Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


GÖRELE VE LİVİOPOLİS-1


Açıklama: Küçük kentlerde dağların, taşların, derelerin ve yaylaların öyküsü, efsanesi vardır. Kentin sembolü olan değerler bellidir. Kutsanmıştır. Kimi zaman doğası ve güzelliği, kimi zaman kurdu, kuşu, kimi zaman denizi, dağları ve kimi zaman ise kahramanları… Türküleri ve destanlarıdır kutsanan. Kimi zaman ise folkloru ve çalgıları!
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 01 Temmuz 2012
Geçerli Tarih: 19 Kasım 2017, 17:26
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/yazar.asp?yaziID=5250


Bilirsiniz, büyükşehirlerle küçük şehir ve kasabaları birbirinden ayıran bazı temel özellikler vardır. İnsanlar, genelde, iş bulmak, okumak ya da ticaret yapmak gibi niyetlerle büyük şehirlere giderler. Bu yüzden de büyük şehirler, birbirinden çok farklı insanlarla dolup taşar. Büyük şehir insanları, farklı amaçlar için o şehre geldiklerinden dolayı aralarında tam bir amaç birliği, ülkü birliği yoktur. Genel kaygıları sadece bireysel hedeflerine ulaşmaktır.


Koca şehirlerin ana görüntüsünü ise gösterişli binalar oluşturur. Hemen ardından büyük iş merkezleri ve gökdelenler karşınıza çıkar. Bu modern manzaranın sakladığı gerçek ise, ancak şehrin içlerine doğru yol aldığınızda sizi bulabilen, kaderine terk edilmiş varoşlardır. Kimsenin kimseyi fazlaca umursamadığı yerlerdir büyük şehirler. Acının, sevincin ve umudun paylaşımının az olduğu yerlerdir. Öyle ki, çoğu apartmanlarda insanlar kapı komşularını bile doğru dürüst tanımaz. Yaşadığı binada birisi ölmüş olsa, belki de aylarca haberi olmaz.


Vapurlar, metrolar, otobüsler, taksiler, dolmuşlar ve minibüsler tıkır tıkır işler ana güzergâhlarda. Hastanelerin ve okulların en iyileri hep oradadır. Büyük marketler alışverişin ötesinde, gezilecek bir müze gibidir adeta. Mahalle bakkalınız, biraz pahalı da olsa, her şeyi kapınıza kadar getirebilir. Hatta veresiye defterine kaydınızı bile kolayca yapabilir. Rahatlık ve konforlu yaşam, büyük şehirlerin vazgeçilmez tutkusu olur böylece.


Herkeste işe gitme ya da eve dönme telaşı vardır. Mutlaka birileri bir şeyleri yetiştirebilmek için koşuşturmaktadır. Telaşlı ve aceleci bir yaşam akışı, bütün şehri, kara bulutlar gibi kaplamıştır.


Büyük şehrin insanları, küçük şehir ve kasabalara özlem duyarlar nedense. Oysa oralarda taş çatlasın bir haftadan fazla kalamazlar. Çünkü küçük kasabalarda herkes kendi işini kendisi görür. Elinizi soğuk sudan sıcak suya koymadan yaşama şansınız pek yoktur. Kimi zaman öyle durumlar yaşanır ki, bavul dolusu paranız olsa, ihtiyacınız olan şeyi karşılayacak kimseyi bulamazsınız.


Küçük kent ve kasabalardan büyük şehirlere gidenler genelde birbirlerine tutunarak ayakta kalırlar. Birlikte direnirler büyük şehirlerin acımasız yaşamına. Dernekleşir ve bir hemşerilik bilinci oluştururlar. Kültürlerini, gelenek ve göreneklerini de beraberlerinde şehre taşırlar. Hatta yöreleri için bir tür lobi faaliyeti yapan diaspora görüntüsü verirler. Ata topraklarından uzaktadırlar ama yürekleri bir şekilde oraların bir an önce kalkınması için çarpar. Sılasında yaşayan insanların da rahatça ekmeğe ve aşa kavuşması için çırpınırlar. Seslerini olabildiğince duyurmaya çabalarlar. Aslında tüm yaşamlarını ve geleceklerini yine büyük şehir üzerinden yaparlar ama yüreklerinde durmadan söylenen bir türkü, onları bir şekilde geldikleri topraklara, yani ata yurtlarına bağlar.

Ve o türkü, ölünceye değin susmaz.

 

KÜÇÜK KENTLER BİR BAŞKADIR


Küçük kentlerin ve kasabaların yaşamı ise bambaşkadır. Orada insanlar birbirini tanır, hikâyesini bilir. Birisi öldüğünde, salası birkaç camide birden okunur. Kentin öteki ucunda ya da uzak bir köyünde yaşayan bile, merhumun kim olduğu hakkında iyi-kötü bir fikre sahiptir.


Küçük kentlerin kader birliği, ülkü birliği vardır. Kent olarak yaşama tutunma, ayakta kalma çabası vardır. Bu konuda herkes, nerdeyse, bir imece gibi, iş birliği içindedir. Daha güzel, daha kalkınmış bir kent için ortaklaşa bir mücadeleleri söz konusudur.


Küçük kentlerde dağların, taşların, derelerin ve yaylaların öyküsü, efsanesi vardır. Kentin sembolü olan değerler bellidir. Kutsanmıştır. Kimi zaman doğası ve güzelliği, kimi zaman kurdu, kuşu, kimi zaman denizi, dağları ve kimi zaman ise kahramanları… Türküleri ve destanlarıdır kutsanan.  Kimi zaman ise folkloru ve çalgıları!


Aynı tarihi, aynı geçmişi paylaşır insanlar. Atalarından yadigâr kalan gelenek ve göreneklere göre yaşarlar. Dostluğu ve birlikteliği yaşamın vazgeçilmez düsturu olarak görürler. Aynı yöresel kıyafeti giyerler, düğünlerde ve şenliklerde aynı folklorik oyunu oynarlar. İyide ve kötüde aynı kaderi paylaşırlar.

 

TARİH, KİMİLERİNE ŞANS GETİRİR


Sevgili Görelemiz de böyle küçük kentlerden birisi işte. Kemençenin başkenti bellediğimiz, türkülerle can verdiğimiz ata yurdumuz. Dağlarına, denizine, kuşuna, yaylasına vurulduğumuz eşsiz diyar. Atalardan kalma kültürünü ve tarihini paylaşmaktan onur duyduğumuz güzide memleket… Geleceğine dair nasıl ortak ülkümüz var ise, geçmişinde yatan tarihine de ortak bir saygı duyduğumuz ve kendimizce bir tarih bilinci oluşturduğumuz sevgili memleketimiz.


Küçük kentlerin paylaştığı değerlerden biri de ortak tarih bilincidir. Kimsenin fazlaca el atmadığı bir yöre, kendi tarihini araştırır, bulur ve inceler. Öğrenir ve öğretir.


Bir kentte yaşanan herhangi bir tarihi olay kimi zaman o kentin önünü açar, yıldızını parlatır. Bilinmesine ve uğrak bir yer olmasına vesile olur. Nitekim bunun en çarpıcı örneği Çanakkale ilimizdir. Orada iki büyük, tarihsel savaş yaşanmıştır ki, kitleleri cezbeder. Birisi Troya Savaşı, bir diğeri ise hepimizin bildiği Çanakkale Savaşı. Dünyanın dört bir yanından insanlar, sırf tarihin bu kutsanmış anlarına, yüzlerce ve binlerce yıl sonrasından bakabilmek ve izlerini görüp tanıklık edebilmek için, Çanakkale’ye gelirler. Kordonda sergilenen tahtadan bir “Truva Atı” heykeli bile olağanüstü ilgi görür.


Bizler ise Görelemizin tarihini pek fazla kurcalamamaya özen gösteririz. Bunun farklı sebepleri var tabi ki… Mesela kimimiz der ki, “Görele’nin ekmek kavgası dururken, tarihi kimin umurunda. Bize iş lazım, aş lazım.” Aslında bu tam olarak geçerli olmasa da kabul edilebilir bir sebep. Çünkü dedik ya, bazen tarih size eşsiz fırsatlar sunabilir diye. Yani, tarihsel olaylardan, kişilerden ve efsanelerden hareketle, bir marka şehir olma şansını yakalayabilirsiniz. Turizminizi geliştirebilirsiniz. Göze çarpabilir ve ilgi çekebilirsiniz. Ardından yatırımlar da gelebilir. Yani tarihe yatırım yapmanın size geri dönüşümü de dolaylı olarak, iş olur, aş olur.


Bir başka sebep ise Pontus meselesini bir fobiye çevirmiş olmamız. Nitekim yöre tarihimizi yazıp anlatırken, Türklerden öncesini hep geçiştirmeye çalışırız. Mümkün olduğunca, Görele’nin tarihini Türklerle başlatmaya çabalarız. Hasbelkader eğer eski tarihi adlardan birisini gün ışığına çıkarırsak, ya da yazarsak, sanki bu toprakların Helenleşmesine katkı yapıyormuşuz hissine kapılırız. Oysa tarihte olanlar yaşanmıştır ve bitmiştir. Artık o olaylar ve isimler geçmişimizdir, geleceğimiz değil. Üstelik Görele’nin geçmişinde yer alan Mithridateslerin Antik Pontus Devleti’nin bir Helen uygarlığı olması tartışılır bir konudur. Bu devletin Türk uygarlığı olduğunu bile iddia eden tarihçiler var. Trabzon Rum İmparatorluğu ise Roma İmparatorluğu’nun devamıdır, mirası öyle kolayca, Yunanistan’a ve Helenizm’e düşmez.


Ayrıca, şunu da belirtmeliyim ki, Görele’nin genelde hep Türk yurdu olmak gibi bir özelliği var. Şöyle ki, deniz kenarlarında bir Helen kolonileşmesi olsa da, hemen içerlerdeki köylerimizde hep Türk boylarının yerleşmesi söz konusudur. Ayrıca bugün yapılan pek çok tarihi araştırma göstermektedir ki, Doğu Karadeniz’de Türk varlığı, bilinen tarihlerden çok daha öncesine uzanmaktadır. Türk boyları belki de Anadolu’ya ilk kez bizim bu kutsal diyarlarımız üzerinden ayak basmışlardır. Göçebe Türkmen yaşamına uygun doğa koşulları ve yaylalar nedeniyle, bu olasılık günden güne güçlenmektedir. Bundan dolayı, Yunan ve art niyetli Pontus Rum hikâyelerinde, Görele pek göze çarpan bir yer değildir.

 

İMPARATORİÇE LİVİA KİMDİR?


Liviopolis konusunu incelemeye çalışacağız bu yazıda. Liviopolis’in Görele olup olmadığını anlamaya ve bu konuda bir karara varmaya çabalayacağız. Ben sizlere elde ettiğim bilgileri sunacağım, yorumlarımı katacağım ve bilimsel verilere dayanarak bir ışık yakacağım. Şimdiye kadar yazılmış en detaylı Liviopolis yazısını sunacağım sizlere.  Akademik olmaktan çok anlaşılır olmaya özen gösteren ifadelerle yapacağım bunu. Konuyla ilgili son hükmü ise siz vereceksiniz.


Öyleyse, öncelikle Liviopolis isminin Roma İmparatoriçesi Livia’dan geldiğini belirterek başlayalım konumuza. İmparatoriçe Livia, kimin nesidir, onu öğrenerek çıkalım yola.


Hatırlayacaksınız, “İmparatoriçe’nin Parıldayan Cenneti: Görele” başlıklı ön yazımızda (K-1) İmparatoriçe Livia’nın özelliklerini ana başlıklar halinde sizlere aktarmıştık. İyi eş ve sadık bir aile kadını olmayı sembolize ettiğini, güçlü ve etkin kadın imajı yarattığını, tanrıça Afrodit’ten bile daha güzel olduğunu ve Afrodit’i temsilen sikkelere resminin işlendiğini, dünyanın ilk first lady’si ve divia’sı olduğunu, primadonna kabul edildiğini, kocasına aşkla ve sadakatle bağlılığı ifade ettiğini, diplomasi ve siyasette son derece etkin olduğunu, aklın ve güzelliğin muhteşem bir birleşimi olduğunu ve hatta hak dinlerin henüz yeryüzüne hâkim olmadığı o dönemlerde, bir tanrıça olarak kabul edildiğini belirtmiştik. Ayrıca söylemeliyim ki, iyi dostlukların ve arkadaşlıkların da sembolüdür Livia! Tabi alavere, dalaverelerin ve fettanlığın da…


İmparatoriçe Livia, yaşadığı çağın moda değeri olmuştur. Büyük bir markadır. Heykelleri dikilmiş, büstleri yapılmış, yediği, içtiği, giydiği ve taktığı her şey taklit edilmiştir. O dönemin bütün kadınları tarafından saygı duyulan ve örnek alınan bir kişilik olmuştur. Günümüz anlamında size nasıl ifade edebilirim dersem, aklıma hemen (Prenses) Lady Diana gelir. Yaşadığımız çağda onun nasıl bir efsane haline geldiğini unuttunuz mu? Cenazesinde nasıl da dünya koca bir yasa bürünmüştü, anımsadınız mı? Yediği, giydiği, yaşadığı her şey dünya gündemiydi. İşte İmparatoriçe Livia için, Lady Diana’nın çok daha fazlasını düşünün. Günümüz dünyasında dahi, tarihçiler, ilim insanları ve modacılar onu yazmaya, anlatmaya devam ediyor. Kült olmuş ilk kadın diyorlar ona. Nasıl başardığını yazıyorlar, neler yaptığını anlata anlata bitiremiyorlar. Tarihin başlangıç sayfalarında yer alan bu efsane kadına şapka çıkarıyorlar. İsterseniz Google’ın arama sayfasına gelin ve İmparatoriçe (ya da Emperor) Livia yazın. Sonra buna çevrilmiş sayfaları da dâhil edin. Bakın bakalım karşınıza neler çıkacak?


İmparatoriçe Livia ile ilgili daha detaylı bilgiler için “The Worship of Roman Divae: The Julio-Claudians to The Antonines” (K-2) adlı çalışmaya bir göz atabilirsiniz. İmparatoriçe ile ilgili birbirinden ilginç ve güzel resimler içinse, flicker.com sitesine ait linke (K-3) yönelmeniz yeterli.

 

İMPARATORİÇE’NİN PARILDAYAN CENNETİ: GÖRELE


Aslında Liviopolis’le Görele arasındaki bağlantıyı ilk keşfeden kişi olmayı çok isterdim. Bundan gurur duyardım. Fakat ilgili yazılarımı kaleme almadan önce yaptığım incelemede, gördüm ki birileri bu işleri çoktan yapmış. Biz Göreleliler her ne kadar bu işlerden uzak dursak da, tarihi bir bilim olarak ciddiye alan (dünyanın dört bir yanından)insanlar çoktan bu konuda incelemeler yapmışlar, araştırmışlar ve genel bir hüküm vermişler. Yani Görele’nin ilgisizliğine rağmen ve hatta başka kentlerin bu isme talip olmasına rağmen; bilimsel kaynaklar ve veriler ışığında, “genel kabul görme ilkesi”, Görele için çalışmış. Bugün itibarıyla diyebiliriz ki çok büyük bir olasılıkla, antik Liviopolis kenti, Görele’dir.

Öyledir elbet ama bildiğiniz gibi değil.


Başlangıç aşamasında, beni harekete geçiren iki kaynaktan söz edeceğim. Daha sonra Görele tezlerini destekleyen pek çok kaynağa sırası geldikçe yer vereceğim. Bunlardan birincisi, aslında fazlaca güvenilir olmayan bir kaynak; Wikipedia. Kendisini özgür ansiklopedi olarak tanımlayan bu online bilgi ansiklopedisinde, Görele maddesine baktığınızda (K-4) şu cümleyi görürsünüz: “Bugünkü ilçe merkezinin yerinde Milattan hemen önce veya hemen sonra kurulmuş olan Liviopolis kenti vardı.”


Ne yazık ki, burada yer alan bilgilerin kaynakça kısmı eksik. Yani tatmin edici değil. Bu online ansiklopedinin kullanımını iyi kavramışsanız, kendi adınıza dahi kolayca bir madde açabileceğinizi ve biyografinizi oraya işleyebileceğinizi de bilirsiniz. Yani orayı kolay yoldan ünlü olma ya da ünlüymüş gibi hava atma yeri olarak kullanmanız olası. Ayrıca pek çok konuda yalan yanlış ve kaynaksız bilgilere de rastlamak mümkün. Fakat yine de böyle özgür bir dünya ansiklopedisinin var olması çok güzel.


İkinci kaynak ise nisanyanmap.com internet sitesi. Bu site, bir projenin öncülüğünü yapıyor. Index Anatolicus projesi kapsamında, Türkiye’nin yerleşim birimleri envanterini çıkarmaya çalışıyor. Elbette bunu, bilimsel veriler ışığında yapıyor. Zaten internet sitesinin giriş sayfasında, şu ifade hemen göze çarpıyor: “Projenin amacı TC sınırları içerisinde halen var olan ve geçmişte kullanılmış tüm yer adlarını belgelemektir.” Burada ilgili kutucuğa Görele ya da Livioupolis yazarsanız, karşınıza Görele hakkında kısa bