüz keselik mallarımızı yağma eyledikleri bu kulları mezbur Mürteza Ağa ile muhazaradan çıkıp vilayete gelip arzlarımıza nazar olunduğunda, Çepni eşkiyası hakkından gelip ecri hak olunmak üzere iken, mütesellim cemiyeti kübra ile geriye çevrilip Trabzon'a gelip gayri tedarik üzere iken Pulat oğlu Mustafa ve Yüzbin Mustafa ve Kazancı oğlu Mehmet ve Kuruluş oğlu Hüseyin müteveffa mütesellim harem konağına giderken, bu mezburlerin tahrikiyle iki yüz tüfekliyle köşe başında tutup, sekban başının karşısına getirip abdest ibriği versin, Tanrının divanına durayım deyip vermemekle feryat ederken der-akab boğazına ip geçirip boğup teslimi ruh etmiştir. Bu kullarını dahi tutun katledelim dediklerinde bu kulları avret feracesi giyip firar edip hâk-i pâye yüz süre geldiğimizde Efendimizin dahi hakkınızı icra-i hak edelim deyup fermân-ı âlileri olmakla elan bugüne dek inayetli Efendimizin fermân-ı âlileri üzere han köşelerinde zelîl zer-gerdân olup ikiyüz ölü, kasaba perişan kalemiz harap ve Çepni eşkiyasının tuğyanından bir iskeleden bir iskeleye gidilmek bir türlü mümkün olmamağa Çuhadar Hüseyin Ağa kulunuz her ahvalımıza muttali olduğu hakkımız ihkakı hak olunmak ve mallarımız tahsil olunmak için Hüseyin kulunuz mubaşereti ile İsmail Paşa Hazretlerine hitaben müekkiden ferman-ı âlileri niyaz olunur. Baki ferman Devleti, merhametli, sultanım hazretlerinindir".

M. Arslan'ın ise yorumları şöyledir; İpek ve baharat yolunun Akdeniz yerine Okyanuslar üzerinden işlemesi dolayısıyla bütün Anadolu gibi bu büyük bölge de kervan ticaretinden mahrum oldu. Kapitilasyonlar dolayısıyla da mevcut el sanayini kaybetti. Yobaz softalar dolayısıyla Avrupa'nın yeniliklerine ayak uyduramadı. Uzun süren II. Viyana seferi dolayısıyla ekonomisi alt üst oldu. Yetişkin ve kültürlü insanlar savaşlarda eridi gitti. Yöneticilerin beceriksizliği, devlet idaresine iltimas ve kayırmanın girmesi, halkı kısa zamanda şaşkına çevirdi.

Neticede kıran kırana bir eşkıyalık, isyan ve baskınlar başladı. Denizde korsanlar, karada eşkıya kendilerini selamlamayan kuşları uçurmuyorlardı. O zamanki Görele'nin bir köyü olan Kötünle komşu kaza Kürtün ve Çepni eşkiyası ortalığı kasıp kavuruyorlardı. Sadece halkı değil hükümeti de basıyordu.

Yukarıda, Esbiye madeni emiri Ebubekir'e yazılan ferman da belirtildiği şekilde bu madende Görele'li Çepni eşkiyasının eline geçmişti. Trabzon, Gümüşhane ve Giresun'dan gelen kuvvetlerle ve hile ile bu eşkıya yakalandı. Denizlinin Sandıklı kazası'na sürüldü. Ele başları Bakü'ye kaçtı. Sürgüne gidenler 600.000 akçe fidye vererek o çevreye dağıldılar. 1729 yılında olan bu olay Görele'yi islah etmedi.

Yukarda bir vatandaşın padişaha yazdığı mektuptan da anladığımıza göre Görele Kalesi tekrar harap edildi. Asıl önemli olanı bu kalenin Kızılbaşlarının Trabzon valisi olan Üçüncüoğlu Ömer Paşa'nın akrabası Kaymakam Mehmet Bey'e isyanlarıdır. Bu isyandan sonra Görele Kalesi, Ömer Paşa tarafından tamamen yıktırılmıştır. Kalenin kızılbaşları ise tamamen ezilmiştir.

Eski Görele'ye ait bir sayfa burada kapanırken bir numaralı belgede bahsolunan Görele'li şakilerin Şebinkarahisar taraflarına yaylaya gittiklerinde yaptıkları yağmacılık, soygunculukla 1697 yılında başlayıp, tahminen 1738 yılında, medreseden yetişme ve iyi bir islahatçı olan Üçüncüoğlu Ömer Paşa'nın bu kaleyi yıkması ve Kızılbaşlarını de ezmesi ile biten korkunç devrin sonunda halk buradan dağılmış ve genellikle'de Elevi denen yeni Görele'ye gelmişlerdir.

Yeni Görele (Elevi) Kazası, 1758 yılında Tirebolu'ya bağlı bir bucak haline getirilirken, doğudaki bir kısım yayla köyleri Torul'a, batıdaki bir kısım köyleri de Tirebolu'ya bağlandı.

M. Arslan konuyla ilgili yorumlarına şöyle devam ediyor: Bu devirde Rize'de Tuzcuoğulları, birleşik halde Of ve Sürmene ağaları ile Trabzon-Giresun arasında da Hacı Salihoğulları, Laçinoğulları, Kel Alioğulları ve Kuğuoğulları hükümdar durumdadırlar. Bunlardan bazıları yaptıkları baskınlarda top bile kullanmaktadırlar.

Yukarda bahsedilen Kuğuoğullarından İbrahim Ağa, Giresun'da Falcıoğulları ile Dizdaroğulları arasında çıkan bir olay ve bunu takip eden tahcir veya kıtal olayına adı karışıp hakkında bir defa ölüm fermanı sadır olmuştur. Bu şahıs Görele'ye gelerek, kaymakam Beşikdüzlü Külünkoğlu Mehmet'le hısımlık ilişkileri kurup, sonradan 1748 yılında af edilerek onun yerine voyvoda oluyor. Bazı kaynaklara göre bu tarihten itibaren on beş yıl, bazılarına görede 1758 yılına kadar bu görevde kalıyor ki bu ikincisi akla daha uygundur. Oğlu Süleyman Ağa 1758 yılında bucak merkezini Görele'den Çavuşlu'ya nakletti. 1794 yılında ölümü ile bucak merkezi tekrar Görele'ye taşınmıştır.

İbrahim Ağa şekavet (eşkıyalık) olaylarında çok tecrübeli idi. Voyvoda olunca bu tecrübesinden faydalanarak çevredeki bütün şakileri bastırdı. Halk derin ve rahat bir nefes aldı. Bu başarısından dolayı oğlu Süleyman Ağa'yı önce Şebinkarahisar, sonra da babasının yerine Görele Voyvodası yaptılar.

Süleyman Ağa'dan sonra oğullarının, Görele'nin muhtelif yerlerinde konaklar kurarak derebeyliği yaptığı söylenmekte ise de önemli olan Çavuşlu da bulunan büyük konağın cümle kapısının üstünde bulunan "Bâb-ı Han" yazısı ile şövalyelerin şatolarını andıran iç bölme ve teşkilatı yurdumuzda bulunanlar arasında emsalsizliğini isbata kafidir. Çavuşlu'da bulunan bu konağı M. Şaban Toz şöyle anlatmıştır:
"Çavuşlu'da iki adet konak vardır. Konaklardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur. Eski konak üzerine tamir edilmek suretiyle yapılmış bir konaktır. Bu konak bu günkü Cami Yanı dediğimiz mevkinin üzerindeki, şu anda Zorlara ait olan evin çevresidir. Hamamı vardı, kileri vardı (benim çocukluğumda); oralar yıkıldı yerine yeni binalar yapıldı. Fakat konağın ana duvarlarından bir duvarı durmaktadır. İkinci Konak Kuğuoğullarına ait olan konaktır. Bu konak Hükümet konağıdır. Orta kapının, büyük kapının üzerinde "Bab-ı adâlet" yazıyor. "Adalet Kapısı" mavi çini ile beyaz zemin üzerine yazılmıştır". 1796 ylında büyük bir veba (daun) salgını olmuştu. Bu salgında çok sayıda insan öldü. Görele'de pek az insan hükümran ve dost iki ağa ailesi kaldı. Güney doğuda Emanetler, kuzey ve batıda Kuğular ailesi. Bunlardan birincisi ulaklıktan ikincisi kuvvete dayanarak sivrilmişlerdi. Şişmanoğlu Muhtar, Emanetlerin kestiği tapu koçanlarının dip kayıtlarını gördüğünü muamele için kendisine getirildiğini bana anlatmıştır. Kuğuoğullarının da akrabalarından Kara Mehmet Ağa'yı kendilerine danışmadan yol yapmaya başladığı için Çavuşlu'da astıkları bilinmektedir.

O zamanlar aşağılık insanlarla, aşağılık suç işleyenlerin boynu kılıçla kesilirdi. İyilerle, soylulardan suçlu olanlar da asılırdı.

Bu devirden gerek asi ve şakilerin ıslahat kabul etmez tutumları gerek o devre damgasını vurmuş olan Kuğuların sert tutumları dolayısı ile halkın büyük bir kısmı, hatta köy köy "Şahali, Gökçeali, Terziali, Türkali, Dayıali" gibi Keşapta Şahmelik, Giresun'da Çıtlakkale taraflarına ve başka yerlere naklettirilmişlerdir.

Anarşinin merkez ocağı, yeniçerilik kaldırıldıktan sonra, sıra derebeylerine gelmişti. Trabzon valilerinden Hazinedarzâde Osman Paşa Tirebolulu Kahyazâde Emin Ağa'yı geniş selahiyetle Görele'ye göndermiştir. 1830 yılında Beşikdüzü, Eynesil dahil bütün Görele'deki konakları bu zat bir rivayete göre bir gecede yaktırmıştır. Sonra Ordu ve Giresun'a giderek oralara göçmüş olan halkın bir kısmını geri getirmiştir. Tarıma çok önem veren Emin Ağa, bir çift domuz kulağı getirene bir kıyye barut vermek sureti ile bu hayvanların neslini tüketmiştir.

Derebeylere ait Çavuşlu'daki konağın ikinci bir defa daha yakıldığı bilinmekte fakat sebebi öğrenilememiştir. 1838 yılında genel bir nüfus sayımı yapılmıştır. Bu sayımda da halk kadınların yazılmasına itiraz etmişlerdir. 1879 yılında Görele tekrar kaza oldu.

Görele, ilçe olduğu zamanlarda Çavuşlu'ya nisbetle pek gelişmiş değildi. Bu günkü T.C. Ziraat Bankası'nın yerinde bulunan bir medrese, Eski Cami ve doğusundaki blokun olduğu yerdeki ikinci medrese ile Eski ve Yeni Camilerle bunların arasına kümelenmiş olan ahşap han, dükkan, fırın, mağaza ve kahvehanelerden ibaret olup, etrafta Türk, Rum ve Ermeni olmak üzere otuz kadar da mesken vardı. 1880 yılında çıkan bir yangında çarşı olan yerler tamamen kül oldu.

Görele ilçe olmadan önce yalnız kış mevsiminde pazar kurulurdu. Yazlık pazar yerleri ise önceleri Bozcaali Köyü, Çakırlı Kıranında, sonra Daylı Köyü (Gürle Kıranında) olurdu. Bugünkü Tirebolu Caddesine paralel bir bataklıktan sonra Kumyalı mahallesi ve Elevi deresinin batı taraflarında müteaddit bataklıklar vardı. Sıtma ve sivrisinek korkusu ile buralara yaklaşılmazdı. Bugünkü Hürriyet ve Bulvar caddelerinin oldukları yerler tamamen denizdi. Hükümet konağının güney batı kısmındaki dörtyol kavşağı Ermeni, onun güneyine doğru uzanan saha Rum, burada Yeni (Hasan Ağa) Camiisine kadar olan büyük saha da Türk mezarlığı idi.

Eski Görele iki kısımdan ibaretti. Esas bölüm bugünkü Görele burnu denen yerde kalenin çevresindeki kasabaydı. Burası önceleri daha çok yazlık olarak kullanılırdı. Buranın bir kilometre doğusunda bulunan Yavebolu, sonradan Yobul ve Adabük olarak anılmıştır; burası da önceleri kışlık kasaba olarak kullanılırdı. Görele Kalesi ile Yavebolu'da inkiraza uğrayınca daha doğuda Şarlı adı ile kasaba belirdi. Bu kasaba ve çevresinin halkı 1894'te Görele'den ayrılarak kısmen Trabzon merkez ilçesi ile Vakfıkebir'e bağlandı. Şarlı adı da sonradan Beşikdüzü olarak değiştirldi. 1896 yılında Trabzon ilinde görülen kolera salgını Görele'de de görüldü. Yaz mevsimine rastlayıp halkın yaylada olmasından dolayı pek az zayiatla atlatıldı.
 



Görele hakkında bir hüküm

Bu devirde de İmparatorluğun her yanından isyan, kopma parçalanma haberleri ile Kırım Harbi, doksan üç harbi adı ile bilinen Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Harbinin acı haberleri; her hadisenin sonu ilan edilen seferberlikle ilgili olarak, önceleri süresi belirsiz sonralarıda çok uzun süreli asker toplamalar, yiyecek, giyecek ve hayvan toplamalar insanları huzursuz etmekle beraber; bu devrede tarıma ve el sanatlarına çok önem verilmiştir.

II. Abdülhamit devrinin başlarında halk yiyecek, giyecek hususunda kendi üretimiyle geçinirken, bu devrin sonunda belirli kişiler, çarık yerine çapula; yerli şal, şayak, kendirden, pamuktan ve ipekten ürettiği dokumalar yerine acem basmaları, tokat manisaları, yabancı şayaklar; kök boyalar yerine fabrikasyonları; alışılmış olan yakacak veya tutuşturucu kav çakmak yerine kibrit; yakıtı çevreden sağlanan kandil yerine petrol lambası kullanır oldular.

Bu devrin bir başka özelliği de devlet idaresinin halkın lehine doğru düzeltilmesiydi. Fakat bu tedbirler hasta adam denen ölümü beklenen İmparatorluğu kurtaracak durumda değildi.

Dünya Savaşı'nda Görele

Balkan Harbinden yeni çıkıldığı ve ekonomik sıkıntıların devam ettiği bir devirde I. Dünya Harbi beklenmedik şekilde çıkageldi.

Harbin başında tuz buhranı belirdi. Deniz suyu kaynatılıp yoğunlaştırılarak tuz yerine kullanıldı. Yiyecek, giyecek ve kullanılacak çeşitli maddelerin buhranı bunu takip etti. Askerlik çağındaki erkekler cepheye gidince bütün ailenin yükü kadınlara bindi. Bu da yetmezmiş gibi Göreleli kadınlar aylarca Çanakçı yolundan Torul'a (Ardasa) sırtlarıyla cephane taşıdılar. Bu yolda birçokları şehit oldu. Deniz trafiğini Rus gambotları durdurmuştu. Bir patikadan ibaret olan karayolunu da mekkareler tutunca ulaşım çok gene güçleşti

Daha savaşın ilk aylarında Görele halkı açlıkla karşı karşıya geldi. Görele kazası ahalisinin, yemek için ihtiyaç duydukları ve Ziraat Bankası'ndan dağıtılmasını talep ettikleri 15.000 kilo mısır, Ziraat Bankası kanununun buna müsait olmaması sebebiyle yerine getirilememişti. Ziraat Bankası Umum Müdür Muavini Refik Bey, Görele'nin istediği yardıma bankanın mevzuatının uygun olmadığını 29 Nisan 1331'de (12 Mayıs 1915) Dahiliye Nezareti'ne bildirdi.

Zaman geçtikçe durum daha da kötüleşti. Trabzon valisi, Görele Kaymakamlığı'ndan gelen 15 Teşrin-i Evvel 1331 (28 Ekim 1915) tarihli bir yazıya cevaben, muhtaç olanlar, askeri rütbeliler ve Müslüman muhacirlerin iaşe ve tedavisi için hiç bir şekilde tahsisat bulunmadığı tebliğ etti (28 Teşrin-i sani 1331/11 Aralık 1915). Ayrıca, Görele Kaymakamlığı, Müdafaa-ı Milliye'ce muhtaçlara yardım edilemeyeceğini anlamıştı. Böylece hem halk, hem de bölgedeki diğer muhtaçlar büyük bir çaresizlik içinde kaldılar

Rus orduları Türk topraklarında ilerlemeye başlayınca tekrar ve son muhacir akımı başladı. Teşkilatsızlık, bilgisizlik ve yer yer baş gösteren kolera salgınları, aç ve çıplak olan halkı, ana baba gününe dönmüş olan yollarda kırıp bitiriyordu. 1916 yılında düşman Trabzon'a gelmişti. Düşman savaş gemileri ile topçuları muhacirleri zaman zaman perişan ediyor, terk edilen çocuklar da düşman süvarilerinin atlarının ayakları altında can veriyordu. Kahraman Tonyalılar düşmanı bir müddet duraklatınca, göçe hazırlanan Göreleliler biraz sevindiler.

1916 yılının Ramazan ayı idi ki Temmuz ayına isabet eder, düşman tekrar bütün hıncıyla ilerlemeye başladı. Sadece yollar değil, deniz kenarları, dere kenarları, aç susuz, hasta mahşeri bir kalabalığın, aynı dertleri paylaşan hayvanların, yaralı askerlerin feryatlarıyla göklere kadar inliyor, vadilerde seller gibi yankılar yapıyordu. Bu hengameyi yaklaşan düşman askerlerin silah sesleri, kurşunlu kamçılar gibi yürekleri dövüyor, başlardan aşağı kaynar sular gibi dökülüyordu. Bir mezar sessizliğini andıran bir anlık duraklamadan sonra ölü benizli insanlar, titrek vücutları, kuruyan boğazlarında düğümlenen hıçkırıkları ve sarsılan bacaklarıyla biraz daha yol almaya çalışıyor. Bu defa düşman gemileri toplarını onlara doğru çevirip, bazen de sağa sola birkaç mermi atarak, bu bitkin insanların ızdıraplarına ızdıraplar katarak alay ediyordu. Ruslar'ın karşısında direnmeye çalışan Türk birlikleri, 20 Temmuz 1916'da Vakfıkebir deresi gerisine çekildiler. Rusların 21 Temmuz'da Fol'a girmesi üzerine Türk kuvvetleri Çavuşlu deresine, 2 Ağustos'ta Görele'ye, 24 Ağustos'ta da Çanakçı deresi boyuna çekilmek zorunda kaldılar. Türk kuvvetleri 30 Ağustos'da karşı taarruzla Görele'ye kadar ilerlediler ise de, Ruslar'ın taarruzu ile 21 Ekim'de Harşit deresi boyuna çekildiler ve burada cephe tuttular.

Hüseyin Hüsnü Durukan, savaş anılarını şöyle anlatıyor

Kayıkları olanlar geceleri ve kıyıyı takip ederek gittiklerinden biraz olsun rahattılar. Fakat karada giden yüzbinlerin hali haraptı. Temmuz sıcağının düşmanla yarış edecesine iyice bastırdığı bir gündü, Ramazanın arifeden bir önceki günüydü, düşman gemilerinin kara yılanlar gibi uzanan namluları alevler kusup yeri göğü inleterek Eynesil çevresindeki birkaç nesneyi hallaç pamuğu gibi atıyordu. Bu gece düşman askerlerinin alev kusan namluları mel'un salvolarıyla, Göreleliler tarafından korku, heyecan ve buruklukla seyredilmişti. O gün öğleye doğru biri katır, diğeri at sırtında iki kişi o mahşeri kalabalığın içinde göründü. Çavuşlu mezarlığının kuzeybatı köşesindeki ulu çınara arkasını dayayarak, doğuya yöneldiler. Katırdaki heybetli ve vatansever bir asker olan Hacı Hamdi Paşa, atlı da yaveri idi. Paşa bir iki yutkundu, belli ki konuşmak istediği sözler boğazında düğümleniyordu. Birden: "Nereye gidiyorsunuz? Sahibiniz kimdir?" dedi. Belli ki teessürü konuşmasına imkan vermiyordu. On binlerin dikkatten taş kesilen ölüm sessizliği içinde yavaşça hayvanlarını batıya doğru sürdüler. Sanki yeryüzünün deniz gibi dalgalandığını andıran bir kımıldanış, kuruyan dudaklardan, titreyen vücutlardan son bir davranışla acı ve buruk feryatlar, gene göklere kadar yükselip, obuzlara, denizlere doğru yayıldı. Bir ateşin kalıntılarındaki kıvılcımlar gibi son ümitlerde söndü. Ramazan arifesi, 25 Temmuz 1916 günü, Çavuşlu ve çevresinin halkı ekseriyetle göç etti. 26 Temmuz 1916 Şeker Bayramı'nın birinci günüydü. Düşman Eynesil'i çoktan geçmiş, her an Çavuşlu'da bekleniyordu.

Bir grup insan sabah ve bayram namazına gelmişti. Endişe ve ümitsizlik sonsuzdu. Bir gözetleyici dikip camiye girdiler. Buz gibi olmuştu hava, cendere gibi sıkıyordu onları caminin duvarları. Birisi hıçkırıklar arasında, kesik kesik, ciğerlere bıçak sokulan ezan-ı muhammediyeyi okudu. Takırdayan ve gümbürdüyen silah seslerinin derinden yankılar yaptığı bir anda, ölüm korkusu ile dehşet içinde namaz kılındı. Dışarı çıkıldı. Henüz düşman Çavuşlu deresini geçmemişti. Avukat Kurtoğlu Fehmi ile tüccardan Hüsnü Kalafat'ın başkanlığında bir kısım halk toplanarak, gidip düşman kumandasına teslim olmaya karar verdiler. Öğleye doğru kalabalık arttı. Elebaşılar öne geçti, sıra olundu ve önde beyaz bayrak taşıyan birinin arkasından yüründü. Henüz Çavuşlu deresine gelmişlerdi ki, yola oturmuş üç asker onları karşıladı. Birbiri ardına: "Bir parça ekmek... bir cıgara… birkaç kuruş harçlık…" sözleri işitildi. (Bu askerlerden biri Kurtuluş Savaşına'da katılmıştır.) Alınlarında vatana ihanet damgası taşımıyorlardı. Fakat aç susuz, bitkin ve belki de yaralıydılar. O sürüden kimsecikler onlara dönüp bakmadı.

Bu grup Aralık mahallesi yakınlarında düşman kumandanına teslim oldu. Asker ve silahlı kişiler bulunmadığını beyanla, hemşerileri adına Çavuşlu'yu da teslim ettiklerini bildirdiler. Düşman kumandanı pek sevindi. Gösteri taburuna merasimle Çavuşlu'ya girmelerini emretti. O gösteri taburu henüz Çavuşlu deresinin karşısına düzlüğe gelmişti ki; az önce avuç açan o üç kahraman damarlarındaki Türk kanı birden taştı, çoştu, fırtına oldu sarstı, yağmur oldu ıslattı, sis oldu örttü, sel oldu sürüp götürdü.

Hemen oradaki bir çukurdan ecel yağdırdılar düşmana. Biraz daha yukardan bir grubun ateş fırtınası onları destekledi. Düşmanın ateş salvolarına karşı bizim taraf tek tek atıp hedeflerini piyonlar gibi yuvarlıyorlardı. Bir zaman sonra bizim taraf sustu anlaşılan atılacak mermileri kalmamıştı. Düşman askerleri geri dönüp kaçışırlarken arkalarında, kütük yığınları gibi leşler, göl gibi kan, kıpkızıl kan akan bir derede bıraktılar.

Beklenmedik haber düşman kumandanına ulaşmakta gecikmedi. Az önce bağrına basıp kendinden saydıklarının birer hain olduklarını anlamıştı. Şimdi küplere binme sırası ona gelmişti. O Allah'ın mübarek Şeker Bayramı günü Çavuşlu'yu işgal ettirip, Çavuşlu deresinin doğusundaki tepelere yüzlerce siper kazdırdı. Önüne geleni toplattırıyordu. Bunlardan bazıları ihtiyar ve çocuktur diye salıverdi.

Çavuşlu'yu teslime giden o altmış dokuz kişilik grup, bir rivayete göre hemen; diğer bir rivayete göre ki, bu daha akla yakındır: Düşman onlarla, topladığı diğer esirleri halatlarla birbirine bağlayarak Eynesil'den, Dizgine ve Enişdibi denen yerlere doğru top çektirir. Hepsi yediyüz kişidirler. Hayvanlar gibi halatlarla birbirine bağlayıp topa koştuğu bu adamlardan, böylece on beş gün çalıştırarak hıncını alamaz. Onları Beyli mahallesinde Kısık denen yere getirir. Kuma doğru uzun iki çukur açtırır. İki sıra eder, önlerine birer mitralyöz yerleştirir. Tedbir tamdır, nöbetçiler kimseyi kıpırdatmazlar. Önce birinci sıranın mitralyözü gırlar, herkes az önce kazdığı çukuru doldururken karşı sıradan biri, şimşek gibi dalar onların arasına, onun da ötekilerle birlikte üstünü kumla örterler. İkinci sıranın en arkasındaki yıldırım gibi dalar derenin içine yukarı, düşman kurşunları ona ulaşamaz. Arkada kalan ikinci sıra öncekilerin akıbetine uğrar. Düşman çekilip gidince, canlı olarak kuma gömülen genç de çıkar kaçar. O gece müthiş bir fırtına çıkar, sanki gökler düşmandan intikam alırcasına, yeryüzü sarsılır. Denizin kabaran dalgaları düşmanın kuma gizlediği yüzlerce ölüyü teşhir edercesine serer kumlara doğru. Haber kısa zamanda etrafa yayılır. Gözü yaşlı öksüz yavrular, bağrı yanık analar ölülerini seçip tekrar o kumlara gömerler.

Bu olayı yıllarca önce o iki kurtuluşa erişen kahramanın anlattığı kişilerden dinledim. İsimlerini yazdığım listeyi kaybetmiş olmama rağmen o devri ve olayı bilen herkes gibi ben de anlattığım şekilde gerçekliğine inanmaktayım.

Şeker Bayramının birinci günü Çavuşlu'ya giren düşman, gece kasabayı bir uçtan öbür uca tutuşturdu. İki yıldır depolara dolup satılamayan fındıklar müthiş bir alev ve dumanla, durgun bir havada göklere doğru mantar gibi bir sütunla yirmidört saat yandı. Düşman bununla da hıncını alamadı. Rastladığı erkekleri ya süngüledi ya da kafasını kılıçla kesti. Mala, namusa da saldırıyordu. İnekleri tavukları kesip yerken, öte tarafta kadınlara saldırıyordu o menfur emelleri için. Bir yerde on tane kadar kızı toplayıp kumandana götürürken, ismini açıklamam sakıncalı olan bir kadın hayatı pahasına, düşman askerlerinin elinden bu kızları kurtardı. Çavuşlu bu kadardı da Görele nasıldı?

Bayramın ikinci günü düşmanlar Görele'deydi. Düşman hıncını alamamıştı, fakat Türklere burada, onlardan daha çok düşman davranan Ermeni asıllı Rus askerleriydi. O gün sokakta ve kahvede rastladıkları pek çok kişiyi öldürdüler. Çevreden ve muhacirlerden topladıkları yüzlerce kişiyi bugünkü ortaokulun yanına kum başına dizdiler. Bir Rus gambotu bu sıralara doğru mitralyözlerini hedef aldı. Bu düzgün ve tam tevekkül içindeki insan yığını ölümü bekledikleri bir anda bir sandal görüldü. İçindekiler, Müftü Müştak Efendi, Ali Bilge ve Hamdi Kandazoğlu idi. Gambota çıktılar. Epey bir zaman sonra gambot hareket etti. Sandal geri döndü, bu büyük insan yığını da ölümün pençesinden kurtuldu. Kasaba böyleyken köyler kan ağlıyordu. Ermeni asıllı düşman askerleri insanları Daylı ve Karaburun köylerinde işkenceyle öldürüp, parçalayıp, teşhir ediyorlardı. Diğer yerlerdeyse öldürdüklerini gizlice gömüyorlardı. Diğer Rus askerleriyse kadınlara çok musallat oluyorlardı.

Bayramın üçüncü günü Göreleli muhacirler Tirebolu yolunda ve içindeydiler. O gün düşman Tirebolu'yu da topa tuttu. Pek çok ev yıkıldı, bir hayli ölü ve yaralı vardı. Bu defa yolda giden muhacirlere saldırdı. Karaburun-Tirebolu arasında içlerinde Görelelilerin de bulunduğu yüzden fazla erkek vatandaşımızı kurşuna dizdi.

Düşman Görele'ye girdiği zaman halk üç ayrı fikre sahipti. Ekseriyet göç etmeye, bir gurup yerlerini terk etmemeye, diğer gurupsa doğup büyüdükleri yerleri kanlarının son damlasına kadar savunmaya kararlıydılar. Çeteci denen bu sonuncu grubun kahramanları, bir buçuk sene düşmana kan kusturup, destanlar yarattılar. Ötekiler de fikirlerini uyguladılar.

Bu çeteciler işin başında on kişi idiler:
Kakaliçoğlu Abdülmuttalip
Kakaliçoğlu İsmail
Çakır Çavuş
Çakır Çoban
Cinoğlu Ali Osman
Bayıroğlu Hüseyin
Çürükvelioğlu Ali
Çürükvelioğlu Mustafa
Seyisoğlu Ömer
Hıdıroğlu Tıp Osman
Dursun Çavuş

Daha düşmanın Görele'ye girdiği gün akşamı bu gurup düşman kumandanını kaçırmaya karar verir. Abdülmuttalip Efendi olayı şöyle anlatır: "Eski Belediye binasında bulunan düşman kumandanının etrafını sardık; ben en öndeydim. Kapıda bir nöbetçi vardı. İçerde Fazlı Efendi ile kumandan yüksek sesle konuşuyordu. Dayan Fazlı Efendi dayan diye bastım narayı. O anda arkamıza bir düşman deniz uçağı indi. Bu defa uçağı yakalamaya döndük. Uçak kaçtı, düşman askerleri de koşuşarak binanın etrafını tuttukları için gayemize erişemedik. Tam bir buçuk sene düşmanla savaştık. O bizi, biz onu takip ediyorduk. O bizi kıstırınca zayiat vermiyorduk. Bizse ona durmadan baskın yapıp köylere çıkarmıyorduk."

Halkın çetelere güveni artmıştı. Görele tarafında Kodakoğlu Halil, Eynesil'de Cebecioğlu Deli Bilal çeteleri kurulmuştu. 1917 yılında düşman tam bir tacizlik içinde bulunuyordu.

Bir de Topkaraoğlu Hüseyin'in hatırasını dinleyelim: İşgal günlerinde Ruslar halkı boğaz tokluğuna denecek kadar düşük bir ücretle inşaat işlerinde ve yük taşımada kullandılar. Bu devrede had safhada olan ekonomik buhranın acısı halka esaretin acısını unutturdu.

1917 yılının sonlarında Rus askerleri arasında itaatsizlik gözle görülecek duruma gelmişti. Bunun ardından ikiye bölündükleri ve çekilecekleri haberleri de yayınladı.

İşgal günlerinde Ermeni asıllı Rus askerlerinin saldırganlıklarına diyecek yoktu. Çocuk, kadın, ihtiyar demeden, saldırmaya mal, can, namus, arıyorlardı. Artan şikayetlerden dolayı Ruslar bu işi önlemeye çalıştılar. Bir de yerli Rumlar vardı. Önceleri o kara günlerimize sevinmekle beraber bize saldırmıyorlardı. Sonradan Torul'dan gelen Çemberlioğlu Kör Vasil, Ermenilerle işbirliği yapıp halkın malına, canına, namusuna saldırınca onlar da tutumlarını değiştirip, Türkleri hor ve hakir görür oldular.

İşgalin son aylarında çeteler yıpratma hareketlerini artırdılar. Yeniköy'de bir baskın düzenlediler. 1918 yılının Ocak aylarında Rus askerleri ikiye bölünmüştü. İlçelerde bulunan Tatarların anlattıklarına göre kaçanlar da vardı. Çeteler haberi aldılar. Ellerinden geldiği kadar düşmanı imha edeceklerdi. Ocak ayının sonuna doğru Ruslar ağırlıklarını Görele'ye, topladılar. Bir kısım askerleri inşa ettirmiş oldukları geniş kara yolu ile geri dönerken diğerleri Görele'ye gelen üç gemiye taşınmaya başladı.

O gece çeteler Görele'ye büyük çapta bir baskın yaptılar. Gemiler iskeleden ayrıldı. Askerlerin bir kısmı karadan kaçışmaya başladılar. Hayvanlarının hepsi ağırlıkların bir kısmı (savaş malzemesi) Görele'de kaldı. Kaçan Rus askerlerini Görele burnu denen yerde, Eynesilli Çeteler yakalayıp hakladılar. Bunun arkasından Türk askerleri Görele'ye geldiler.

Biraz da cepheden bahsedelim: Rus askerleri esaslı bir mukavemete rastlamadan Görele'den Harşıt'a kadar ilerlediler. Bizimkilerse sayıları bir bölük bile tutmaktan uzak bir halde; biri Beyazıt-Kırıklı hattından, diğeri sahilden Harşit çayına kadar çekilip cephe tuttular. Ekseriyeti gönüllülerden meydana gelen asker sayısı artırıldı. Soba borularına top süsü verilerek kazılan siperlere yerleştirildi. Eldeki tek top çeşitli yerlere götürülerek ateşlendi. Böylece fazla gösterildi. Burada büyük muharebeler oldu. Her defasında Ruslar büyük zayiat verdi. Artık tutunamayacaklarını onlar da anlamışlardı. Düşman yıpranmıştı. Birde aralarında, ikilik çıkınca taarruz sırası bize geldi. Tam bu sırada Rusların Kafkas ordusu lağvedildi. 18 Aralık 1917'de Erzincan'da Ruslarla bir mütareke imzalandı. Rusların bıraktığı boşluğu Ermeni taburları doldurup, Türkleri kitle halinde imha ettiği sırada, Vehip Paşa komutasındaki III. Ordu birlikleri altı koldan, Bitlis'ten Tirebolu'ya kadar harekete geçti. 13 Şubat 1918'de düşman Görele'den kesin olarak kovulmuştu. Ayhan Yüksel, Görele'nin Kurtuluşunu "Savaş Yıllarında Giresun" adlı yazısında şöyle anlatmaktadır:
13 Şubat 1918 günü Görele'de yönetimi bir Jandarma Üsteğmeni üzerine almış bulunuyordu. Görelenin kurtuluş haberi, Ordu ve Çarşamba dolaylarına göçmüş olan Görelelileri sevindirdi . Derhal geri geldiler. Gelenler gidenlerin yarısı bile olmaktan çok uzaktı. Ekseriyeti açlık ve koleradan ölmüşlerdi. Gerçekte Ordu ve Çarşamba çevresi halkı muhacirlere çok iyi davranmışlardı. Fazlasıyla yardım etmişti; fakat takatları bu kadarına yetmemişti. Dönen göçmenlerin bir kısmının evleri kasten yakılıp yıkılmıştı. Ne yiyecek vardı, ne de giyecek. O yıl bir de korkunç İspanyol Nezlesi salgını başladı. Binlerce insan ölüp gitti.
 
Kaynak ; Ali Bilir
 
 
 
Görele Köyleri

Akharman Köyü[1]

Akharman köyü Görele ilçe merkezine 15 km mesafede olup 19.01.1992 ta­rihinde Terziali köyünden ayrılarak köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı resmi ka­yıt­larına göre köyde; 47 hane ve 66 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayım­larında ise köyün nüfusu 90 kişi olarak tesbit edilmiştir. Ömer Osman Turp[2] köyün ismi­nin Akharman oluşunu şöyle açıklamaktadır. "Arazinin düz olduğu ve tapuya kay­dedilen isim de bu şekilde kaydedildiği, ekili arazinin o dönemde fazla olmadığı için köyümüzün adı Akharman olmuştur" Akharman köyüne komşu köyler; Arduç, Dikmen, Terziali, İnanca ve Şahinyuva köyleridir. Fındık ve fasulye köyün başlıca geçim kaynaklarını oluşturmaktadır. Köy halkının kendi ihtiyacına yetecek kadar da mısır ve diğer sebzeler yetiştirilmektedir. Köyde tarihi değeri olan 1300-1302 yılla­rında seferberlikden önce yapılmış olan, üç adet su pınarı halen kullanılmak­tadır. Köyde, Kütük deresi üzerinde 1970 yılında yapılmış olan ve 1994 yılında, Çanakçı deresi üzerinde yapılmış olan iki adet köprü bulunmaktadır. Ayrıca, bir adet cami, Kütük deresi üzerinde bir değirmen ve tarihi niteliği olan bir köy mezar­lığı vardır.

Kıran mahalle, Aşağı mahalle, Katırcıoğlu mahallesi, Camiyanı mahallesi ve Köp­rübaşı mahallesi köyün mahallelerini oluşturmaktadır. Köyde yaşayan ve bili­nen sülaleler ise şunlardır; Turpoğlu, Eyüboğlu, Katırcıoğlu, Kargacıoğlu, Ça­kır­oğlu, Çabukoğlu, Aksuoğlu ve Kutluoğulları’dır. Ahmet Turp (1312-1976) ve Yu­nus Turp (1314-1978) İstiklal savaşına katılmış olup İstiklal madalyası sa­hi­bi­dir­ler.

 



[1]          Ali Bilir Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Akharman Köyü Muhtarı

 
 

Çatak Köyü[1]

Çatak köyü Görele ilçe merkezine 5 km mesafede olup resmi kayıtlara göre 02.07.1942 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtarına göre köyde; 66 hane ve 67 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarına göre köy nüfusu 99 kişi olarak tesbit edilmiştir. Halil Ekiz[2] köyün isminin Çatak oluşunu "İki tepe ara­sında çatıştığından Çatak adı konmuştur" şeklinde açıklamaktadır. Tekgöz ka­lesin­den Güney köye kadar olan köyler (Eserli, Aralıkoz, Yalı, Seferli, Tekgöz, Güneyköy) Çatak köyünden ayrılarak köy statüsü almışlardır. Aralıkoz, Yeğenli ve Seferli köyleri Çatak köyünün komşu köylerini oluşturmaktadır. Köyün eko­nomi­sini, hayvancılık, fındık ve sebze ziraati oluşturmaktadır. Son yıllarda böl­gemizde ge­lişen alabalık yetiştiriciliği, köydeki 4 adet alabalık havuzuyla ekonomik anlamda köye ayrı bir gelir sağlamaktadır. Köyde bir cami, Çatak ve Kızlartaşı adında iki çeşme, Çatak-Aralıkoz arasındaki derede bir taş kemer köprü ve aynı dere üzerinde beş değirmen, Kavakdibi denilen yerde eski mezarlık (bu mezarlık Frengi ‘davun’ hastalığı zamanından kalmadır) ve Evliya mezarlığı adında iki me­zarlık bulunmaktadır.

Köy; Yeniyol, Çatak merkez ve Kavakdibi mahalleleri adında üç mahalleden oluşmaktadır. Köyde yaşayan ve bilinen sülale isimleri (soyisimler) ise şunlardır; Ekiz, Ersan, Güner, Erdinç, Tavukçu, Alaca, Kul, Kuloğlu ve Tavacı. Televizyon prog­ramı yapımcısı Kadir Çelik köyün tanınan simaları arasındadır. İsmail Alaca İstiklal sa­vaşına katılarak Gazi ünvanını almıştır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Çatak Köyü Muhtarı

 
 

Esenli Köyü[1]

Esenli köyü ;Görele ilçe merkezine 17 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 05.02.1947 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 175 hane ve 483 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 461 olarak tesbit edilmiştir. Esenli köyü’nün eski ismi "Gürcülü " köyü iken Esenli olarak değiştirilmiştir. Esenli köyü; Görele’nin Zıva vadisinde yer alan nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük köylerinden birisidir. Güvendik köyü Esenli köyünden ayrılarak köy tüzel kişiliği almıştır. Muharrem Hıdır[2] köyün tarihini "Dedemiz Şam’dan gelmiş. Tarihini köyden bilen yok" şeklinde açıkla­mak­tadır. Zafer Sıbıç[3] ise köyün tarihi "Fatih Sultan Han’ın Trabzon Rum İmpa­rat­orluğu’nu yıkmasına dayanmaktadır. Ayrıca bir rivayete göre köyümüze eski yerleşimde ‘Gürcülü köyü’ denmekteymiş" şeklinde ifade etmektedir. Zafer Sıbıç, bu açıklamalarının tam doğruluğu hakkında kesin bilgiye ulaşamadıklarını da ifade etmektedir. Köy, Görele’nin sahilden yüksek köyleri arasında yer almakta olup, Sisdağı’na yakın bir köydür. Bunun için sahil köylere nazaran daha çok yağmurlu ve çiseli bir havaya sahiptir. Bu da köyü ekonomik anlamda olumsuz yönde etkilemektedir. Esenli köyüne; Güvendik, Hamzalı, Sofulu, Ege ve Taşdikmen komşu köyleri oluşturmaktadır. Köy ekonomisini çiftçilik, hayvancılık ve fındık oluşturmaktadır. Köyde; iki cami (biri 1893 yılında tamamen taş duvarla yapılmış olup tarihi değeri bulunmaktadır), iki çeşme, köyü Hamzalı köyüne bağlayan, Sisdağı deresi üzerinde bulunan bir taş kemer köprü (1894 yılında yapılmış Gürcülü Köprüsü), üç değirmen, değirmenlerin biri taş kemer köprünün yanında, diğerleri Deregözü mahallesinde ve bir de mezarlık bulunmaktadır.

Tenkoğulları, Sıbıç, Yiveren, Sivrili, Hopa ve Keleşli köyün mahalleleridir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Hıdıroğlu, Sivrioğlu, Sıbıçoğlu, Tenkoğlu, Karahasanoğlu, Keleşoğulları, Karamahmutlu, Tanioğulları, Arapcin­oğul­ları ve Ustaoğulları’dır. Molla Halil, Arapçayı öğreten, kemer taş köprüyü ve tarihi Taş camiyi yaptıran kişi olarak köyün ileri gelenlerinden olarak bilinmektedir. Eyüp Hıdır, 1973 yılında Urfa Birecik’de Asker iken nöbet esnasında vurularak şehit olmuştur. Köy, Kurtuluş Savaşına ellinin üzerinde genç göndermiştir. Bunlardan bilinen ve İstiklal madalyası sahibi olanlar ise şunlardır; Mehmet Sıbıç, Mahmut Sıbıç, Ömer Sıbıç (Holi) Ali Sivri, Hüseyin Hıdır ve Osman Aracı’dır. Ayrıca, köyden Kıbrıs harekatına Salih Sıbıç ve Yüksel Sivri katılmışlardır. Mehmet Sıbıç’ın katılmış olduğu Sakarya meydan muharebesi ile ilgili anısını dinleyen Sadık Sıbıç anıyı şöyle intikal ettirmiştir. "



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]               Esenli Köyü Muhtarı

[3]               Esenli Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı

 
 

Haydarlı Köyü[1]

Haydarlı köyü Görele İlçe merkezine 3 km mesafede olup resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliğini 18.07.1940 tarihinde almıştır. 1997 yılındaki hane sayısı 92 ve nüfusu 129’dur. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 155 kişi ola­rak tesbit edilmiştir. Köye ulaşım stabilize bir yoldan sağlanmaktadır. Köyün komşu köyleri; doğusunda Bozcaali mahallesi, batısında Kuşçulu köyü, güneyinde Gültepe köyü ve kuzeyinde Karadeniz vardır. Köye Haydarlı adı verilmesini Temel Cındık[2] şöyle açıklamaktadır. "Köyümüzde Haydar Ali isminde bir kişi ya­şıyormuş. Zamanla Haydarali, Haydarlı köyüne dönüşerek bu isimle anılmaya başlanmıştır"  Köyün ekonomisini fındık başta olmak üzere, mısır, çeşitli meyve ve sebze ziraati ve hay­vancılık oluşturmaktadır. Ayrıca memuriyetlik, emeklilik, işçilik ve Görele’de tica­retle uğraşan köy halkı bir hayli fazladır. Köyde; bir cami ve iki mezarlık bulunmak­tadır. Köy dokuz ayrı mahalleden oluşmaktadır. Günümüzde köyde yaşayan ve bili­nen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Cındık, Şahin, Tavacı, Erenel, Ak, Keskin, Özdemir, Aydın, Günay ve Kaya [GAYU (Kayaoğulları)] . Ünlü müzisyenler; Kâzım, Sabri, Velet, Hasan, Nazmi ve Hüseyin Özdemir.

 



[1]       Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Haydarlı Köyü Muhtarı

 
 

Kuşçulu Köyü[1]

Kuşçulu köyü Görele ilçe merkezine 3 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği onaylanmıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 193 hane ve 210 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 343 olarak tesbit edilmiştir. Görele’nin sahil köylerinden biri olan Kuşçulu köyü, 4 km2 alan üzerine kurulmuştur. Doğusunda Çömlekci deresi, batı­sında İsmailbeyli köyü, kuzeyinde Karadeniz ve güneyinde Boğalı köyü vardır. Görele Kuşçulu köyüyle ilgili olarak Seyfullah Çiçek ve Sadi Kaya şu bilgileri vermekte­dir: "Eskiden Görele ve çevresinde Alevi Çepni (Oğuz boylarından) Türklerinin ya­şaması, dolayısıylada bazı köylerin adının ‘Ali’li isimlerden (Terziali, Bozcaali gibi) oluşması nedeniyle, Kuşçulu ismininde ‘Kuşçu Aliden geldiği rivayet edilmektedir. Köyümüzün kuruluşunu ve tarihçesini Karadeniz Bölgesinin, dolayısıyla da Trabzon’un tarihinden soyutlayamayız. Trabzon Tarihi ile ilgili oldukça geniş kay­naklar bulunmasına rağmen, köy ve kasaba  bazında fazla ayrıntılara girilmemesi ne­deniyle, köyümüzün kuruluşu hakkında somut bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Türk boylarının buralara yerleştirilmesinin de Fatih'in 1461 de Trabzon'u fethetmesiyle gerçekleştiği muhakkaktır. Bir rivayete göre, Fatih’in donanması 1461 de fetih için Trabzon’a giderken köyümüz açıklarında içme suları bitmiş. Filikalarla gemiden ayrılan 5-6 kişi karaya çıkmışlar. Burada bulunan bir su sızıntısının yatağını kazarak oradan su alıp gemiye dönmüşler. Bu kişiler burayı çok beğendiklerini izin verirse buraya yerleşmek istediklerini Fatihe bildirmişler. O zamanlar fethedilen yerlere Türk nüfusunun ağırlığını koyması amacıyla askerler ve ailelerin yerleştirilmesi bir devlet politikası olduğundan bu kişilere gereken izin verilmiş. Köyün kurucuları ol­duğu rivayet edilen bu kişilere bir denizcilik terimi olan ‘alabanda’dan esinlenerek ‘Alabandaoğulları’adı verilmiş. Zamanla bunlar "Alvandaoğulları", "Mürteza­oğul­ları" ve ‘Kocabaşoğulları’ olmak üzere üçe ayrılmıştır. Köye daha sonraları Ço­rum’dan ‘Haliloğulları’nın ve Ordu’dan da ‘Uzunömeroğulları’nın geldikleri bilinmektedir."

Köyün başlıca geçim kaynağını fındık oluşturmaktadır. Meyve, sebze ziraatı ve hayvancılık köy halkının kendi ihtiyacı kadar yapılmaktadır. Aşağı ve Yukarı mahalle olmak üzere iki ayrı bölümden oluşan köyde bunların dışında 5-10 evin bir araya gelerek oluşturduğu çeşitli yerleşim birimleri vardır. Bunlar: Kıran, Çakallı, Eskitam, Yölüce, Sarıçamurluk, Alavanda, Durağu, Temelağa, Hacı, Belen, Ekizu ve Yalı gibi yerleşim birimleridir. Köyün güneybatısında 967 m. yüksekte Haç dağı[2] vardır. Kuşçulu köyü Karadeniz sahilinden geçen Devlet Karayolunun üzerine kurulmuş­tur. Köyün yol geçen bölümünde; köy konağı, sahil camii, tarihi taş oluklu çeşme, tarihi bir çınar (kavlan) ağacı ve minibüs durağından oluşan "Karayolları Dinlenme Tesisleri" mevcuttur.

Köydeki tek tarihi eser 1821 de yapıldığı tahmin edilen Kıran Mahalledeki camidir. Bu cami 1921 de tamir edilmiş, 1985 de ise tamamen yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. Yalı, Temelağa mahallesi ve Hacı mahallesindeki çeşmeleri de tarihi eser olarak sayabiliriz. Haç Dağı da tarihi bir özellik taşımakla beraber, buradaki kale kalıntılarının tarihi hakkında yeterli bir bilgiye sahip değiliz. Cenevizlilerden kaldığı konusunda rivayetler vardır. Hıristiyanların dini sembolü olan "haç"a izafe­ten "Haç dağı" olarak anıldığı sanılmaktadır. Burada 3 m. derinliğinde, 1.5 m. ça­pında içinde su bulunan bir kuyu vardır. Yine bu kalede "ninni beşik" adıyla anılan bir de barınak vardır. Bir Türk kadını çocuğuyla birlikte buraya sığındığı ve Rus istilasından kurtulduğu, bu sığınakta beşiğini salladığından da bu barınağa bu adın verildiği riva­yet edilir. Kaleden 250 m. kadar ilerde güneyde "kurt ini" denilen, ka­yalar arasında derinliği tam olarak bilinmeyen bir geçit vardır. Söylentilere göre bu geçit Çömlekçi Deresine kadar uzanmaktadır. Savaş sırasında gizli bir yol olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Kalenin 500 m. güneyinde bir "evliya"nın varlı­ğından söz edilmekte­dir. Burada bulunan beş mezarda kimlerin yattığı bilinmiyorsa da, I. Dünya Sava­şın­da şehit düşen askerlerin mezarları olduğu tahmin edilmekte­dir. Kıran mahal­ledeki bugünkü mezarlık ile Dibek kıranındaki mezarlık da tarihi özellik taşımaktadır. Bir de Hacı mahallesinin doğusundaki bir bükün adı da "Mezarlık Arkası" diye anılmaktadır. Burada da birkaç mezar olduğu söylenmek­tedir. Bazı büyüklerimizden aldığımız bilgilere göre, çok yıllar önce burası mes­kun bir yermiş. Daha sonraları sıtma veya daun (veba) salgını çıkınca bugün Dibek Kıranı dediğimiz yere yerleşme­ler başlamış. Buradaki tarihi mezarlığın o yıllardan kaldığı söylenmektedir.[3]

Kuşçulu köyü, Görele’nin en çok yüksek öğrenim görmüş köylerinden biri­sidir. Bunu sebebini köy nüfusunun kalabalık oluşu, köyün Görele ilçe merkezine yakın oluşu, ulaşım sorununun olmayışı ve sosyo-ekonomik yapısının iyi olma­sın­dandır. Kuşçulu köyü insanları bu imkanlarını iyi kullanarak, geçmişte ve gü­nü­müzde hemen hemen tüm meslek gruplarında kişi çıkarmıştır. Bunlardan bazıla­rını sayacak olursak, Hasan Fazıl Demirel (Hallu Hasan Hoca), Hafız Hüseyin Demirel (Hallu Hafız), Enver Hızlan, Lütfi Hızlan, Burhan Temel (Ressam), Turgut Uzun­ömer­oğlu (Ressam), Erol Uzunömeroğlu (Şair, Bestekar), Cemil Sabri Uzun­ömer­oğlu (Şair), Seyfullah Çiçek (Araştırmacı-Yazar), H.Lami Ergül (Şair-Bestekar)[4]

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Haç (Haş) Dağı, Geniş bilgi Kitabın turizm bölümünde.

[3]           Seyfullah Çiçek-Sadi Kaya, Görele Kuşçulu Köyü, Tüm Yönleriyle/97, İstanbul 1997, s. 15-17.

[4]           Daha geniş bilgi için, Bk. Seyfullah Çiçek-Sadi Kaya, a. g. e., s. 43-90. Serdar Kara, "Kuşçulu Köyünü tanıyalım", Görele Belediyesi haber bülteni, sayı, 7 (Ekim-2000), s. 5.

 
 

Soğukpınar Köyü[1]

Soğukpınar köyü Görele ilçe merkezine 32 km mesafede olup, resmi kayıt­lara göre 20.11.1939 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 140 hane ve 479 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 469 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

 
 

Yalıköy Köyü[1]

Yalıköy Görele’nin yeni köylerindendir. Eski adı Gökçe Ali[2] olan köy 03.02.1990 tarihinde Yalıköy ismi alarak köy tüzel kişiliği almıştır.Günümüzde yöre halkı çoğunlukla Yalıköy yerine Göceli köyü olarak söylemektedirler. Köy Görele ilçe merkezine 2 km asfalt yolla bağlı olup sahil köy konumundadır. 1997 resmi kayıtlarına göre köyde 60 hane ve 82 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımla­rında ise köyün nüfusu 105 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu köy­ler; Aralıkoz, Eserli, Yeğenli ve Seferli köyleridir. Köyün geçimi fındıktan sağ­lanmakta­dır. Sebze ve meyveyi köy halkı kendi ihtiyacını karşılamak için yetiştir­mektedir. Köyde sahil köyü olması ve Görele’ye yakın olması nedeniyle memuri­yetlik yapan ve eğitim seviyesi yüksek çok kişi bulunmaktadır. Köyde iki cami, iki değirmen, üç mezarlık ve köyün muhtelif yerlerinde oniki çeşme bulunmaktadır. Ayrıca Veliler deresi ve Taşmerdiven derelerinde olmak üzere iki köprü bulunmak­tadır.

Köy altı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar: Yalıkıyısı, Aşağı mahalle, Orta ma­halle, Şerifli mahallesi, Hamzalı mahallesi ve Camiyanı mahallesidir. Köyde ya­şayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır: Kanbakoğulları, İmamoğul­ları, Şeker, Yazıcıoğlu ve Başoğlu.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Gökçe Ali köyü tarihi 350-400 yıl kadar eskiye dayanmaktadır. Bölgemizde oluşan Alevi yerleşiminden dolayı bir çok köye Ali’li isim verilmiştir. Gökçe Ali köyüne 12 köy bağlıyken, bu köyler daha sonra ayrılarak kendi tüzel kişiliklerini almışlardır. En son olarak da Nefsi Aralıkoz ismini almıştır. Köy isimlerinin yeniden düzenlenmesi sırasında Aralıkoz köyünün başında bulunan "Nefs-i" kelimesi kaldırılmıştır. (Geniş bilgi; Görele, Köyleri ve Mahallelerinin isimlerinin değiştirilmesi bölümünde) Yalıköy’de Aralıkoz köyüne bağlıylen 1990 yılında kendi tüzel kişiliğini almıştır.

[3]           Gökçe Ali köyü tarihi 350-400 yıl kadar eskiye dayanmaktadır. Bölgemizde oluşan Alevi yerleşiminden dolayı bir çok köye Ali’li isim verilmiştir. Gökçe Ali köyüne 12 köy bağlıyken, bu köyler daha sonra ayrılarak kendi tüzel kişiliklerini almışlardır. En son olarak da Nefsi Aralıkoz ismini almıştır. Köy isimlerinin yeniden düzenlenmesi sırasında Aralıkoz köyünün başında bulunan "Nefs-i" kelimesi kaldırılmıştır. (Geniş bilgi; Görele, Köyleri ve Mahallelerinin isimlerinin değiştirilmesi bölümünde) Yalıköy’de Aralıkoz köyüne bağlıylen 1990 yılında kendi tüzel kişiliğini almıştır.

 
 

Aralıkoz Köyü[1]

Aralıkoz köyü Görele ilçe merkezine 2 km mesafede olup, Giresun – Trabzon Devlet karayolu üzerine kurulmuş, bir sahil köyüdür. Resmi kayıtlara göre 02.07.1942 tarihinde köy tüzel kişiliği almış olan köyde 1997 yılı kayıtlarına göre 70 hane ve 114 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 132 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köyün komşuları, güneyde Seferliköyü, doğuda Eserli köyü, batısında Çatak köyü, kuzeyinde Yalıköy ve Karadeniz yer almakta­dır. Eserli ve Yalı köyleri, Aralıkoz köyünden ayrılarak köy statüsü almışlardır. Köyün geçim kaynaklarını fındık ve çay tarımı oluşturmaktadır. Köyde 1902 yılı yapımlı mektep vardır. Burası daha sonra cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Köyü, Çatak kö­yüne bağlayan bir adet taş kemer köprü, Uncu pınarı suyu denilen çeşme, Veliler ve Evliya adında iki mezarlık ve Evliya deresi üzerinde (Frengi de­resi) Bisik, Ayvaltı, Çatak, Buruşoğlu, Karakeş isimlerinde beş değirmen bulun­maktadır.

Köyün mahalleleri; Ayvaltı, Alacoğlu, Durmuşoğlu ve Tütüncüoğlu mahalle­le­ridir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Eynesiloğulları, Derviş­oğul­ları, Alacaoğulları, Seferoğulları, Tütüncüoğulları, Hamaloğulları ve Çelik­oğul­ları’dır. Köyde eskiden kalma iki adet taş içine oyulmuş mezar kalıntıları olduğu söylenmektedir.

 



[1]         Ali Bilir Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001


Çatakkırı Köyü[1]

Çatakkırı köyü Görele ilçe merkezine 17 km mesafededir. Köy resmi kayıt­lara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliğini almıştır. Köyün eski ismi Çatak Kırıklı olarak geçmekteydi. 1997 kayıtlarına göre köyde toplam 125 hane ve 1695 nüfus bulunmakatadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 1004 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köy tarihi ve köy ismiyle ilgili çeşitli söylenti ve rivayetlere ulaşı­lamamıştır. Köyün komşu köyleri; Beyazıt, Beşirli, Şenlik köyleridir. Ayrıca Sisdağıda köye komşudur. Görele çok eski bir yerleşim yeri olduğundan köy tari­hini bundan ayıramayız. Köyün çok eski bir yerleşim yerini kanıtlayacak ve günü­müzde izleri ve kalıntıları bulunan yapılar vardır. İki taş kemer köprü, bir kale ve eski kilise yatakları bunun en büyük kanıtlayıcısıdır. Bunların dışında köyde; iki cami, değirmen ve dört mezarlık bulunmaktadır. Köyün geçim kaynağı hayvancı­lık başta olmak üzere fındık ve gurbetciliktir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Hacıoğlu, Cinoğlu, Keleşoğlu, Emanetoğlu, Yaylaoğlu ve Köroğlu’dur.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Esenyurt Köyü[1]

Esenyurt köyü, Görele ilçe merkezine 14 km mesafede olup, Derekuşçulu kö­yüne bağlı Civil mahallesi iken 06.11.1991 tarihinde bu köyden ayrılarak, Esenyurt adıyla köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 101 hane ve 90 nü­fus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 155 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köyün başlıca geçim kaynağı fındık ve gurbetçi­liğe dayanmaktadır. Köyde 1300 tarihinde yapılmış olan Civil camisi bulunmakta­dır. Civil deresi üze­rinde bulunan bir adet değirmen ile köyde bir adet mezarlık vardır. Köyde; Kösele ve Gökyan adında iki mahalle bulunmaktadır. Köyde bulu­nan sülale isimleri şun­lardır; Karaibrahimoğlu, Haydaroğlu, Kazakgil ve Kırgızgil’dir. Harun Haydaroğlu İstiklal savaşında şehit olmuştur. Hüseyin Çiçek İstiklal gazisidir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

İnanca (İmatlı) Köyü[1]

İnanca köyü, Görele ilçe merkezine 9 km mesafededir. Resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köy de 435 hane 465 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 539 kişi olarak tesbit edilmiştir. Yunus Emre Nebioğlu[2] köyün isminin "Köyün ku­rucula­rından İMAT dedenin isminden kaynaklandığı varsayılmaktadır" şeklinde açıkla­maktadır. İnanca köyü 1960 yılına kadar ismi İmatlı iken bu tarihden itibaren İnanca ismini almıştır. Komşu köyler; doğusunda Akharman, batısında Karadere, kuzeyinde Dedeli, güneyinde Derekuşçulu köyleri bulunmaktadır. Fındık, mısır ve hayvancılık köyün geçim kaynaklarının başında gelmektedir. Arıcılık ve kivi ye­tiştiriciliği son zamanlarda artmaya başlamıştır. Köy çok sayıda başka yerlere (Görele dışına) göç vermektedir. Bunun içinde her geçen gün nufusu biraz daha azalmaktadır. Köyde; Merkez, Kabristan yanı ve Kale mahallesi camileri adında üç cami, dört mezarlık ve  faaliyette olan bir değirmen vardır.

Merkez, Yukarı ve Sofulu adında üç mahallesi vardır. Köyde yaşayan ve bili­nen sülaleler (soyisimler) şunlardır; Dandinoğlu (Dandin), Melikoğlu, Karakaş, Kılıç, Gülsoy, Erkal, Poşul, Çavuşoğlu, Kavzan, Uyar, Ergül, Cebeci, Göktürk, Nebioğlu, Karaca, Şengün, Sevim, Kutlu, Tahmaz, Kaya, Karadeniz, Çolak, Aydın, Şenel, Çam, Aktaş, Kuğu, Yılmaz, Özen, Aksu, Çifçi, Kodal, Dede, Hancı, Dalcı, Çamur, Başaran, Pırmıt, Sarı, Özdemir, Kaya ve Işkın. Korgeneral Batmaz Dandin, Harun Dandinoğlu (Adana ve Trabzon SSK kurucu müdürü, İstanbul Beşiktaş SSK Müdürlüğü’nden emekli) ve 34 yıl muhtarlık yapan M.Salih Dandinoğlu kö­yün ünlü simalarıdır. İbrahim Ekrem oğlu Uğur Hancı (1974-1995) 05.03.1995 Cumartesi günü Tunceli Ovacık Gözcü Çayırı mevkiinde PKK’yla çatışma sonucu şehit oldu. Ömer Çavuş oğlu Hasan Poşul (1311 doğumlu), İstiklal Savaşı Afyon cephesinde şehit oldu. İzzet oğlu İbrahim Şengün (1313-1995) İstiklal Savaşı’nda Dumlupınar’da, İbrahim oğlu Şaban Kutlu (1314-1975) Kurtuluş savaşında 38. Piyade Alayında bulunarak Samsun’da Rumlara karşı ve Temel oğlu Rıza Tahmaz[3] İstiklal savaşına katılarak Gazilik ünvanı almışlardır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           İnanca Köyü Muhtarı

[3]           Rıza Tahmaz’ın savaş anılarını oğlu Mustafa Tahmaz anlatmıştır. Bk. Kitabın İstiklal Gazileri bölümüne.

 

Maksutlu Köyü[1]

Maksutlu köyü Görele ilçe merkezine 8 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 kayıtlarına göre köyde 125 hane ve 227 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nü­fusu 246 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Şahinyuva Köyü[1]

Şahinyuva köyü Görele ilçe merkezine 15 km mesafede olup resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliğini 18.07.1940 yılında almıştır. 1997 yılı kayıtlarına öre köyde, 107 hane ve 162 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köy nüfusu 177 kişi olarak tesbit edilmiştir. Yakup Tonyalı[2] Şahinyuva köyünün ismi­nin; "Şahinler (kuş) yuva yaparmış. Köyü ayırmak için Kaymakam geliyor bura­nın adını ‘Şahin yuva’ koyalım diyor. Köyümüzün ismi bundan dolayı Şahinyuva köyü olarak ve­rilmiştir" şeklinde açıklamaktadır. Dr.Galip Çınar[3] ise köyün ismi­nin Şahinyuva olmasını şöyle açıklamaktadır. "Bizim köy bir tepenin ön yüzünden yukarıdan aşa­ğıya doğru bir yuvaya benzediği için ‘şahinyuva’ adı verilmiştir." Şahinyuva kö­yünün komşu köyleri; Akharman, Ardıç, Kaledibi, İnanca ve Derekuşçulu köyleri­dir. Köyün başlıca geçim kaynağını fındık ve beşikçilik başta olmak üzere el sanat­ları ve çay oluşturmaktadır. Köy su kaynağı açısından zengin köylerimizdendir. Gümbürik çeşmesi, Aralık suyu, Maşatlı suyu ve Oluk suyu en meşhurlarıdır. Köyde; Merkez, Konak mahallesi ve Yeni mahalle camii adında üç cami, bir değir­men, tarihi değeri olmayan bir köprü, yukarı mahalle ve konak ma­hallesi isimlerinde iki mezarlık bulunmaktadır. Köyde Saybaşı denilen yerde Rumlara ait taşlara kazıl­mış şarap mahzenleri halen mevcuttur.

Orta mahalle, Yukarı mahalle, Konak mahallesi, Tonyalıoğlu mahallesi, İpşiroğlu mahallesi ve Yeni mahalle köyün mahallelerini oluşturmaktadır. Günü­müz­de köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır: Acemoğulları (Çınar), Ton­ya­lıoğlu, Genç, İpşiroğulları (İpşir), Dilki, Sarıcı, Kuğuoğulları (Kuğu), Kar­na­loğulları (Karnal), Eyüboğlu, Ersoy, Ulusoy ve Aykın’dır. Zübeyir Koç[4] (Samsun Müftüsü), Dr.Galip Çınar ve Diş Dr.Harun Çınar köyün ünlü simaları ola­rak bilinmektedir. Acemoğlu Mastafa Çanakkale’de şehit olmuştur.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Şahinyuva Köyü Muhtarı

[3]           Şahinyuva Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı.

[4]           Zübeyir Koç, Kore savaşına giden Türk Birliği’nin imamı’dır. İslamiyet ve Hac Rehberi adlı kitapları yayınlanmıştır.

 

Yeğenli Köyü[1]

Yeğenli köyü Görele ilçe merkezi’ne 4 km mesafededir. Resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliği aldığı tarih 02.07.1942’dir. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 135 hane ve 190 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımında ise köy nüfusu 227 olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu köyler; Türkelli, Çatak, Aralıkoz, Yalıköy ve Seferli köyleridir. Köy ekonomisini fındık ziraati oluşturmaktadır. Tarım ürünleri köyün ihtiyacı kadar yetiştirilmektedir. Hayvancılık ise köy ahali­sinin ihtiyacını. karşılayacak kadar yapılmaktadır. Köyde bir cami, Yeğenli köyü deresi’nde "Pisik" ve "Şahali" değirmenleri adında iki değirmen, "Veliler" ve "Zülfem" adında iki me­zarlık ve köyün muhtelif yerlerinde altı kadar çeşme vardır. Köyde bulunan su ku­yusu da tarihi bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca Kıran mahal­lede tarihi evliya türbesi bulunmaktadır.

Köy beş ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar: Egeli, Yeğenli, Tavacı, Uzunoğlu ve Kıran mahalle. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır: Egeoğulları, Özdemiroğulları, Tavacıoğulları, Uzunoğulları, Tüysüz­oğul­ları, Ünlüoğulları ve Demiryılmazoğulları’dır. Köyün ünlü siması ola­rak, Sabri Çalık 1946-1950 döneminde Görele Belediye Başkanlığı yapmıştır. Yılmaz Kaya 1964 yı­lında askeri uçakta pilot yüzbaşı iken uçak ile kaybolarak şehit olmuştur. Kamil Ege, Ali Tavacı ve Hasan Usta Kurtuluş Savaşına katılarak gazi olmuşlardır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Arduç Köyü[1]

Arduç köyü resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği al­mış­tır. Köy Görele ilçe merkezine 17 km mesafede olup 1997 kayıtlarına göre köyde, 139 hane ve 158 nüfus bulunmaktadır. Bu nüfus 2000 nüfus sayımlarında 190’a çıkmıştır. Köyün adı ile ilgili bilgiyi Mustafa Kavuk[2] şöyle açıklamaktadır.

Köyün tarihi ile ilgili olarak kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak tahminlere göre bugün yaşamakta olan insanların ataları 1700’lü yıllarda köye yerleştikleri bi­linmektedir. 1700’lü yıllardan daha eski­lere inen herhangi bir eser veya tarihi yapı bulun­ma­mak­tadır. Köyün komşuları; ku­zeyde Akharman ve Dikmen, batıda Şahinyuva, Güneyde Kaledibi (Çanakçı ilçesine bağlı), güney doğuda Ege Köyü (Çanakçı ilçesine bağlı) doğuda Menteşe ve Dereboyu köyleri ile çevrilidir. Köyde bazı köy evlerinin dışında bina olarak bir ta­rihi yapı bulun­ma­mak­tadır. Bunlarda ya yapılışı gereği dayanıksız yapılmış veya ko­runamamış ve yok olmaya terk edilmiştir. Ekonomiyi fındık oluş­tur­maktadır. Fındık dışında ekonomik değer ifade eden bir kaynak bulunmamaktadır. Bu nedenle tüm Karadeniz bölgesinde ol­duğu gibi Arduç köyünde de gerek ülke içi ve gerekse ülke dışına göçler olmuştur. Bugünkü ekonomi dışarıya göç eden insanların ya emekli olarak geri dönmeleri veya gurbetten köylerine bulundukları ekonomik desteğe da­yalıdır. Bunların ya­nında gerek Görele ve gerekse köylerde küçük esnaf ve sanat iş­leri ile uğraşanlarda az da olsa bulunmaktadır.

Köyün gelmiş geçmiş en ünlü çeşmesi "Dibek" denilen çeşmedir. Ancak bu çeşme konumu gereği ve artık her evde su bulunmasından dolayı 1970’li yıllardan beri kullanılmamaktadır. Bunun yanında yenilenmesi nedeni ile tarihi yapı olarak önemli olmasa da lezzet açısından "Yağlı Su" çok ünlüdür. Köyde tarihi denilebile­cek taş kemerden yapılma "Dibek Köprüsü" bulunmaktadır. Yaklaşık 200 yıllık ol­duğu tahmin ediliyor. Bu köprü "Cami Yanı Obuzu" üzerindedir. Köyde "Arduç Camisi" olarak bilinen bir cami bulunmaktadır. Bu cami 1977 yıllarında köy halkı­nın katkılarıyla yapılmış, hem cami ve hem de sosyal amaçlı olarak kullanılmakta­dır. Toplam 2.5 kattan ibaret olup giriş katın küçük bir bölümü çay ocağı, geri ka­lan bölümü ise köy sorunları ile ilgili toplantı, mevlit ve cenazelerde yemek salonu ola­rak kullanılmaktadır. Giriş üstündeki 1.5 kat ise mescit olarak kullanılmaktadır. "Arduç Deresi" üzerinde taş duvardan yapılma ve köye ait olan "Arduç Değirmeni" ve "Köseli Değirmeni" bulunmaktadır. Bunların her ikiside tarihi değerde olup ha­len hizmet vermektedir. Köyde üç adet mezarlık bulunmaktadır. Bunlar; Arduç me­zar­lığı, Köseli mezarlığı ve İpşirli mezarlığıdır.

Köyün ünlü simaları olarak bilinen sanatsal olarak ilk sırada, tüm Karadeniz bölgesinde yöresel müziğimiz ile ün salmış ve gelmiş geçmiş kemençe üstadların­dan "Durkaya"[3] ünlüdür. Durkaya’nın asıl adı Kemal İpşir’dir. Bilinen tarihte ko­nusunda ilk beş içerisinde gösterilmektedir. Yine sanat çerçevesinde, Zurnacı Mehmet Barutçu, Zurnacı İbrahim İpşir ve Davulcu Arslan Sarıcı bulunmaktadır. Ayrıca bölgede kırk yılı aşan muhtarlığı ve insanlarla ilişkileri açısından Arduç köyü dendiği zaman Muhtar Şaban Kavuk akla gelmektedir. Kendisi 1982 yılında vefat etmiştir. Köy yedi mahalleden oluşmaktadır. Bunlar köye adını veren Arduç mahal­lesi, Köseli mahallesi, Kırcalı mahallesi, Abdullu mahallesi, İpşirli mahal­lesi, Kertmek Kıranı mahallesi ve Eğci mahallesi’dir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Dilki, Sarıcı, İpşir, Barutçu, Kırcı, Besli, Kavuk, Egeli, Koç ve Durkaya. Köyde tam olarak bilinmemekle beraber 17-18 civarında şehit bulunduğu söylen­mektedir. Şehit oldukları yerler de kesin bilinmemektedir. Ancak Yemen, Çanakkale, Afyon, Sakarya ve İstiklal Savaşı cephelerinde savaşmak üzere seferberlik sonrası geri dönmemişlerdir. Bunlarla ilgili net bir bilgi bulunmamakta­dır. İstiklal Madalyası sahibi olarak Mehmet Koç (ö.1974) ve Yusuf Besli (ö.1998) bulunmak­tadır.

 



[1]          Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Arduç Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı

[3]           Durkaya geniş bilgi için Görele’de Kemençe ve Kemençe Sanatçıları Bölümüne bk.

Çiftlik Köyü[1]

Çiftlik köyü Görele ilçe merkezine 13 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliğini 03.06.1955 tarihinde almıştır. 1997 kayıtlarına göre köyde; 127 hane ve 166 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nü­fusu 170 kişi olarak tesbit edilmiştir. Çiftlik köyü Görele’nin yüksek köylerinden birisidir. Recepli, Işıklı ve Derekuşçulu komşu köylerini oluşturur. Köyün ana geçim kaynağı fındık ve tarıma dayanır. Köyde; Merkez cami ve Çiftlik mahallesi cami adında iki adet cami vardır. Iğdır mahallesi, Çiftlik mahallesi ve Beytamı ma­hallesi köyün ma­hallelerini oluşturmaktadır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Uncuoğlu, Kavrazlı, Kuğu, Bektaşlı ve İbiloğulları’dır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Eserli Köyü[1]

Eserli köyü Görele ilçe merkezine 4 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre Aralıkoz köyünden ayrılarak 28.11.1958 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 130 hane ve 240 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 173 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu olan köy­ler; Şahali, Yalıköy, Seferli ve Aralıkoz köyleridir. Köyün ekonomisi fındığa dayalı­dır. Görele ilçe merkezine yakın olması nedeniyle, esnaf, memur ve işçi ke­simi kala­balıktır. Köyde bir cami, Taşmerdiven deresinde "İpşir" ve "Seferoğlu" isimlerinde iki değirmen, bir mezarlık ve köyün muhtelif yerlerinde çeşmeler bu­lunmaktadır. Köy, Balkanlı ve Küpbaşı mahalleleri olarak iki bölümden oluşmak­tadır. Köyde ya­şayan ve bilinen sülaleler şunlardır: Musaoğulları, Bolatoğulları, İpşiroğulları, Emanetoğulları, Kanbakoğulları ve Kalaycıoğulları’dır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

İsmailbeyli Köyü[1]

İsmailbeyli köyü resmi kayıtlara göre 18.07.1940 yılında köy tüzel kişiliği al­mıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre, köyde; 234 hane ve 219 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarına göre köy nüfusu 350 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köy Görele şehir merkezine 4 km mesafede olup, Giresun-Trabzon devlet kara yolu üzerinde bulunan sahil köylerindendir. Köyün adının İsmailbeyli olmasını M.Remzi Karademir[2] şöyle açıklamaktadır "Çok eskilerde İsmail adında önemli bir şahsın yaşaması sebebiyle İsmailbeyli köyü adını almıştır" Köy tarihi çok eski yıllara da­yanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethetmesi zamanına ka­dar uzan­maktadır. İsmailbeyli adına tarih kitaplarında ve seyahatnamelerde rastla­mak müm­kündür. Bunun için yöremiz ve Görele tarihinden ayrı tutmak doğru ol­mayacaktır. Köyün komşu köyleri, Karaburun, Kuşçulu, Boğalı ve Civil köyleri­dir. Köyün ge­çim kaynağı fındıkdır. Köy halkının ihtiyacını karşılayacak kadar meyve ve sebze ye­tiştirilmekte, hayvan beslenmektedir. Köyde iki cami Gödeç de­resi üzerinde bir de­ğirmen, üç mezarlık bulunmaktadır.

Köy altı ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar; Sahil mahallesi, Hocalı ma­hal­lesi, Eseli mahallesi, Uzunönerli mahallesi, Horozlu mahallesi ve Köresten ma­hal­lesi. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Kara­ali­oğul­ları, Yağaoğulları, Köseoğulları, Hacuoğulları, Kanisoğulları ve Yasımoğul­ları’dır. Köy sahil köyü olması ve Görele ilçe merkezine yakın olma­sından dolayı eğitim ve yük­sek tahsil görmüş çok sayıda kişi bulunmaktadır. Kahraman Şahin (03.04.1976-13.06.1998) Hakkari’de Askerlik görevini yaparken şehit olmuştur.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           İsmailbeyli Köyü Muhtarı

 

Menteşe Köyü[1]

Menteşe köyü Görele ilçe merkezine 12 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 60 hane ve 158 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 143 kişi olarak tesbit edilmiştir. Menteşe köyünün ilk ismi "Menteşe"dir. Bu isim daha sonra "Mengene"’[2] olarak değiştirilmek istenmiş ancak değiştirilme­yerek Menteşe olarak kalmıştır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Bk. Görele, Köyleri ve Mahalleleri’nin İsimlerinin Değiştirilmesi.

 

Şalaklı Köyü[1]

Şalaklı köyü Görele ilçe merkezine 10 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 27.07.1962 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 150 hane ve 299 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 289 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Yeşildere Köyü[1]

Yeşildere köyü Görele ilçe merkezine 17 km mesafede olup resmi kayıtlara göre Hamzalı köyünden ayrılarak 19.03.1997 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 93 hane ve 179 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nü­fus sayımlarında ise köyün nüfusu 206 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu köyler; Beşirli ve Güvendik köyleridir. Köy ekonomisini, fındık, tarım ve hayvan­cılık oluşturmaktadır. Köyde iki cami, Paşaca ve Şimşirlik dereleri üzerinde iki değirmen ve bir mezarlık vardır. Köy: Ellazoğulları, Mandal, Kanber ve Uzunali­oğul­ları mahal­leleri isminde dört ayrı mahalleden oluşmaktadır. Günümüzde, köy­de bulunan ve bi­linen sülaleler şunlardır: Cinoğulları, Mandaloğulları, Kanber­oğul­ları ve Uzunalioğulları’dır. Hasan Ekiz İstiklal Savaşına katılarak gazi olmuştur.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Ataköy Köyü[1]

Ataköy, tarihi olarak yeni bir köy olmasına rağmen tarihi yerleşimi XVII. yüzyıla uzanır. Köyün tarihini Daylı köyü tarihinden ayıramayız. Çünkü 1985 yılına kadar Daylı Köyüne bağlı olan ve ismi Verdili Mahallesi olan Ataköy, Daylı köyü ile aynı tarihi paylaşmaktadır. Ataköy’ün (Verdili Mahallesi)’nin tarihine ve insan ha­reketlerine geçmeden önce; Daylı Köyü tarihini okumanız faydalı olacak­tır.

Ataköy 07.03.1985 tarihine kadar Daylı köyüne bağlı Verdili mahallesi iken bu tarihten itibaren Ataköy ismini alarak köy statüsü almıştır. Köy Görele ilçe mer­kezine 6 km mesafededir. 1997 yılındaki hane sayısı 55 ve nüfusu ise 67’dir. Ataköy, köy statüsü aldıktan sonra hızlı bir gelişim göstermiştir. Yol, telefon, elektrik köy olduktan sonra sağlanmıştır. Köy içme suyu bakımından susuz köy­lerimiz ara­sında yer almaktadır. Köyde muhtarlık yapanlar Alibey Usta (merhum), İbrahim Bilir ve Esat Öner (halen devam etmektedir).

Bu geçmişi rivayetler ve eski insanlar söylemektedir; Eskiden Görele ve çev­resinde Alevi Çepni (Oğuz boylarından) Türklerinin yaşamış olduğu kayıtlarda bel­lidir. Bu nedenle de bazı köylerin adı "Ali"li isimlerden (Terziali, Bozcaali gibi) oluşmuştur.

Köyün eski ismi "Verdili"ydi. Verdili ismi de eskiden "Vergili" yken bu isim zamanla "Verdili" şeklini almıştır. Köyün isminin Vergili olmasının sebebi bir ri­va­yete göre; burada yaşayan insanların vergi vermek istememeleri; dolayısıyla ceza ola­rak da diğer köylerden daha çok vergi vermeleri istenmesidir.

Verdili isminin geldiği bir başka rivayete göre de; köyün tarım ürünleri tara­fın­dan zengin olması, bu yüzden çok vergi vermesidir. Bu isim zamanla köylü di­linde Verdili şeklini almıştır.

Köye farklı guruplardan insanlar gelmiştir. Bunu günümüzde soy isimlerin­den de anlayabiliriz. İmamoğulları, Kahyaoğulları, Yetimoğulları, Pirgayıpoğulları ve Alustuoğulları sülaleleri. Bu sülalelere ait fazla bilgiye sahip olmamamıza rağ­men köye gelip yerleşmelerinin sebepleri bilinmektedir.

Sülalelerin köye, birbirlerine yakın tarihler arasında geldiği söylenmektedir. Gelmelerinin sebebi bir nedene bağlanmıştır. Bu da, daha önce yaşadıkları yer­lerde kardeşlerin birtakım çatışmalara girmesi ve bulundukları yerden kaçmak zo­runda kalmalarıdır.

Köye ilk gelenlerin "Kahyaoğulları" nın olduğu sanılmakta; fakat gelmeleri­nin sebebi tam olarak bilinmemektedir.

İmamoğulları ve Alustuoğulları sülaleleri; köyün bir yerleşim yeri olması için gerekli olan meslek guruplarını oluşturmuşlardır. İmamoğulları sülalesini; Emin Önder şöyle anlatıyor;

2 Ağustos 2000 tarihinde görüştüğüm Münip Şaban Toz ise İmamoğulları ile ilgili şu bilgileri vermektedir

Alustuoğulları sülalesi ise; köyün yapılaşmasında usta gerekli olduğu için köye getirilen ustalardan yayılan bir sülale olduğu söylenmektedir.

Babamdan derlediğim bilgilere göre; Orta Asya’dan göç eden bir kabileden dağılan birkaç kişinin Karadeniz (Ağasar bölgesi olarak söylenmektedir) sahillerine kadar gelip bazılarının da sonradan Menteşe karyesi (Dikmen köyü) ve Daylı kö­yü­’nün yüksek kesimlerine gelip yerleşmişlerdir. Bu sülale Pirgayıpoğulları süla­lesi­dir.(Pir oğlu Bilâl’in Daylı köyü Verdili mahallesi.bugünkü Ataköy köyüne geldiği bilinmektedir). Ataköy’de yaşayan Bilâl’in Salih ve Mehmet isimlerinde iki oğlu olmuştur. Bilâlin oğlu Salihin dokuz erkek iki kız çocuğu olmuş daha sonra bu ço­cukların babası Salih’in ölmesiyle çocuklar yetim kalmıştır. Dolayısıyla köylü tara­fından bunlara Yetimoğulları denmiştir. Aslında bugün Ataköy köyünde Yetimoğulları diye bilinen sülale aslında Pirgayıpoğulları’dır. Salih’in çocukların­dan; Ahmet, Hafız Osman, Hafız Mustafa, Ali, Hasan ve Bekir seferberlik zama­nında şehit olmuşlardır. Bunlardan Ali, Bekir ve Hasan’ın çocukları bulunmakta­dır. Salih’in oğullarından Mehmet, Bekir ve Hasan’ın çocukları Ataköy’de yaşa­mını sürdürmüş, Ali’nin oğlu ise (Ahmet) Tirebolu Belen köyüne yerleşmiştir.

Büyük bir sülale olan Pirgayıpoğulları hakkında Münip Şaban Toz şu bilgi­leri vermiştir.

Bu sülaleleri oluşturan insanlar köye gelmeden önce ve geldikten sonra da bazı guruplardan insanlar da köye gelip yaşamış; fakat fakirlik yüzünden bölgeyi terk etmişlerdir. Bu sülaleler Mollasalifoğulları ve Eşrefoğulları’dır.

13 Şubat 1918 tarihinde, Görele‘nin Kurtuluşu‘na kadar Ruslar köyün bazı yerlerinde yaşamaktaydılar. Yaşadıkları yerleri Gıran Mahalle, Gıran Tepe, Karakaş ve Baştarla olarak seçen Rusların günümüzde de buralarda yaşadıklarını belirten iz ve kalıntılar vardır. Bazı yaşlı köylülerin söylediklerine göre de Rus as­kerleri buraları terk ederken çok sayıda altın küpleri ve şarap fıçıları gömmüşler­dir. Bu yerlerden biri de köyün girişindeki köprüdür.

Yine bir rivayete göre; Asker Gıranı‘nında bulunan taşlar, Cenevizliler’e ait mezarlardır. Bunun ise doğruluk orantısını şöyle kurabiliriz. Köyün baktığı tepe­ler­den birisi olan Kuşçulu Köyü’nün güneybatısında, deniz seviyesinden 967 m. yük­sekte Haç Dağı bulunmaktadır. Cenevizliler’in Hıristiyan olmaları nedeniyle bu dağa "Haç Dağı" adı verildiği söylenmekte. Yöre insanları buraya Haş Dağı de­mektedir. Bu dağın tepesinde Cenevizliler’den kaldığı sanılan kale kalıntıları var­dır.

Diğer bir rivayete göre ise, Asker Gıranı’nda bulunan oyma taşların, burada kamp kuran ve burayı geçit olarak kullanan Fatih’in Trabzon’u fethetmesinden sonra, bir bölük askerinin burada konaklamasına yönelik oluşundandır. Askerler su ihtiyaçlarını karşılamak için taşları oymuşlar. Bu taşların içindeki suyun şifalı ol­duğu söylenir.

Yine Fatih’in bir grup askerinin bu bölgelere gelmelerinin sebebinin doğruluk payını şöyle kurabiliriz. Fatih’in donanması 1461’de fetih için Trabzon’a giderken, Kuşçulu köyü açıklarında içme suyu bitmiş. Filikalarla gemiden ayrılan 5-6 asker karaya çıkmış. Bu askerler gerekli suyu alıp gemiye döndüklerinde burayı çok be­ğendiklerini, Fatih’e izin verirse buraya yerleşmek istediklerini bildirmişler. O za­manlar fethedilen yerlere Türk nüfusunun ağırlığını koyması amacıyla asker aile­leri­nin yerleştirilmesi devlet politikası olduğundan bu kişilere gereken izin verilmiş. İşte Trabzon’un fethinden sonra Kuşçulu köyüne giden askerler köyden geçerken bah­sedilen bu eserleri bırakmışlardır.

Rus işgali sırasında Ruslar’ın köy insanlarına yaptıkları zulümleri en iyi anla­tan şu hikayedir: Bu hikaye dedemden bana intikal etti1;

Ataköy’de; İmamlı, Alustugil, Kahyalı, Havusgil, Kıran, Peteklik, Eğri­kı­ran, Zerdabacı ve Baştarla gibi yerleşim yerleri bulunmaktadır. Bunlardan; İmamlı, Kahyalı ve Kıran mahalle konumundadır. Günümüzde köyde yaşayan sülaleler ve soyisimler şöyledir; İmamoğulları (Öner), Alustuoğulları (Usta), Kahyaoğulları (Bakıcı ve Kahyaoğlu), Pirgayıpoğulları (Bilir ve Bilge), Mollasalifoğulları (Öner). İsak Öner çeşitli dönemlerde kaymakam vekilliği yap­mıştır. Oktay Öner (Ağır Ceza Hakimi) geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle ve­fat etmiştir. Burhan Usta (Erzurum Tapu Kadastro Bölge Müdürü), İhsan Usta (Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı) köyün ünlü simaları arasındadır. İbrahim Öner PKK ile Kuzey Irak’da girdiği çatışmada şehit olmuştur. Haşim Öner İstiklal Savaşına katılarak, Namık Bakıcı Kıbrıs harekatına katılarak gazi ünvanı almıştır.

Köye komşu köyler; Tepeköy, Daylı, Terziali ve Hürriyet mahallesi’dir. Köyde içme suyu olarak; Karadere, Kirazyan, Olukyan, Karamehmet, İsmail suyu, Kayalu suyu ve Taşlık suları kullanılmaktadır. Köyde devlet tarafından sağlanmış içme suyu şebekesi bulunmamaktadır. Köyün geçim kaynağını, fındık ve gurbet­çilik oluşturmaktadır. Diğer tarım ürünleri, meyve ve sebze köylünün kendi ihtiya­cını karşılayacak kadar üretilmektedir. Köyün ulaşım yolu (araba yolu) 2000 yı­lında ta­mamlanmıştır.

 



[1]          Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

1           Ayla Demir, aynı eser.

 

Daylı Köyü[1]

Daylı köyü Görele ilçe merkezine 4 km mesafede olup, ulaşım asfalt ve beton yoldan sağlanmaktadır. Resmi kayıtlara göre 05.021947 tarihinde köy tüzel kişi­liği, köy kanunlarındaki değişiklik nedeniyle tekrar onaylanmıştır. Görele’nin nü­fus ba­kımından büyük köylerinden biri olan Daylı köyü, 1997 yılı kayıtlarına göre 210 hane ve 305 nüfusa sahipti. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 319 kişi olarak tesbit edilmiştir. Daylı köyünü Emin Önder[2] şöyle anlatmaktadır. "Milattan önceki yıllarda ve ilk çağlarda köyümüzde ve çevremizde Cenevizliler, Romalılar, Bizanslılar ve daha sonra Pontus Rumları yaşardı. 1204 yılında Trabzon’da kurulan Pontus Rum devleti 1461 tarihine kadar köyümüzü ve tüm Doğu Karadeniz bölge­sini yönetti Büyük Türk Padişahı Fatih Sultan Mehmet 1461 tarihinde Trabzon’daki Pontus Rum Devletini ortadan kaldırınca şirin köyümüz, çevremiz ve tüm Doğu Karadeniz bölgesi Türklerin eline geçti. Yani o tarihten sonra Türkler bu­raya geldi. Köyümüze gelip yerleşen ilk Türk boyları Çepni Türkleridir. Bu Çepni Türk boyları Orta Asyadan ve Horasandan gelerek Eynesil, Tirebolu arasına yerleşti­ler. Bu Çepni Türkleri dini yönden şiilik mezhebine bağ­lıydı. Hz. Aliye sevgi ve saygı bağlılıkları nedeniyle çevremizde kurdukları köy­lere Ali ile bitişik isimler verdi­ler. Örneğin: Şah Ali, Terzi Ali, Bozca Ali gibi Ayrıca büyük Görele deresine de Elevi veya Alevi deresi ismini verdiler. Yavuz Sultan Selim zamanında şiilik mezhebi dışlanınca ve sonradan yeni gelen insanla­rın da etkisiyle köyümüz halkı dini yönden bugünkü gibi ibadetlerini yapmaya başladı. Emin Önder Daylı köyü hakkındaki bilgilere şöyle devam etmekte….

Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılık ve tarım ürünlerine dayanıyordu. XIX. yüzyılın başlarına kadar köyümüzde ve bölgemizde de bugünkü gibi ağaçlar ve fındık bahçeleri yoktu. Arazi İç Anadolu gibi çıplaktı. Yalnız üzüm ve bağcılık çok ileriydi. Romalılar ve Pontus Rumları zamanında üzümden şarap imal edilirdi. Üretilen şaraplar yelkenli gemilerle İtalyaya ve Fransaya sevk edilirdi. Daylı köyü­nün birçok bölgesinde o zamandan kalma şarap yapımında kullanılan taşlardan ya­pılmış şarap küpleri görülmektedir.

1890 yıllarına kadar köyümüzde mısır yerine buğday ekilirdi. Köyün bir sene doğu cephesine buğday ekilince batı cephesi otlak olarak kullanılırdı. İkinci sene na­das yani dinlendirme yöntemi uygulanırdı. Yani bu kez doğu cephesi otlak olarak kullanılır batı cephesine buğday ekini yapılırdı. Fındık üretimi 150 seneden beri sür­dürülmektedir.

1796 tarihinde çevremizde ve köyümüzde daun denilen kolera veya veba cinsinden öldürücü salgın bir hastalık görüldü. Bu salgın hastalık diğer köylerde ol­duğu gibi Daylı köyünde de büyük tahribat yaptı. Bir çok ocaklar söndü. Köy hal­kının yarıdan fazlası bu korkunç hastalıktan kırıldı. Halkın kalan kısmı Giresun taraf­larına göç etti. Bugün köyümüzde yaşayanların bir kısmı bu salgın hastalıktan köyü bırakıp kaçtıktan sonra tekrar köye geri dönenler ile sonradan başka yörelerden ge­len insanlardır.

Daylı köyü 1750 yıllarına kadar Eynesil kalesindeki Voyvodalığa bağlıydı. Eynesil kalesinin tahribinden sonra Voyvadalık merkezi bugünkü Çavuşlu oldu. Kuğuoğulları 1750 tarihinden 1830 tarihine kadar Görele’yi ve köyümüzü derebey­lik yönetimiyle idare ettiler. Bu seksen senelik süre içinde gerek Daylı köyü ge­rekse diğer köyler çok acı ve çok çileli günler yaşadı. Bu meyanda Kuğuoğulları 1780 yıllarında köyümüzün Dereyanı mevkiine şato şeklinde bir konak yani dere­beyi sa­rayı yapmaya başladı. Sarayın taşları kırılıp hazırlanmaya başladı. Temel atma ve top­rak hafriyatı yapıldı. Köy halkı derebeylerinin köylerine gelip yerleş­mesini istemi­yorlardı. Kalyoncu oğullarından bir genç derebeyinin oğlunun başını dere yanında kesince Kuğu beyleri saray yapmaktan vaz geçti. Köy halkı da rahat bir nefes aldı.

Birinci dünya savaşı başlayınca 30 Temmuz 1916 tarihinde köyümüz Rus as­kerlerince işgal edildi. Köyümüzde bir çok vatandaşlar Rus ordusunun içinde bulu­nan Ermeni askerleri tarafından öldürüldü. Köy medresesi yıkıldı. Bazı köy evleri yakıldı. Köy halkının bir kısmı işgalden önce köyü terk ederek Giresun-Ordu taraf­la­rına göç etti. 13 Şubat 1918 tarihinde düşmanın çekilip gitmesi üzerine göç eden halkın bir kısmı tekrar köyümüze geri döndü. Köyümüzün ve Görele’nin yetiştir­diği ilk Devlet adamı eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan hemşehrimiz Hasan Âli Yücel’in büyük babası Posta Telgraf Nazırı yani Ulaştırma Bakanı İmamoğulların­dan Hasan Âli Efendi’dir.

Hasan Âli Efendi, Daylı köyünde doğmuş; Daylı köyünde büyümüş ve 25 yaş­larında iken memur olarak köyden ayrılmış. Posta Telgraf Nazırı, yani Ulaştırma Bakanı olunca 1870-1895 yılları arasında nazırlık yapmış. Köyü­müz­den bir çok va­tandaş İstanbul’a giderek nazırdan birer iş, memuriyet is­temişler. Nazır da köyümüz­den giden her kişiye birer iş ve memuriyet vermiş.

1875 tarihinde Görele’den İstanbul’a bir heyet giderek Görele’nin ilçe olma­sını talep etmişler. O tarihe kadar Görele Tirebolu’ya bağlı bir nahiye yani bucak olarak yönetiliyordu. Hasan Âli Efendi Görele’nin ilçe olmasını 1875 tarihinde ger­çekleştirdi. Torunu ise Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel de köyümüze üç derslikli bir ilkokul, bugünkü lise binasını ve Soğuksu mahallesindeki Hasan Ali Yücel ilkokulunu yaptırdı.

Köyümüz halkından Karahacıoğullarından Hasan Ağa 1905-1909 ve oğlu Mehmet Ağa da 1922-1926 tarihleri arasında Görele belediye başkanlığını yaptı.

Köyümüzde muhtarlık görevi yapanlar; Çıtlak Ailesi, Ataköy’den Kahyaoğlu Ahmet Efendi, Çeşmebaşı’ndan Kıralioğlu Hüseyin Odabaş, İmamoğlu Emin Ağa, Ali Gökçe (Din Ali), Mustafa Bektaş, Hüseyin  Kara, İsmail Çıtlak, Halil Bektaş, Ali Çıtlak, Mahmut Çıtlak, Ömer Önder, Recep Aksoy ve şu anda Hüseyin Bektaş.

Çeşmebaşı mahallesi 1932 tarihine kadar Daylı köyüne bağlıydı. O tarihte Daylı köyünden ayrılarak belediye sınırları içine dahil oldu. Verdili mahallesi de 1985 tarihine kadar Daylı köyüne bağlıydı. O tarihte Daylı köyünden ayrılarak müstakil muhtarlık olarak Ataköy ismini aldı.

Keza 1840 yıllarına kadar Tepeköy, Devge, Terzi Ali ve Kaba mahallesi Daylı köyüne bağlıydı. Tanzimat devriyle başlayan idari ve coğrafi taksimat neti­cesinde Daylı köyünden o tarihte ayrıldı.

Köyümüzün 40 sene öncesine kadar iki tane yaylası vardı. Alaca ve Taş­bo­ğazı yaylası yüzyıllarca köyümüz halkına ait hayvanlara bu iki yayla otlaklık göre­vi yaptı. 1960 tarihlerinden sonra bu yaylalar yanlış davranışlar sonucu  kö­yün tasarrufundan uzaklaştı.

Köyümüzden göç edip nesilleri kesilen sülaleler; Kalyoncu oğulları, Topuz oğulları, Solaman oğulları, Sarı Mustafa oğulları, Yunus oğulları gibi bazı sülaler başka bölgelere göç ettiler.

Köyümüzün ilk camisi 1810 tarihlerinde aşağıdaki mezarlıktaki büyük kavak ağacının yanına İmam oğlu Mehmet Önder tarafından inşa edildi. O tarihe kadar köy halkı Cuma namazını kılmaya Çavuşlu nahiyesine gidiyordu. Çünkü berâtı olmayan camide hoca cuma namazı kıldıramazdı. Köyün ilk hocası olan İmam oğlu Mehmet hocanın İstanbul’dan alınmış berâtı vardı. Berât, bir çeşit diploma ve ehliyet belgesi­dir. Bu ilk cami 80 seneden fazla yani 1890 yıllarına kadar aşağıdaki mezarlıkta hiz­met verdi. Daha sonra bu köy camisi Hoca Hasan Efendinin başkan­lığında bugünkü yerine nakledildi. Köy halkınca elbirliğiyle yapılan bu taş bina 1985 yılına kadar köy halkına hizmet etti. 1985 tarihinde devlet tarafından bu­günkü cami eski caminin ye­rine inşa edildi.

Ayrıca Gülle Kıran mahallesindeki Yeni cami de 1997 yılında hayırsever va­tan­daşların katkısıyla yaptırıldı.

Öte yandan 1903 yıllarında köyümüze büyük bir medrese yapıldı. Bu med­rese Rus işgalinde tahrip edildi. Medresenin arsasına bugünkü köy ilkokulu ya­pıldı.

Köyümüzde mısır ve buğday öğütmek için birçok su değirmenleri vardı. Veli değirmeni, Hamza değirmeni, Abdaloğlu, Aycı oğlu, Veli oğlu Recep, Alidalman, değirmenleri kış mevsiminde ve yağmurlu havalarda köyün ihtiyacını karşılardı. Yaz mevsiminde büyük deredeki çifte değirmenlere gidilirdi.

Köyümüzün sağlık evi 1975 yıllarında yapıldı. İlk araba yolu kazma kürekle 1965 yıllarında köy halkının katkısıyla gerçekleşti.

İkinci Dünya savaşı yıllarında yani 1939-1945 yılları arasında köyümüz halkı ve çevremiz ekonomik yönden yani yiyecek içeçek bakımından çok acı çileli ve ızdı­raplı günler yaşadı. O günlere kıtlık yılları diyoruz.

İçecek yiyecek karne ile vesika ile verilirdi. Açlıktan ölen çok oldu. 1940 se­ne­lerine kadar halkımızın en büyük ihtiyaçlarından biriside yakacak yani odun so­ru­nuydu. O zamanlarda köyümüzde bugünkü gibi ağaçlık ve ormanlık yoktu. 1900 yıllarından önce ise halkın kışlık odun ihtiyaçlarına kadar sık ağaçlarla ormanlarla kaplıydı.

1940 senelerine kadar köy halkının en önemli besin maddelerinden biriside pekmezdi. Köy halkı pekmezi dut ve üzümden elde ederdi. Köyde dut ağacı çok fazlaydı. Hatta dut ağacı sayesinde köyde ipek böceği de yetiştirilirdi. Bir üzüm ağacı iki günde zor toplanırdı. Yani bir üzüm ağacından iki yüz kilodan fazla üzüm toplanırdı.

Köyümüzün gerçek ismi nedir nereden geliyor anlamı nedir; Daylı köyüne bazıları Daylı köyü bazıları Dayı Ali köyü, bazıları da Dağlı köyü diyorlardı. Bunlar tartışma konusudur. Yalnız Daylı kelimesinin sözlük, lügat anlamı "yüksek tepeler üzerine kurulmuş suyu bol havadar yerleşim alanı" demektir.

1950 yıllarına kadar köyün çarşı yolu, aşağıdaki mezarlıktaki taş mezarlığın yanından geçen patika yol idi. Daha sonra ve Zıva köylülerinin de katkısıyla çeşme başından geçen köy yolu yapıldı. 1950 tarihine kadar onbeş Zıva köyü halkı çar­şıya Daylı köyünden gidip gelirlerdi. O tarihte Zıva köylülerine devlet araba yolu yapınca onlar artık Daylı’dan geçmez oldular. Her savaşta olduğu gibi İstiklal Savaşı da başlayınca köyümüzde birçok köy gençleri düşmanı yurdumuzdan çı­karmak için Topal Osman Ağanın alayına gönüllü asker yazıldı. Yurdumuzun kurtarılmasında ve Cumhuriyetin kurulmasında bu Kuvâ-yi Milliyeci çetelerin büyük hizmeti oldu. Bu Kuvâ-yi Milliyeci çetelerden Velioğlu Yusuf Çavuş 30 Ağustos1922 tarihinde Afyon’da şehit düştü.[3]

O sıralarda halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılığa ve tarım işlerine daya­nı­yordu. İmam Mehmet’in torunu Posta Telgraf nazırı yani Ulaştırma bakanı İmamoğlu Hasan Âli Efendi’nin Görele’ye çok büyük hizmetleri oldu. Nazır Hasan Âli Efendi Daylı köyünde doğdu, Daylı köyünde büyüdü. Nazır olunca Daylı kö­yünden bazı kişiler İstanbul’a giderek onu buldular. Ondan iş ve memuriyet istedi­ler. Her gideni boş çevirmedi. Herkese bir iş verdi. Ayrıca Görele 1875 tarihine ka­dar Tirebolu’ya bağlı bir bucak olarak yönetiliyordu. İşte o günlerde Müştâk Efendi başkanlığında yedi kişilik bir heyet Görele’yi ilçe yaptırmak için İstanbul’a Nazır İmamoğlu Hasan Âli Efendi’ye gidiyorlar. Kendisinden Görele’nin Tirebolu’dan ayrılarak bir ilçe olmasını talep ve rica ediyorlar. Nazır amcamız bu teklifi çok olumlu ve hoş karşılıyor. Padişah II.Abdülhamit’den Görele’nin ilçe olma emrini alarak Görele’nin ilçe olmasını gerçekleştiriyor.

Milli Eğitim eski Bakanlarından Hasan Âli Yücel işte bu nazır amcamızın to­ru­nudur. Hasan Âli Yücel de Karadeniz’in hiç bir ilçesinde ortaokul yokken O 1945 tarihinde Görele’de ortaokul açtı. O tarihlerde çevre ilçelerin öğrencileri Görele’ye gelerek tahsil yaparlardı. Şu anda biz İmam Mehmet’in torunlarının bir kısmının so­yadı Öner ve bir kısmının da soyadı Önder’dir. Ayrıca Çeşmebaşı mahallesinde otu­ran en yakın akrabalarımızdan Karacanın İbrahim amcalarımızın soyadı ise Karaca’dır. Ataköy’deki İmamoğullarının ekseriyetle soyadı Öner’dir.[4]

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Emekli Öğretmen

[3]           Emin Önder, "Daylı Köyü" Yayınlanmamış eser.

[4]           Emin Önder, a. g. e.

 

Gölbaşı Köyü[1]

Gölbaşı köyü Görele ilçe merkezine 11 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 27.10.1994 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 67 hane ve 118 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 151 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Karaburun Köyü[1]

Karaburun köyü Görele ilçe merkezine 5 km mesafede olup, Giresun-Trabzon devlet karayolu üzerinde kurulu sahil köylerinden biridir. 1997 yılı kayıt­larına göre köyde, 113 hane ve 97 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımla­rında köyün nü­fusu 175 kişi olarak tesbit edilmiştir. Karaburun köyünün adı; kö­yün Karadeniz’e uzanan ve uzaktan bakıldığında kara (siyah) olarak gözüken bur­nundan almaktadır. Köyün doğusunda İsmailbeyli köyü, batısında Civil köyü var­dır. Tarihi yapı olarak, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen; çeş­me­ler bulunmaktadır. Bu çeşmeler halk tarafından Oluk suyu ve Cin suyu olarak bi­linmektedir. Köyde bir cami (Karaburun camisi), Cami yanı ve Karşı mahalle isimlerinde iki mezarlık bu­lunmaktadır. Köyün mahalle isimleri; Kabakulak, Bayramlı, Kıran, Hacı ve Orta ma­halleleridir. Köyde bulunan sülale isimleri ise; Arifgil, Abdalgil, Tonargil, Bayramgil ve Çırtlakgil olarak bilinmektedir. Köyün geçim kaynağı, fındık, turunçgiller ve Görele’de yapılan ticarete dayanmaktadır. Az sayıda yapılan kıyı balıkçılığı daha çok hobi ve ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaları içindir.

Köyün yetiştirdiği, kendi dalında ünlü isimler arasına giren; İbrahim Özdemir[2] ve Hacı Yakup Yayla[3] bulunmaktadır. Köy son yıllarda iki şehit vermiş­tir. Bunlar­dan; Yaşar Tüfekçi (1972) 10 mayıs 1995 yılında Şırnak Uludere’de çı­kan bir çatış­mada, Yüksel Can ise Erzurum Aşkale dolaylarında şehit olmuşlardır.

Köy ve yöre halkı tarafından anlatılan "Altın Beşik" efsanesi günümüze ka­dar gelmiş olup hâlâ anlatılmaktadır. Karaburun köyünün doğal görünümü oldukça gü­zeldir. Denize uzanan burnunda bulunan delikli taş oldukça ilgi çekicidir. Köy halkı tarafından dilek tutmak için, yılın belirli günlerinde ve Mayıs yedisinde, Delikli taşın etrafından ve altından kayıklarla geçilerek dilek tutulurmuş. Bu inanç son yıllara doğru eski özelliğini kaybetmeye başlamıştır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           İbrahim Özdemir ile ilgili geniş bilgi Görele’li Ünlü Simalar bölümünde.

[3]           Hacı Yakup Yayla müderris olup, Ayasofya’da ders vermiştir.

 

Ortaköy Köyü[1]

Ortaköy köyü resmi kayıtlara göre 26.10.1956 tarihinde köy tüzel kişiliği al­mıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 70 hane ve 150 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 143 olarak tesbit edilmiştir. Görele ilçe mer­kezine 20 km. mesafede olan köye ulaşım Zıva köyleri yolundan ve köy yolundan yapılmaktadır. Ortaköy, köy tüzel kişiliği almadan önce, Tekgöz köyüne bağlı idi. Bölgesinde diğer köylerin orta kısmında yer aldığından dolayı ismi "Ortaköy" olarak belirlenmiştir. Komşu köyler; Tekgöz, Güneyköy ve Kırıklı köyleridir. Köy eko­nomisi, tarım, fındık ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde; bir cami, bir mescid, bir de­ğirmen, bir mezarlık ve Aralık deresi üzerinde taştan ya­pılma bir kemer köprü bu­lunmaktadır.

Köy, Alt mahalle ve Üst mahalle diye iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Menteşe, Cafer, Zurnacı, Hıdıroğlu, Şahin, Cıra, Gül, Keskin, Dalcı, Kasap, Kagırman, Durmuş, Dursun, Salihoğlu ve Aydınoğlu. Köyden yetişen Yaşar Keskin’in Gurbet Kuşları adlı şiir kitabı yayınlamıştır. Hasan Şahin ve Ahmet Dursun İstiklal savaşına; Cafer Kerem, Kore savaşına; Osman Gül Kıbrıs savaşına katılmışlar ve gazilik ünvanı almışlardır. Köy muhtarlığını yaptığı bilinen kişiler şunlardır: Kemal Dursun, Mustafa Dalcı, Hüseyin Keskin, Hüseyin Aydınoğlu, Seyfullah Menteşe ve Ömer Dalcı.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Şenlik Köyü[1]

Şenlik köyü Görele İlçe merkezine 35 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 13.06.1969 tarihinde Beşirli köyünden ayrılarak köy tüzel kişiliği almıştır. Şenlik adını ise yakınından geçen "Şenlik deresi"nden almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 62 hane va 152 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köy nü­fusu 169 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu köyler; Çatakkırı, Köprübaşı, Hamzalı ve Beşirli köyleridir. Köy ekonomisini hayvancılık başta ol­mak üzere, fındık ve mısır ziraati oluşturmaktadır. Köyde; Şenlik köyü camisi ve Mazinli camisi adında iki cami, Zıva deresi üzerinde bir değirmen, iki mezarlık ve Memişuğ, Haydarlu, Kiziruğ çeşmeleri adında üç çeşme bulunmaktadır. Köy beş ayrı mahalleden oluş­maktadır. Bunlar: Kuz mahalle, Mazinli mahallesi, Alt ma­halle, Haydarlı mahallesi ve Kıran mahalle. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soy­isimler) ise şunlardır: Emanetoğulları, Çırakoğulları, Haydaroğulları, Köçek­oğul­ları ve Yiğitoğulları. Köyle ilgili bir efsaneyi Ali Emanet[2] şöyle anlatı­yor.



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Şenlik Köyü Muhtarı

 

Beşirli Köyü[1]

Beşirli köyü Görele ilçe merkezine 20 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 02.04.1947 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 73 hane ve 171 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 158 kişi olarak tesbit edilmiştir. Beşirli köyünün ismi "Beşir"[2] iken Beşirli olarak de­ğiştirilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Bk. Görele, köyleri ve mahallelerinin isimlerinin değiştirilmesi.

 

Dedeli Köyü[1]

Dedeli köyü Görele’ye 7 km uzaklıkta olan bir köydür. 30.10.1997 tarihine kadar İnanca köyüne bağlı bir mahalle iken bu tarihden itibaren köy statüsüne gel­miştir. Köy 1997 yılında 71 hane ve 92 nüfusa sahiptir. 2000 yılı nüfus sayımına göre köyün nüfusu 159 kişi olarak tesbit edilmiştir. Muharrem Gecir[2] köyün ismi­nin Dedeli olmasını şöyle açıklıyor "Eski dedelerimiz zamanında üç kardeş var­mış. Bunların birisi Giresun’un Dereli ilçesine, biri Trabzon’un Tonya ilçesine ve biri de bizim köyümüze yerleşmiş. Bunun adı DEDE olduğu için köyümüzün adı Dedeli olmuştur." Dedeli köyüne komşu köyler ise; Terziali, İnanca, Ünlüce mahal­lesi ve Karadere köyüdür. Köyün geçim kaynaklarını ise, başta fındık olmak üzere hay­vancılık ve meyvecilik oluşturmaktadır. Köyde bir cami, Çanakçı deresi üze­rinde bir adet değirmen, Terziali köyüne bağlayan bir asma köprü (ağaç ve taş kul­lanılarak yapılmıştır) ve 22 adet mezarlık bulunmaktadır.

Köyün mahallelerini, Işkınlı, Kirmanlı, Dedeli ve Alibey mahalleleri oluştur­maktadır. Günümüzde bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Geciroğlu, Kodal, Kirman, Dede, Işkın ve Yılmaz. Hüseyin Arslan (ö.1979) İstiklal Savaşına katılarak Gazi olmuştur. Köyden bir çok kişi devletin üst kademelerinde görev yapmış ve yapmaktadır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Dedeli Köyü Muhtarı

Gültepe Köyü[1]

Gültepe köyü resmi kayıtlara göre 24.10.1998 tarihinde köy tüzel kişiliği aldı. 1997 kayıtlarına göre köyde; 80 hane ve 135 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 166 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köy Görele ilçe merkezine 9 km mesafededir. Köye komşu köyler; Şalaklı, Karadere, Yukarı Boğalı (Tirebolu), Boğalı, Haydarlı ve Maksutlu köyleridir. Köyün ekonomisini fındık ve orman ürünleri oluşturmaktadır. Sepetcilik yapımı köyde yaygındır. Köy dört ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar; Güney mahalle, Orta mahalle, Kıran mahalle ve Kudret mahallesidir. Köyde iki cami, bir mezarlık ve Boğalı köyü ile ortak kullanılan Çömlekci deresi üzerinde bulunan doğal Kudret köprüsü vardır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler); Çötenoğlu, Odabaşoğlu, Kuycuoğlu, Kepçeoğlu, Kadıoğlu, Balcıoğlu ve Karadeniz. Köy Göreleye uzak olmasına rağmen yüksek eğitim almış çok sayıda kişi vardır. Prof.Dr.Muharrem Kepçeoğlu eğitim alanında bir çok esere imzasını atmıştır. Ayrıca köy, 15 öğret­men, 2 doktor, 9 mühendis, 2 öğ­retim görevlisi gibi birçok üst düzey meslekte kişi çıkarmıştır. Kadir Küçük, Kore gazisidir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Karadere Köyü[1]

Karadere köyü Görele ilçe merkezine 8 km mesafededir. Resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılında köyde 105 hane ve 275 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 229 kişi olarak tesbit edilmiştir. A.Kadir Gülşen[2], Karadere köyünün adının;"Köyün or­manlık alanlarında meydana gelen yangın neticesinde dereden akan suların kara akma­sından dolayı halk tarafından Karadere diye adlandırılmıştı" şeklinde açıkla­mak­tadır. Köye komşu köyler; doğusunda Dedeli, güneydoğusunda İnanca, gü­neyinde Derekuşçulu ve Çiftlik, batısında Şalaklı ve Gültepe, kuzeyinde Maksutlu köyü bu­lunmaktadır. Bekirli mahallesinde bulunan 1902 yılında yapılan Cami ve Değirmenyanı camisi olmak üzere iki cami, Deregözü mahallesini Balat’a bağlayan yaya (patika) yolu üzerinde bulunan bir taş köprü, Karadere üzerinde 1916 yılında yapılmış olan bir değirmen ve Bekirli mahallesi mezarlığı, Kodalaklı mezarlığı, Kurtgil mezarlığı ve Kahvecili mahallesi mezarlıkları adında dört mezarlık bulun­mak­tadır. Köyün başlıca geçim kaynaklarını fındık, hayvancılık, tarımsal ürünler (mısır, fasulye, salatalık, pancar vb.) oluşturmaktadır.

Ünlü kemençe sanatçısı Halil Kodalak[3] (Karaman), din alimlerinden eski Karadere köyü imamı Kurtuluş Savaşı gazisi Mustafa Gülşen ve İlyas hoca[5] köyün ünlü simaları arasında yer almaktadır. Köyün ilk eğitmeni olarak Yunus Kulakaç ol­duğu bilinmektedir. Yunus Kulakaç’ın oğlu "Topal Hoca" lakaplı M.Ali Kulakaç köyde ve çevre köylerde pek çok genci eğittiği söylenmektedir. Ayrıca Abdullah Gülşen K.T.Ü. Tarih Bölümü bitirme tezi olarak köyün monografisini hazırlamış­tır. Köyden İstiklal savaşına katılan; Hasanoğlu Mustafa Gülşen (1890-1983) ve Durmuşoğlu Ali Kodalak (1901-1994) İstiklal madalyası sahibi olmuşlardır. Köyün mahallelerini; Bekirli, Kahvecili, Kodalaklı, Deregözü, Kurtgil ve Kulaklı mahalleleri oluşturmaktadır. Günümüzde köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Kellenoğulları, Keloğulları, Karamanoğulları, Kulakoğulları, Kurtoğul­ları ve Azizoğulları’dır. Köyde ayrıca Karadere kalesi denilen bir yer ve Karadere deresinin doğduğu yerde Kabalak gözü denilen yerler mevcut olup gö­rülmeye değerdir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Karadere Köyü Muhtarı.

[3]           Halil Kodalak (Karaman). Geniş bilgi, Görele’de Kemençe ve Kemençe Sanatçıları bölü­mün­de.

[4]           Halil Kodalak (Karaman). Geniş bilgi, Görele’de Kemençe ve Kemençe Sanatçıları bölü­mün­de.

[5]           İlyas hoca : Din alimlerinden, köyün ileri gelenlerinden İlyas hoca (İlyas Kulak) mollanın İlyas. Kendi köyü ve çevre köylerde pek çok talebe yetiştirmiştir.

 

Recepli Köyü[1]

Recepli köyü Görele ilçe merkezine 18 km. mesafede olup, resmi kayıtlara göre, Tirebolu’dan ayrılarak, Görele’ye bağlanmış ve 07.04.1992 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 32 hane ve 79 nüfus bu­lunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarına göre köyün nüfusu 100 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye komşu köyler, Şalaklı, Çiftlik, İnanca ve Karadere köyleridir. Köyün ekono­misi fındığa dayalıdır. Diğer tarım ürünleri köyün ihtiyacı kadar ye­tiştirilmekte­dir.Hayvancılık ise yine köyün ihtiyacını karşılayacak kadar yapıl­maktadır Köyde iki cami, tarihi değeri olmayan iki köprü, Çömlekci deresi üze­rinde bir değirmen, köyün muhtelif yerlerinde toplam yedi çeşme ve bir köy mezar­lığı bulunmaktadır. Köy üç ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar; Alt mahalle, Kavrazlı mahallesi ve Gölbaşı mahallesidir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Kavrazlı, Bekarlı, Aktaş ve Öner. Köyden çeşitli meslek gruplarından bir çok kişi yetişmiş olup yurdun çeşitli yerlerinde görev yapmakta­dırlar.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Tekgöz Köyü[1]

Tekgöz köyü Görele ilçe merkezine 18 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 02.07.1942 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 73 hane ve 105 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 125 kişi olarak tesbit edilmiştir. Mustafa Arslan[2] köyün ismi ile ilgili şu açıklamayı yapmaktadır: "Pontus Rumlarının köyün yüksek yerinde kaya üzerine inşa edilen kalenin komutanının adını bölgeye yerleşen Türk boyları (Oğuz-Çepni)‘nın telafuz edememeleri dolayısı ile bir gözü olmayan komutana ‘Tekgöz’ diye seslenmelerin­den dolayı köyümüze Tekgöz denmiştir." Köye komşu köyler: Güneyinde Ortaköy, doğusunda Sofulu, kuzeyinde Kırıklı ve batısında Tepeköy köyleri bulunmaktadır. Köyün ekonomisini fındık, ormancılık, gurbetçilik ve çiftçilik (mısır,fasulye, sebze ziraatı) oluşturmaktadır. Köyde: Deregözü (Tekgöz) Ağa camii ve Tekgöz camii (1900) adında iki cami, Tekgöz değirmeni (Büyük­de­re), Hamzaoğlu (Büyükdere) ve Aralık (Aralıkdere) adında üç değirmen, Emanet­oğlu mezarlığı, Yaylaoğlu mezarlığı, Tekgöz mezarlığı (Evliya) adlarında üç mezarlık bulunmaktadır. Ayrıca Aralık deresi üzerinde taş kemer köprü, Tekgöz kalesi (yıkılmış, harabe durumda) ve Kuzpınar (taştan yapma suyu yaz-kış soğuk olur) adında bir de çeşme bulunmaktadır.

Köy dört ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar: Yeterli, Cami yanı, Kelceli ve Emanetoğlu (Deregözü) mahalleleridir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soy­isim­ler) ise şunlardır: Resuloğlu, Hamzaoğlu, Mardisoğlu, Kalamanoğlu, Kelci­oğlu, Yaylasoğlu, Ayvazoğlu, Emanetoğlu, Arifoğlu ve Ahmetoğlu. Emanetoğlu Rah­man Ağa, Ayvazağa Kadir ve Efe Mustafa köyün ünlü simaları olarak bilin­mek­tedir. Koçalioğlu Mehmet Gül (1311-26.11.1992) İstiklal madal­yası sahibidir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Beykoz 60. Yıl İlköğretim Okulu Öğretmeni

Beyazıt Köyü[1]

Beyazıt köyü Görele ilçe merkezine 21 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 117 hane ve 523 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 516 kişi olarak tesbit edilmiştir.



[1]         Ali Bilir Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Dereboyu Köyü

Köyümüz kesin olmamak kaydıyla ( 1650-1700) yıllarında yerleşime açılmıştır. Köyümüze giriş itibarı ile güneyinde Gengıranı, Meruul, Poyraz Başı, Ardıç Dağı, Karasay doğusunda Deregözü kuzeyinde Ayı  Kaşı, Kuru Kale, İbram Geni, Çam Yanı, Kabalak Gıranı ve Menteşe Köyü ile çevrili olup, iki tarafından güneyinde Sayca, kuzeyinde Kuzuluk Dereleri akmakta bu iki dereler Bayır Dibi’nde birleşmekte bir yarım ada şeklini andırmaktadır.Köyümüz ismini bu iki derenin ortasında olmasından dolayı almıştır.

 

Köyümüz ilçe merkezine 14 km mesafededir.2000 yılı nüfus sayımına göre 49 hanede 76 nüfus bulunmaktadır.Köyümüz Ardıç Mahallesi, Köseli , Dikmen Mahallesi, Kökeç, Menteşe köyleri ile komşudur.Köyümüzün başlıca geçim kaynaklarını fındık, gurbette çalışmak, emeklilik, mısır yetiştiriciliği ile orman ürünleri oluşturmaktadır. Yetiştirilen sebze ve meyveler köylülerin ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

 

Köyümüze ilk yerleşen aile atalık olarak Güdüklü Ailesi olmakla birlikte Eynesil’den geldikleri söylenmektedir.Sonra Ahmatlu Ailesi gelmiş olup geldikleri yer Gümüşhane  Uluköy Ahmatlu’dur.Daha sonra Fındıklı Ailesi gelmiştir. Bu Ailenin de Giresun’un içinden geldiği söylenmektedir.Sonra Mıdıklı Ailesi gelmiş ve bu aileninde Samsun’dan geldiği söylenmektedir.Memedu’ları  ile Yılmaz soyadını taşıyan ailelerinde Samsun’un Kavak ilçesinden geldiği söylenmektedir. Şu an Emanetoğlu soyadını taşıyan aileler Görele’nin Zıva Köyü’nden geldikleri söylenmektedir.Alarçin soyadını taşıyan ailelerinde Görele’nin Ege ‘nin Deregözü Köyü’nden geldikleri söylenmektedir. Şu an Çimenci soyadını taşıyan aile ise rahmetli Ziya amcanın anası Memedu’larının kızı olup , anası bu köylü olup , babasının soyadını almıştır, aslen bu köydendir.

 

Güdük ve Irmak soyadını taşıyan şu anki aileler Güdüklü soyunu temsil etmektedirler. Korkmaz soyadını taşıyan aileler ise Ahmatlu soyunu temsil etmektedirler. Fındık soyadını taşıyan şu anki aileler ise Fındıklı soyunu temsil etmektedirler.Zurnacı ve Mehmetoğulları soyadını taşıyan şu anki aileler ise Memedu’ları  soyunu temsil etmekteler. Yılmaz soyadını taşıyan şu anki aileler önceki yıllarda Zurnacı soyadını taşıyorlarmış.

 

Köyümüzün Ayna Mezarlığı ve Evliya Gıranı adlarında iki adet mezarlarımız mevcut olup, ne zaman ilk defin olayının başlandığı bilinmemektedir.

Köyümüzün Fındık Gıranı , Alt Mahalle , Gaş Dibi , Üs Mahalle , Evliya Gıranı  adlarında mahalleleri mevcuttur.

 

Köyümüzde Poz Tarla , Pörek’te bir su Güllü Gilin ev yanında bir su  , bu sular bulundukları yere suyun gözünden bir kerpiç Pörek borularla getirilmiştir. Ayna Mezarlığı değirmeninin yanında bir su mevcut olup , şu anda yerinde bulunmamak ve kalıntıları dahi olmamak üzere Üzümlük’te taştan bir köprü , Gıran Tarla Süleyman Tarlasında şu yerinde kalıntıları dahi olmamak kaydıyla bir kilise varmış; Sayca Deresi üzerinde üzerinde bir değirmen bulunmaktadır. Suların köprünün , kilisenin ve değirmenin kimler tarafından yapıldığı ve tarihi bilinmemektedir.

 

 Köyümüz tarihi bilinmemek kaydıyla Rus ve Ermenilerin  işgalinde kalmış işgal yıllarında Rus ve Ermeniler köy halkına çok büyük işkenceler yapmış mal ve hayvanlarını almışlardır. 1917 yılında Rus ihtilalinden sonra ihtilal yıllarında kendiliğinden çekilmişlerdir.

 

Köyümüzde Şevki Irmak adında bir asker gazimiz vardır. Kurtuluş Savaşı’na katılmış rahmetli iki gazimiz bulunmaktadır. Bunlardan ilki Durmuşu Fındık yani Durmuş Fındık  ; Kurtuluş Savası’ nda kolundan ve ayağından yaralanmış yıllar sonra ayağından aldığı yara yeniden başlar ve kangrene çevirir bu hastalıktan kurtulamaz ve hakkın rahmetine kavuşur. Bir diğer gazimiz Fındıklının Salih yani Salih Fındık ; ben bile sağ iken  kendisinden dinlerdim…Yunanın bu vatan topraklarından nasıl atıldığını , o savaş yıllarını anlatırken sanki yine savaşırmış gibi duygulanır ağlardı. Atatürk ve İsmet İnönü ile tokalaştığını söylerdi. Allah her iki  gazimize rahmet eylesin mekanları cennet olsun.

 

Köyümüz 02.01.1980 tarihine kadar Sağca adında Arduç Köyü’nün bir mahallesi iken 02.01.1980 tarihinde köy statüsüne geçerek Dereboyu Köyü adını almıştır. İlk kurucu muhtarımız rahmetli Osmangilin Hasan –Hasan Yılmaz ikinci muhtarımız rahmetli Memedu Ziya – Ziya Çimenci ‘ dir. Allah her ikisinede rahmet eylesin mekanları cennet olsun. Şu anki muhtarımız Ahmet Çınar’dır.

 

Bu bilgiler kesin olmamak kaydıyla köyümüzün büyüklerinden , onlara babaları ve dedelerinden  kulaktan duyma bilgiler olarak bana aşağıda ad ve soyadları yazılı kişilerce yapmış olduğum konuşma neticesinde anlatılmıştır.

 

Emuru Kazım – Kazım Emanetoğlu , Sinan Irmak , Kösu Mustafa – Mustafa Yılmaz , Fındıklının Nuri – Nuri Fındık , Mıdık Mehmedinin Oğlu – Mustafa Mıdık , Durmuş Gilin Yakup – Yakup Fındık , Memedu Mustafa ve Şaziye Mehmetoğulları , Osmangilin Turgut – Turgut Osman Yılmaz , Bahri Gilin Celal – Celal Yılmaz , Güllü Gilin Nurettin – Nurettin Alarçin .

 

 

BİLGİLERİ TOPLAMA TARİHİ – AĞUSTOS 2006

BİLGİLERİ TOPLAYAN – AHMET MEHMETOĞULLARI

KURUCU BAŞKAN İLETİŞİM – 0532 235 76 70 AHMET MEHMETOĞULLARI

                                                             a.mehmetogulları@hotmail.com

BAŞKAN GENCA ÇİMENCİ İLETİŞİM – 0533 364 31 32

GENEL SEKRETER İLETİŞİM – ÇETİN YILMAZ 0532 266 78 99

HABERLEŞME İLETİŞİM ADEM KORKMAZ -  0533 376 33 73

                                                              korkmaz-adem@hotmail.com

Güneyköy Köyü[1]

Güneyköy köyü Görele ilçe merkezine 10 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 03.06.1955 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 103 hane ve 170 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 194 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köyün isminin ‘Güneyköy’ olması, köyün güneye baktığından dolayı olduğu söylenmektedir. Köye komşu köyler; Ortaköy, Kırıklı, Tekgöz, Seferli, Eserli, Yeniköy ve Obakıran köyleridir. Köyün ekono­misini fındık ve hayvancılık oluşturmaktadır. Köyde; üç cami, iki taş kemer köprü, üç değirmen ve iki mezarlık bulunmaktadır. Köyün tarihi yapısıyla ilgili Kemal Emanet şu açıkla­mayı yapmaktadır.

Köy dört ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar; merkez, alt, orta ve üst ma­hal­lelerdir. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) ise şunlardır; Emanet, Kobal, Durmuş, Çongal, Karataş, Menteşe, Cınbat, Kahraman, Demirci, Ekiz, Türkoğlu, Şahin, Tüfekçi ve Kakırman. Recep Kobal, Bekir Emanet ve Mehmet Emanetoğlu görevleri sırasında (askerlik görevinde) şehit olmuşlardır. Muharrem Tüfekçi ve Mehmet Kakırman İstiklal Madalyası sahibidirler.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Kırıklı Köyü[1]

Kırıklı köyü Görele ilçe merkezine 15 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 170 hane ve 1620 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında kö­yün nüfusu 1180 kişi olarak tesbit edilmiştir. Kırıklı köyünün ismi "Nefs-i Kırıklı"’[2] iken Kırıklı olarak değiştirilmiştir. M.Arslan Kırıklı ve Kırıklı’da kuru­lan pazarla ilgili şu bilgileri vermektedir."Kırıklı pazarı 1940 yılında kuruldu. Kırıklı Türklerin ilk yerleşim mer­kezlerindendir. Çakırlı veya Çarıklı adıyla anıl­mış olduğu rivayetleri vardır. Şirin bir kasabadır."[3]

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Bk. Görele, köyleri ve mahallelerinin isimlerinin değiştirilmesi.

[3]           Mustafa Arslan, Görele, Ankara 1973, s. 72.

Sağlık Köyü[1]

Sağlık köyü Görele ilçe merkezine 5 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 kayıtlarına göre köyde 128 hane ve 156 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 171 kişi olarak tesbit edilmiştir. Hüseyin Yayla[2], köyün ismi ile ilgili şu açıklamayı yapmaktadır. "Köyümüzün adı daha önce ‘Çürük Eynesil’ köyü idi. Bu ada tepki olarak ‘Sağlık köyü’ adı verilmiştir". Sağlık köyüne komşu köy ve mahalleler şun­lardır: Bozcaali, Ünlüce, Tepebaşı ve Cillioğlu mahalleleri, Haydarlı, Maksutlu ve Karadere köyleridir. Köy ekonomisi fındık başta olmak üzere, mısır, sebze ve hay­vancılığa dayanmaktadır. Köyde; bir cami, altı çeşme, iki değirmen ve bir me­zarlık bulunmaktadır. Sağlık köyü beş ayrı mahalleden oluşmaktadır. Çok sayıda yüksek okul mezunu vardır. Prof. Mustafa Usta (KTÜ)’nın bilimsel makalesi, ki­tapları vardır. Sanatsal yönü de fazla olan köyde, kemençe sanatçısı Sami Günay en çok tanınan­lar arasındadır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Sağlık Köyü Muhtarı

Tepeköy Köyü[1]

Tepeköy köyü Görele ilçe merkezine 9 km mesafede olup resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 226 hane ve 272 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nü­fusu 228 kişi olarak tesbit edilmiştir.

Mehmet İncirkuş[2] köyle ilgili şu bilgileri vermektedir:

"Köyümüzün kuzeyinde Ataköy ve Daylı, güneyinde Menteşe-Tekgöz, batı­sında Terziali-Dikmen, doğusun da Tekgöz köylerinin bulunduğu tepelerle çevril­miş bir vadi içersinde yer almaktadır. Köy, ismini tepede bulunduğu için değil bir­çok tepe ile bölündüğü ve çevrelendiği için Tepeköy olarak almıştır. Diğer Doğu Karadeniz köylerinde olduğu gibi engebeli bir arazi yapısına sahiptir.

Köyümüzün tarihçesinde başlangıç olarak Türklerin Anadolu’yu Türkleş­tir­meye başladığı dönemleri gözönünde bulundurmak gerekir. Malazgirt za­feri ile Anadolu’ya birçok Türk boyunun girdiği ve Anadolu’da yoğun bir şekilde Türkleş­tir­me politikasının izlendiği ve özellikle iç kesimlerde yoğun bir yığılmanın olduğu görülmektedir. Türkleştirme politikasında Oğuzların Çepni boyunun önemi fetih faaliyetlerinde kendini göstermektedir. Sebebine gelince Oğuzlar’ın en savaşçı boyunun Çepniler olduğu bilinmektedir. Prof. Dr. Faruk Sümer Oğuzlar adlı kita­bında XIII. yy da kalabalık bir Çepni kümesinin Sinop yakınlarında yaşadığını za­manla doğuya haraket ettiklerini, Kelkit vadisindeki Çepniler’le birlikte bu bölgeye yerleştiklerini (1397) ve Trabzon Rum Devletine karşı savaşarak Karadeniz’e ulaş­tıklarını ve 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Karadeniz’in fethinin ta­mamlandığını bildirmektedir.

Yavuz Sultan Selim devrinde yazılmış (921/1515-16) Trabzon sancağı tahrir defterinde Çepniler’in yoğun bir şekilde yaşadıkları yer, Vilâyet-i Çepni adıyla gös­terilmiştir. Buradaki Vilayet yöre manasına geliyor. Defterdeki yer adlarından bu yörenin Giresun-Torul-Görele arasındaki saha olduğu anlaşılıyor. Bundan da anlaşı­lıyor ki Görele’nin köylerini yurt tutanların temelinde Giresun-Torul-Görele üçgeni içersinde yer alan Çepniler’in olduğu anlaşılıyor. Yöremizde yaygın olan atalarınız nereden geldi sorusuna verilen cevaplarda genellikle Harşıt vadisinin iç bölgelere açılan yerleşim yerlerinin belirtilmesi bu görüşü doğrulamaktadır.

Tepeköy'e ilk gelenler kim sorusuna verilecek cevaptan önce Görele ve çevre­sine ilk yerleşen Türk topluluklarının yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi Çepniler olduğu bilindikten sonra, insanlar yerleşim yeri olarak ıssız yerlerden zi­yade yabancısı oldukları bu bölgede yoğun olarak belli noktalarda yaşamayı seç­miş­ler, zamanla bölgeyi tanımaları, hayvanlarına yeni otlaklar aramaları, nüfusun artması ve diğer sebeplerle çevrelerinde yeni yerleşim yeri aramaya başlamalarına sebep ol­muştur. Bu meyanda Tepeköy’e ilk yerleşenlerin de bu gerekçelerden do­layı çevre köy olan Ortaköy’den 180-200 yıl önce geldikleri ve gelen üç kişinin İncirkuş, Namazcı ve Kıribrahim sülalelerinin ataları olduğu rivayet edilmektedir. İlk gelenler­den birinin bugünkü Zeynelli kıranına yerleştiği, diğerinin Odunluk kı­ranına yerleş­tiği bir diğerininde Dutlukıranda Kıran mahallesi denen yere yerleş­tiği, zamanla Zeynelli mahallesine yerleşen kişinin kuzeye inerek bugün İncillü suyu denen su­yun kenarında ilk kalıcı konutu yaptığı bildirilmektedir. Zamanla köyümüze kalaycı­lık, değirmencilik, duvar işçiliği, çobanlık, dokumacılık yapmak veya ilk gelenlerin gerekçelerine dayalı gerekçelerle gelenler köyün nüfusunu bir anda arttırmışlar, kö­yün varolan geniş arazi yapısı gelenlere yerleşme imkanı sağ­lamıştır.

Türk milletinin göçebe hayat sürdüğü Orta Asya’da eğitime pek önem vere­medikleri bilinen bir gerçektir. Anadolu’ya geldikten sonra eğitim kurumu olarak medreseler önemli rol oynamıştır. Görele ve çevresinde sadece Karabörk köyü ile köyümüz Tepeköy’de medrese yapılması ve eğitime başlanması buraya yerleşen in­sanların eğitimi de önemsediklerinin bir göstergesidir. Köyümüz Dutlukıran mevki­ine yapılan medresede genellikle dini bilimler okutulmuş ve mezun olanların çevre­nin din adamı ihtiyacını karşıladıkları ve askerlik görevleri sırasında komu­tanlık mer­tebesine yükseldikleri bilinmektedir. Medresenin zamanla önemini kay­betmesi so­nucu terk edildiği, bakımsızlık ve hazine aramak amacıyla tahrip edildiği bugün ye­rinde sadece kesme taş duvarların ve kırmızı zemin kalıntılarının bulun­duğu görül­mektedir.

Tepeköy halkı 1965 senesine kadar patika bir yolla Görele’ye gidiş geliş yapmışlar ve en önemli ulaşım araçlarıda at ve katır gibi hayvanlar olmuştur. 1965 senesinde köylü işbirliği ile 5 km.lik yol kazma ve kürekle açılmış ve bugün Terziali sınırları içersinde bulunan Kemer köprüye (Kadı Köprüsü) ulaşmıştır. Bu seneden sonra devlet kanalıyla köy içine yol ulaşmış ve 1969 yılından itibaren araba servisi köyümüze başlamıştır.

Tepeköy İlkokulu dört sınıflı olarak 1957 yılında hizmete girmiştir. Bugün ta­şımalı eğitim yapmakta ve öğrenciler Görele merkeze taşınmaktadır.

Tepeköy’de merkezi olarak Dutlukıran, Aycılı, Menteşli, Ortaozan ve Anbarlı olmak üzere 5 mahalle mevcuttur. Faal durumda olan ve birer nostalji hayatı yaşa­tan Avcu, Çerkez, Menteşeli ve Eski değirmen olmak üzere dört değirmen vardır. Gönnü, Civil çiti, Menteşli, Ayculu, Vakıf, Anbarlı, Ortaozan ve Hendeküstü gibi merkezi mezarlıkların yanında aile mezarlıkları mevcuttur.

Günümüze kadar; (Haytu) M.Ali Menteşe, Rasim Gül, Halil Dursun, Hasan İncirkuş, M.Fahri Namazcı, Sadullah Dursun, Osman Gül, Cemil İncirkuş, Mustafa Namazcı ve İsmail Usta Köy Muhtarı olarak görev yapmıştır.

Köyümüzde ikamet eden belli başlı sülaleler; İncillü (İncirkuş), Namazcılu (Namazcı), Tahirli(Aydın), Aycılu(Aycı), Zeynelli(Zeynel), Hacıhasanlı(Dursun), Salifli(Gül), Ayvazlu(Ayvaz), Kıribrahim, Kır, Fikir, Menteşe, Oktay, Tahmaz, Özdemir ve Usta.

İnsanların bir yeri yurt tutmasında en önemli değerlerden biri de su’dur. Köyümüzde Çencik suyu, Hacun suyu, Sarnıc suyu, Toma taşı, Kaş altı, Guz suyu, Garlık suyu, Garigenli su, Hızarlık suyu, Cinderesi suyu, Çonun suyu, Oluklu su, Tonar suyu, Paşa pınarı, Fındıklı su ve İncillü suyu hem kuruluşa kaynaklık etmiş hemde mahallelerin kurulmasında etkili olmuşlardır.

Zamanında buğday ve arpa tarlaları olarak kullanılan bugün ise fındık bah­çesi olan yer isimlerine bakıldığında köyümüzün geçmişinin bir haritasını karşı­mızda görmüş oluruz. Bu yer isimleri şunlardır; Tam yanı, Andal, Alu tarlası, Küplü tarla, Kiraz yanı, Ortuz yanı, Çeşmebaşı, Çağlayan, Ayluk kuzu, Gırmalık, Odacu, Kaburga, Kütürlük, Arpalık, Yel Değirmeni, Veligey, Dutyanı, Caril, Taşyanı, Gazel andalı, İnli tarla, Yeyken tarla, Sengel, Toka çiti, Değirmenbaşı, Cıgudu, Aşçı tarlası, Hortu çayı, Ketboğaz, Eğri tarla, Acı taflan, İncirli, Yelko­van, Karakaş, Çavuş tarlası, Şıhlu, Kabalak, Kale, Kalamanu, Ada, Yalak tarla, Kadı ormanı, Mardisu, Hızarlık, Kütüklük, Koruma, Yavan kuzu, Acıboğaz, Pelit ardı, Selam tarlası, Gayu tarlası, Ayvazlu, Salifu, Hendek üstü, Tam yatağı, Gürgenlik, Çöpçü ormanı, Poçuk, Porsuklu taş, Kalkancı, Sıldu, Hıdıru, Garalu, Definelik, Mical ve Divritti.

Köyümüzde ikamet edenlerin daha çok bahçe ve hayvancılıkla geçimini sağ­layanlar veya emeklilik hayatlarını köyde geçirmek isteyenlerden oluştuğu görül­mektedir."

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Mehmet İncirkuş, Görele İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü

Boğalı Köyü[1]

Boğalı köyü; Görele ilçe merkezine 8 km mesafede olup resmi köy oluş tarihi 27.07.1962’dir. 1997 yılında köyde 92 hane ve 119 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 118 kişi olarak tesbit edilmiştir. Göre­le'ye bağlı bulunan Boğalı Köyü, daha önceleri Tirebolu’ya bağlıyken iki Boğalı adının bulunması nedeni ile, köy o tarihlerde Boğalizir olarak kayıtlara geçmiştir. Köyün mensuplarının %95’i İstanbul, Almanya, Hollanda gibi çeşitli şehir ve ülkelere gurbetci olarak gitmişlerdir. Boğalı köyü isminin nereden geldiğini Kamil Ok"Bölgemizde bir dönem Oğuz boylarından Çepnilerin yaşadığı biliniyor. Çepni köylerinde hayvan isimlerine sıkça rastlanıyor. Boğa ve Boğalı isimlerinin bu gelenekten geldiği sanılıyor" şeklinde açıklamaktadır.

Kamil Ok’un bu açıklaması bölgemizle ilgili tarihi ve Çepnilerin tarihini incelediğimizde doğruluk kazanmaktadır. Boğa hayvanının burada yetiştiriciliğinin yaygın olması veya ilk yerleşenlerin kendilerine sembol olarak Boğa şeklinin seçilmesinden Boğalı denmiş olabileceği de ayrı bir düşüncedir. Köyün ismiyle ilgili efsaneyı Ok;

Nurettin Yılmaz ise Boğalı Köyü ve Boğalı ismi ile ilgili şu bilgileri vermektedir.

Boğalı köyüne komşu köyler; Kuşçulu, Yukarı Boğalı, Gültepe (Köye bağlı, Kandahor mahallesi iken köy olmuştur.), Akıncılar, Ede, Özlü ve Haydarlı köyleridir. Fındık, mısır ve hayvancılık köyün başlıca geçim kaynaklarını oluş­tur­maktadır. Köyde eski bir cami (yaklaşık 100 yıllıktır. Yapılış tarihi bilinmiyor), Köseli mahallesinde yeni onarılan bir mescit, Çömlekci deresi üzerinde Boğalı değirmeni (kullanılmıyor) ile üç adet değirmen, Peyzanlu, Camideresi ve Köseli mezarlıkları adında üç mezarlık ve Çömlekci deresi üzerinde, Gültepe köyü ile sınır oluşturan derede kayaların yuvarlanıp dere yatağına sıkışmasıyla doğal olarak oluşan bir geçit vardır. Adı "Kudret Köprüsü" olarak bilinmektedir. Köyün önemli suları ise şunlardır; Çileklik, Dudusuyu, Olukçeşmesi, Kuzağzı Çeşmesi, Şanpınarı ve Dereyanı Çeşmesi (günümüzde yıkılmış durumdadır).

Merkez, Boğalı ve Köseli mahalleleri; köyün mahallelerini oluşturmaktadır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Salihoğulları (Salih Paşa süla­le­si), Payzanoğlu, Okluoğlu, Himoğlu, Kraloğlu, İkabur, Kadıoğlu, Göcü, Selim­oğlu, Ordulu, Balcı, Haceli, Molla ve Ömeroğlu sülaleleridir. Köyden; Yunus Bay­ram, Mehmet Gülaçtı ve Yusuf Karadeniz İstiklal savaşına katılarak İstiklal madal­yası sahibi olmuşlardır. (Bu kişilerden günümüzde, hayatta olan yoktur.) Haş­dağı[2], Boğalı köyünün de diğer komşu köyleriyle beraber ortak merası olup üzerindeki tarihi kale kalıntılarıyla görülmeye değer konumdadır.

Köy ve çevresinde görülen olayları Nurettin Yılmaz tarafıma şöyle intikal ettirmiştir.

Nurettin Yılmaz başka bir hadiseyi ise şöyle anlatmaktadır.

Bir başka hadise ise şöyledir. "



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]               Haşdağı (Haçdağı); geniş bilgi için  Turizm bölümüne bk.

Derekuşçulu Köyü[1]

Derekuşçulu köyünün resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliği 18.07.1940 tari­hinde onaylanmıştır. 35.000 dönüm arazi üzerine kurulmuş olan ve Görele ilçe mer­kezine 10 km mesafede olan köy 1997 yılı kayıtlarına göre 320 hane ve 331 nüfusa sahipti. 2000 yılı nüfus sayımlarında köy nüfusu 348 olarak tesbit edilmiş­tir. Köyün ilk ismi Derekuşçulu’dur. Derekuşçulu ismi Kara Kuşlu[2] olarak değiş­tirilmek is­tenmişse de köyün ismi Derekuşçulu olarak kalmıştır. Köyün isminin Derekuşçulu oluşuna dair söylentiyi Ekrem Karakaş şöyle aanlatmaktadır: "Kuş avına meraklı bir kişinin derenin kenarına bir kulübe (av kasrı) yaparak yerleşimi başlattığı için ona dayanılarak bu bölgeye Derekuşçulu denilmiştir". Derekuşçulu köyünün kuru­luşundaki sınırları ilçe merkezinden 15 km. güneyde Karınca kale­sine kadar uzan­maktadır. Köy, Küptepe[3], Karacakaya, İmam dağı, Gabalak tepesi ve Alidağı ile çevrilidir. Zaman içinde nüfus artışı ve hizmet kolaylığını sağlamak için kenar yerle­şiminde 7 adet köy kurulmuştur. Şimdiki Derekuşçulu ve Kıdır ol­mak üzere iki yerleşim birimine inmiştir. Çiftlik köyü, Esenyurt (Civil) köyü, Gölbaşı (Terzili) köyü, Kıdır, İnanca (İmatlı) köyü ve İğdir mahallesi Derekuşçulu köyüne bağlı iken mahalle ve köy olmaları nedeniyle kendi tüzel yerleşim birimleri olmuşlardır. Köye komşu köyler, İnanca, Gölbaşı, Esenyurt, Çiftlik ve Şahinyuva köyleridir. Köyün ekonomisi fındığa dayalıdır. Sebze, meyve ve hayvancılık köy halkının kendi ihtiyaç­larını karşılayacağı kadar üretilmektedir. Gurbetcilik yaygın­dır. İstanbul, Ankara ve Zonguldak başta olmak üzere yurdun çeşitli yerlerine çok göç vermiştir.

Köyde, iki ilkokul, bir ortaokul bulunmaktadır. Sekiz yıllık temel eğitime ge­çilmesi ve köydeki öğrenci sayısının az olması nedeniyle öğrenciler İnanca İlköğretim okuluna taşınmaktadır. Köyde; üç cami ve üç imam evi, iki değirmen, bir bakkal, bir kahvehane, bir PTT acentası, bir marangoz atölyesi, Kıdır mahalle­si’nde köy odası, mezarlık ve köyün çeşitli yerlerinde çeşme ve aile mezarlıkları vardır. Köy halkı tarafından, İmam dağı denilen tepede hangi döneme ait olduğu bilinmeyen ka­lıntıların kilise kalıntısı olduğu sanılmaktadır. Köye PTT acentası 1968 yılında, elek­trik 1984 yılında, telefon ise 1995 yılında hizmete girmiştir.

Köy, yüksek eğitim almış bir çok kişi yetiştirmiştir. Hemen hemen her mes­lek grubunda insan çıkarmıştır. Köyün bu güne kadar muhtarlığını yapmış kişiler şun­lardır; Celal Haydaroğlu, Mustafa İbilioğlu, Salih Dalcı, Memiş Uncuoğlu, Ali Rıza Şahin, Yunus Şahin, Ali Cibil, Halit Reyhan, Muzaffer Dursun, Yaşar Gökçe, Salim Göreci (halen devam etmektedir). Köy sanatçı yönünden Görele’nin zengin köyle­rindendir. Mehmet Karakaş (Davul), Adem Karakaş (Zurna), Mustafa Keskin (Davul), Katip Şadi[4], İsmet Şadi, Zafer Dural, Orhan Dural, Yavuz Gökçe kemençe sanatçılarıdır.

 



[1]         Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Osmanlı döneminde yer isimlerinin değiştirilmesiyle ve Görele’deki uygulamasıyla ilgili geniş bilgi için bk. Ayhan Yüksel, "Enver Paşa’nın Yer isimlerinin Değiştirilmesine Dair Emirnamesi ve Giresun’daki uygulaması", Giresun Dergisi, sayı; 127 (Ağustos 1998), s. 64-71.

[3]           Köyün bu bölümündeki yere Küp Tepe denilmesinin sebebi: Kayalara oyulan küplerin tahıl ya da su deposu olarak kullanılmasındandır. Bu olay köyün çok eski bir yerleşim yeri olduğunu da belgelemektedir.

[4]           Katip Şadi ile ilgili geniş bilgi için Görele’de Kemençe ve Görele’li Kemençe Sanatçıları bölümüne bk.

 

Güvendik Köyü[1]

Güvendik köyü Görele ilçe merkezine 20 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 11.10.1987 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 46 hane ve 219 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 184 kişi olarak tesbit edilmiştir. Osman Özdemir[2] köyün isminin Güvendik olu­şu­nu şöyle açıklıyor. "Çok eskiden köyümüze gelen devlet memurları bu köy emin ve güvenilir bir köy. Biz bu köye güvendik demişler. Böylece köyümüz adını ‘Gü­ven­dik’ olarak almış." Güvendik köyüne komşu olan köyler; Esenli, Yeşildere, Ham­zalı, Beşirli ve Taşdikmen köyleridir. Köyün geçim kaynağı fındık ve tarıma da­yan­maktadır. Köyde; bir cami, Büyükdere üzerinde bir değirmen ve bir mezarlık vardır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Güvendik Köyü Muhtarı

Koyunhamza Köyü[1]

Koyunhamza köyü, köy statüsüne alınması, resmi kayıtlara göre 18.07.1940’dır. Köyün 1997 yılındaki mevcut 71 hane sayısı ve 165 nüfusu bu­lun­maktadır. 2000 yılında yapılan nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 163 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köyün Görele şehir merkezine uzaklığı ise 16 km’dir. Hasan Gökdemir[2] köyün isminin Koyunhamza oluşunu şöyle açıklamaktadır "Kışın ko­yunları burda bakmak daha elverişli olduğu için Tonya’dan Hamza adında bir çoban köyümüze gelmiş ve köyümüz Koyunhamza adını almış." Köyün komşu köyleri; Köprübaşı, Kösemen, Balcılı, Çalış ve Kemaliye köyleridir. Köyün geçim kaynağını; fındık başta olmak üzere mısır ziraatı ve hayvancılık oluşturmaktadır. Köyde; 1953 yılında yapılan bir cami, iki mezarlık, karayolu ula­şımının sağlanması için yeni inşa edilen bir köprü (bu köprünün olduğu yerde ön­ceden eski taştan ya­pılmış kemer köprü bulunmaktaydı. Günümüzde, eski köprü­nün ayak kalıntıları hâlâ durmaktadır) ve Zıva deresi üzerinde bulunan değirmenler mevcuttur. Eski yıllarda büyük önemi olan Koyunhamza pazarı son yıllarda bu önemini kaybetmiş durum­dadır. Koyunhamza pazarı ile ilgili M.Arslan, Görele adlı kitabında şu bilgileri ver­mektedir. "Koyunhamza pazarı ilk defa 1912 yılında kurulmuştur. Bir yıl faaliyette bulunduktan sonra iki hasım grup burada karşılaş­mıştır. Aralarında çıkan silahlı ça­tışmadan sonra halk buraya bir daha uğramamış­tır. 1940 yılında ikinci defa ve yeni­den kurulmuştur."[3]

Köy iki mahalleden oluşmaktadır. Günümüzde köyde yaşayan ve bilinen sü­la­leler (soyisimler) şunlardır; Mahmutoğulları, Tenkoğulları, Seyisoğulları, Gar­ga­oğlu ve Karaalioğulları’dır. Köyden savaşlara katılarak gazi ünvanını almış kişiler olarak; Mustafa Tenk (Kars cephesinde) ve Ahmet Kulak (Kore harbine) bi­linmektedir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Koyunhamza Köyü Muhtarı

[3]           Mustafa Arslan, a. g. e., s. 72.

Seferli Köyü[1]

Seferli köyü Görele ilçe merkezine 6 km mesafede olup resmi kayıtlara göre 02.07.1942 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 120 hane ve 179 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nü­fusu 152 kişi olarak tesbit edilmiştir. Seferli köyüne komşu köyler; Eserli, Güneyköy, Aralıkoz, Çatak ve Tekgöz köyüdür. Köyün geçim kaynağı fındığa dayalıdır. Hayvancılık ihtiyacı karşılayacak kadar yapılmakta, meyve ve sebze köylünün kendi ihtiyacını karşılayacak kadar üretilmektedir. Köyde bir cami, üç değirmen ve bir me­zarlık vardır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler) şunlardır; Sefer, Tüysüz, Cebeci, İmzalı, Camadan, Kasap, Gül, Geveze, Alaca, Süleymanoğlu, Yılmaz, Yosma, Genç, Polat, Ersan, Civelek, Seyhan, Öner ve Ege. Bilal Sefer (1315-26.04.1949) ve Yusuf Tüysüz (1316-05.07.1972) İstiklal Savaşına katılarak Gazi ünvanı almışlardır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Terziali Köyü[1]

Terziali köyü 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. Köy 1997 ka­yıt­larına göre 122 hane ve 210 nüfusa sahipti. Köyün Görele ilçe merkezine uzak­lığı 7 km’dir. Ulaşım stabilize yoldan sağlanmaktadır. Köy ismi eskiden Terzi Ali olarak yazılırken, köy isimlerindeki yeniden düzenlemeler yapıldıktan sonra Terzi­ali olarak belirlenmiş ve okunuşuda buna göre değişmiştir. Köye komşu köy ve mahalleler şunlardır: Tepeköy, Ataköy, Hürriyet mahallesi, Dikmen, Şahinyuva, Dedeli ve Ünlüce mahallesidir. Köyün ekonomisini fındık başta olmak üzere, sebze ziraatı, meyve ve hayvancılık oluşturmaktadır. Köyde; iki cami, bir kemer taş köprü (Kadı köprüsü), beş çeşme, iki değirmen ve beş mezarlık bulun­maktadır.

Köy dokuz ayrı mahalleden oluşmaktadır. Bunlar: Verdili mahallesi, Haramlı mahallesi, Gıran mahalle, Aşağı mahalle, Pıramatlı mahallesi, Turpalı mahallesi, Kavakyanı mahallesi, Beyoğlu mahallesi ve İmamlu mahallesi. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler (soyisimler); yöre ağzına göre; Beyoğulları, İmamuları, Kavluları, Beslioğulları (Besluları), Berberoğulları (Berberuları), Çavuşuları, Çoluları, Ken­diruları, Molluları, Turpaluları, Yanbuluları, Koçuları, Karakuduları, Kozmaz­oğul­ları, Du­duoğulları, Dolcuları, Çobanoğulları, Tehkulakoğulları, Osman­baş­oğulları, Bay­kan­oğulları, Yıldızkapanoğulları, Arifuları, Bıçakcılar, Kirman­oğul­ları (Kirmanuları), Aragoluları, Hacıömeroğulları ve Kabahasanoğulları. Mehmet Kaya ve Ahmet Hapul askerlik görevi sırasında şehit olmuşlardır. Mürsel Dalcı İstiklal savaşlarına katılarak İstiklal gazisi olmuştur.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Çalış Köyü[1]

Çalış köyü Görele ilçe merkezine 18 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde; 133 hane ve 383 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nü­fusu 569 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Dikmen Köyü[1]

Dikmen köyü Görele ilçe merkezine 12 km mesafede olup, resmi kayıtlara göre 16.05.1958 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 72 hane ve 66 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köyün nüfusu 86 kişi olarak tesbit edilmiştir.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Hamzalı Köyü[1]

Hamzalı köyü;, Görele ilçe merkezine 18 km mesafededir. 1997 kayıtlarına göre köyde; 304 hane ve 632 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köy nüfusu 1027 kişi olarak tesbit edilmiştir. Şeref Kanber[2], Hamzalı köyünün isminin "Hamzalı köyü 1461 yılında Orta Asyadan gelen Hamza ile Ali isminde iki kişi tarafından kurulmuş. İlk ismi Hamzaali köyü imiş, daha sonra köy ismini çe­şitli nedenlerle ve isim olmasın diye Hamzalı köyü olarak yazılmış ve günümüzde de yine Hamzalı köyü olarak devam etmektedir" şeklinde ifade etmektedir.

Hamzalı köyüne komşu köyleri; Çalış, Kırıklı, Sofulu, Esenli, Yeşildere ve Şenlik köyleri oluşturmaktadır. Köyün geçim kaynağı fındık tarımı ve hay­van­cı­lığa dayanmaktadır. Köyde; Hamzalı camisi (yapım tarihi: 1632) ve Güney ma­halle camisi adında iki cami, Zıva deresi üzerinde Ali Köprüsü (taş kemer köprü) adında bir köprü, Zıva deresi üzerinde Hamzalı değirmeni adında bir değirmen ve Armut gelişi, Camiyanı isimlerinde iki mezarlık bulunmaktadır.

Güney mahalle, Dere mahalle, Düz tarla ve Küp üstü mahalleleri köyün mahallelerini oluşturmaktadır. Köyde yaşayan ve bilinen sülaleler ise şunlardır; Tokaçlı, Kamberli, Keçecigil, Kaya (Gaba), Ekiz, Sevindikli, Tıngırlı, Mandallı, Hamzagil, Kırcalı, Ellazgil ve Taşcıgil’dir. Mehmet Keçeci Kore savaşına, Emin Kaya, Osman Hamza ve Mahmut Tıngır Kurtuluş savaşına katılmışlardır.

 



[1] Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele , Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]               Hamzalı Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı

Köprübaşı Köyü[1]

Köprübaşı köyü Görele ilçe merkezine 10 km mesafededir. Resmi kayıtlara göre köy tüzel kişiliğini aldığı tarih 08.02.1957’dir. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 45 hane ve 177 nüfus vardır. 2000 yılı nüfus sayımlarında köy nüfusu 125’dir. Köy isminin Köprübaşı olmasının sebebi, köyün başlangıç noktasında bir köprünün bu­lunmasına dayalıdır. Komşu köyler; Koyunhamza, Şenlik ve Hamzalı köyleridir. Köy ekonomisini fındık ve hayvancılık oluşturmaktadır. Meyve ve sebzeyi köy halkı kendi ihtiyacı kadar yetiştirmektedir. Köyde; Köprübaşı Çifte camisi, Zıva deresi üzerinde bulunan taş kemer köprü (Osmancık köprüsü olarak bilinmektedir), Zıva deresi üzerinde Köprübaşı değirmeni ve köyde bir mezarlık bulunmaktadır.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

Sofulu Köyü[1]

Sofulu köyü Görele ilçe merkezine 17 km mesafede olup resmi kayıtlara göre 18.07.1940 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde 75 hane 212 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 451 kişi olarak tesbit edilmiştir. Mehmet Alarçin[2], Sofulu köyünün isminin "çok eski tarihlerde sofular otururmuş, bunun için sofulu köyü denmiştir" diye açıkla­makta­dır. Köy, içersinde bulunan Çavuşlu’dan yukarıda bulunan, halk deyimiyle "Zıva köyleri"nin en eski köylerindendir. Komşu köyleri; Kırıklı, Hamzalı ve Esenli’dir. Fındık, mısır, hayvancılık ve gurbetçilik genel geçim kaynaklarını oluşturmaktadır. Köy, su kaynakları açısından Görele’nin en zengin köylerinden biridir.

Köyde; "Bayram deresi köprüsü" adında bir köprü, dört cami, iki değirmen ve beş mezarlık vardır. Merkez mahalle ve Deregözü mahalesi isminde iki mahal­lesi bulunmaktadır. Köyde bulunan (bilinen) sülaleler ise şunlardır; Alarçin, Somuncu, Bayır, Gürdal, Demirci, Dal ve Bakioğlu. Mustafa Alarçin (1899-1973) İstiklal Gazisi olarak İstiklâl Madalyası sahibi olmuştur.

 



[1]        Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]           Sofulu Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı.

 

Türkeli Köyü[1]

Türkelli köyü ;Görele ilçe merkezine 4 km mesafede olup resmi kayıtlara göre 02.07.1942 tarihinde köy tüzel kişiliği almıştır. 1997 yılı kayıtlarına göre köyde, 120 hane ve 132 nüfus bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 192 kişi olarak tesbit edilmiştir. Köye, Görele’nin çıkışından, Trabzon tarafındaki sahildeki devlet kara yolunun üzerinden başlayan asfalt bir yolla ulaşım sağlanır. Köye çıkışta, yolun kenarlarında düzenli dikilmiş kavak ağaçları bulunmaktadır. Kaba mahallesi, Yeğenli Köyü, Tepeköy ve Dokuzgöz merası köyün çevresini oluşturmaktadır. Dokuzgöz[2] yöremiz için, turizm ve küçük yaylacılık (yaylaya hazırlık) açısından büyük önem taşımaktadır. Türkelli köyü halkının yüzde altmışını esnaflar oluşturmaktadır Geri kalan kısım ise fındık, çay ve meyvecilikle geçimini sağlamaktadır.

Köyde: "Türkelli camisi" adında bir cami, Türkelli deresi üzerinde bulunan; "Yunus Ali değirmeni" (Yunuso değirmeni) ve "Türkelli değirmeni" isimlerinde iki değirmen, sahilde bulunan "Gemitaşı köprüsü" denilen bir köprü, Yurtyeri, Hacıgadı, Gıran, Çamcanoğlu isimlerinde dört aile kabristanlığı ve on civarında su kaynağı ve çeşme vardır. Bu çeşmeler soğuk olmaları ve lezzetiyle ayrı bir önem taşımaktadır. En ünlüsü ise; Dokuzgöz’dür. Diğerleri ise: Sarnıç, Küpsuyu, Centu çeşmesi, Çakmaklı, Olukyanı ve Sarıkaya’dır.

Mehmet Ali Karadeniz[3]  fındık kralı diye bilinen Mehmet Gürel, Görele’de ilk fındık işleme fabrikasını kuran ve işleten Mehmet Temel Demirci, köyün önde gelen siyaset ve iş adamlarıdır. Bunların yanında, köyden bir çok kişi İstiklal savaşına katılmış ve İstiklal madalyası sahibi olmuşlardır. Bu kişilerden bilinenler şunlardır: Tahir Bakkal, Temel Satıcı, Şemsettin Karadeniz, Bebekamet Saral, Tefik Ustaal ve Gabamustafaoğulları’ndan Kazım.

Gabamustafaoğulları’ndan Kazım istiklal harbine gitmiş, ancak geri dönmemiştir. Mezarının olup olmadığı ya da varsa da nerede olduğu bilinmemektedir[4]. Günümüzde hepsi rahmetli olmuşlardır. İmamoğullarından Mustafa oğlu Temel, Kop Dağları’nda donarak şehit olmuştur. Ayrıca; İmamoğlu Sabri Demirci, Osmanağa çetesi’nde onbaşı rutbesiyle İnönü ve Sakarya harbine iştirak etmiş, sağ baş parmağı şarapnel parçasıyla kopmuş ve gazi olmuştur. Köyde: Hacullu, Kodalı, Kıran, Ahmetli Kıranı (Amatlı), Ortamahalle, Civilli ve Sırganlı mahalleleri bulunmaktadır. Bunun yanında, Çamcan oğulları, Saral oğul­ları, Garamustafa oğulları, Yavuzali oğulları, Bakkal oğulları, Garaveli oğulları, Hıdır oğulları, İmamoğulları, Kep oğulları, Mucuları, Has oğulları, Şehit oğul­ları, Anal oğulları, Gaba Mustafa oğulları, Civil oğulları ve Ametcen (Özdemir) oğulları günümüzde yaşayan ve bilinen sülalelerdendir.

Köy halkı, "Seferberlik Efsanesi" dedikleri olayı günümüzde de anlatmak­ta­dırlar. Köyün diğer özellikleri ise; eski Görele evlerinden evlerin bulunması, toplu bir görünümü ve modern yapının fazla oluşuyla dikkat çekmektedir. Bölgede; Türkelli yolunun, Görele’de insan gücüyle, kazma-kürekle yapılmış ilk yol olduğu belirtilmektedir.

Salih Demirci, Türkelli köyü ile ilgili şu bilgileri vermektedir.



[1]             Ali Bilir, Geçmişten Günümüze Tüm Yönleriyle Görele, Simurg Yayınları, İstanbul, 2001

[2]               Dokuzgöz: Geniş Bilgi Kitabın Turizim Bölümünde.

[3]               Mehmet Ali Karadeniz ile ilgili geniş bilgi için.Göreleli Ünlü Simalar Bölümüne bk.

[4]             Hüseyin Ali Kabataş, (Gabamustafaoğlu Kazım’ın oğlunun torunu)

SIIR KÖSESI

Sabiha Serin - Atam İzindeyiz

Sabiha Serin - Atam İzindeyiz

RÖPORTAJ

SİTE ANKET

Bu sene Fındık sizi mutlu etti mi ?

http://2.bp.blogspot.com/-bbL1Q71TD4Q/TVxJ8jhfAzI/AAAAAAAACAI/vX6pjg3a4pY/s1600/findik_resimleri.jpg

Ankete Katil »