Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Biz ip atlar skeç yazardık


Açıklama: Başarılı oyuncu Didem Özkavukçu, kariyerine nasıl başladığını anlatırken, “Biz sokakta ip atladığımız zamanlarda, kendi kendimize skeçler yazıp oynardık” dedi.
Kategori: Magazin
Eklenme Tarihi: 12 Haziran 2015
Geçerli Tarih: 22 Kasım 2017, 02:15
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/haber_detay.asp?haberID=9151


Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarından ve Türkiye’de reyting rekorları kıran 2008’den beri ekranlarda olan gündüz kuşağı dizisi ‘Unutma Beni’ adlı dizinin başrolü Didem Özkavukçu Aygün ile kendisi gibi samimi bir röportaj gerçekleştirdik. İşte yoğun programına rağmen bizleri kırmayıp ‘Didem’i, İlkay’ı ve kendisine dair bilinmeyenleri anlatan Ressam Turgut Aygün’ün eşi Didem Özkavukçu Aygün’ün röportajı...

Öncelikle teşekkürler, 1500’ncü bölümünü gören bir dizinin çekimleri arasında bizlere vakit ayırdığınız için. Sahnede olma isteği ilk olarak nerede başladı? “Ben şimdi şimdi düşünmeye başladığımda anlıyorum ki, çok küçük yaşlarda başlamış aslında. Biz sokakta ip atladığımız zamanlarda, kendi kendimize skeçler yazar oynardık. Ama ilk sahneye çıkışım lisede oldu. Fakat Kamu Yönetimi okurken tamamen emin oldum kendimden. ‘2001 yılında’ diyebilirim, ‘profesyonel anlamda vardım sahnelerde’ diye.”

Sahnede ilk alkışı duyduğunda neler hissettiğini hatırlayabiliyor musun? “O anda neler hissettiğimden ziyade, annemin yüz ifadesi, teyzemin ağlaması. Onlar geliyor hemen aklıma. Fakat şimdi düşününce anlayabiliyorum ancak, ne kadar değerli ve kıymetli anlarmış diye. Şu son dört yıldır daha iyi anlıyorum. Meslek olarak yapınca anlıyorsunuz, seyirci için ‘oynamak’ ne demek… Onlar için yaparken çok daha başka şeyler ifade ediyor o alkışlar”

Kendimden emin olana kadar bekledim

Kamu Yönetimi okurken bu ani dönüşüme sebep olan şey neydi? Bu kararı vermek güç olsa gerek. ‘Evet, Didem sen sanat için var olmalısın’ nasıl dedin kendine? Çünkü bu ilginç bir ayrıntı. Bambaşka bir trene binmiş giderken, hayatına çok daha realist bir kararla ivme kazandırıyorsun? Bu nasıl oldu? “Benim hayatımda hiçbir karar anlık olmadı. Hep bir garanti aradım. Gerçekten kendimden emin olana kadar bekledim. Ülkemizde eğitim sistemindeki ‘yarış atı’ muamelesinden ben de nasibini almış biriydim. Ve Ankara’nın iyi okullarından birinde okuyordum. Şimdi onlar çok çok iyi yerdeler. Böyle bir kapasiteye sahip eğitim hayatımın içinde kalkıp ‘ben burada okuyamayacağım’ diyemedim elbette. Ailemin onca yıllık emeğine saygı duydum. Ama şu şekilde yaptım; sözleşmeli olarak devam ettim Ankara’da tiyatroya. Bu süreçte aldığım yorumlar hep cesaret vericiydi. Okuduğum bölümden mezun olunca masa başında çalışacaktım. Bu da kabullenemediğim bir durumdu. Sonra, okulu bırakmayı düşündüm fakat ailemden destek almadım. Onlar da haklıydı. Ben de Kamu Yönetimi’ni bitirdim ve sonra tekrar hazırlandım yetenek sınavlarına. Ve işte şimdi buradayım.”

43_7

Diziden dolayı Ankara’dasın, Tiyatro ve evliliğin için buradasın... Her an her yerdesin işin aslı... Peki, bu karmaşa arasında Didem nerede? “Didem, bunlar zaten... Ben hep yazı düşleyerek yaşayan biri haline geldim. Çünkü, Ağustos 15 dendiğinde hem dizi seti hem de tiyatromuz başlıyor. Her şey aynı anda başlıyor ve aynı anda bitiyor benim hayatımda ve ben o arada bir gün bile tatil yapmıyorum. İnsan böylelikle çalışmaya alışıyor. Dört yıldır bu şekilde yaşıyorum. Tek beklentim insanlardan destek, anlayış… Ama bu konuda da hiçbir sıkıntı yaşamıyorum. İyi niyet olduğu için Didem bunların hepsinin içinde gayet iyi bir şekilde yaşıyor.”

Her yerde ben varım

Bir programda ‘Televizyon izlemezdim ben odamda otururdum hep’ dedin. O odada ne vardı? “Neler yoktu ki! Ben vardım, hayallerim vardı. Televizyonda saatlerce arasam da asla bulamayacağım kadar güzel görüntüler ve renkler vardı. Arkadaşlarım odama girdiğinde uzun bir süre incelerdi eşyalarımı. Ben gittiğim ve girdiğim her yere kendimi götürürüm. Şimdiki evim de, çocukluğumdaki odamın daha genişlemiş hali.”

Rolümün hakkını veririm

Son olarak neler söylemek istersin? “Yargılamalara karşıyım. Ben mümkün olduğu kadar sosyal medyada sevenlerime yanıt vermeye ve kırmamaya çalışıyorum ama kötü şeyler yazıldığında üzülüyorum elbette. Bende herkes gibi işimi yapıyorum. Limon satan birinden bir farkım yok. O da işini yapıp akşam evine gidiyor ben de. İşin üzücü ve anlaşılmaz tarafı ise oynadığımız rollerden dolayı yapılan saldırılar. ‘İlkay’ rolünde evli bir kadını oynuyor olmam, gerçek hayatta ki eşimle çarpıtılabiliyor. Akıl almaz şeyler bunlar. Dizide ağlayıp gülüyor olmam, günlük hayatımda da aynı şekilde davranmamı gerektiriyormuş gibi bir algıyla karşılaşıyorum. Bunları artık aşmamız lazım. Ben rollerimin hakkını verip, herkes gibi evine giden; eşiyle, sanatıyla, sevdiği şeylerle mutlu olmaya çalışan biriyim. Bunun dışında herkese sevgilerinden ve desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum.”

Ölümsüz olmak gibi gayem yok

‘Sanat hala kime ve niye yapıldığı tartışılan bir şey fakat şöyle bir durumda gözlenebiliyor sanatta ve sanatkarda; Yaptıklarının, üretiminin karşılığını çok geç verir ve ölümsüzleşmek için sanatta, gerçekten ölmek gerekir... Bu seni korkutuyor mu? Yaşlanma kaygısı var mı içinde? “Oyunculuk o kadar güzel bir meslek ki; eğer seksen yaşında ayakta durabilecek kadar sağlığın varsa sana göre rol de vardır. Bu yüzden ölümsüz olacağım gibi bir gayem yok galiba. Ben daha çok kendimi nerede görüyorsam orada oluyorum. Önüme çıkan fırsatları doğru şekilde değerlendirmeye çalışıyorum sadece. Açıkçası sanat ihtiyacını da Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda karşılıyorum. Ben o sahnede, bir şeyleri beraber yaptıkça mutlu oluyorum ve gerisini çok hesaba katmıyorum.” Rejisör bakışına sahip misin peki? “Bunun için eğitim almayı düşünmüyor değilim ama sahnede olmak o kadar güzel ki, bilemiyorum sanki kıskanır sahneye atlarım reji yaparken. Şimdi değil galiba. Bunun için biraz daha zamana ihtiyaç var.”Haber Kaynak:www.karadenizgazete.com.tr

Elif Tuğçe BALABAN


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster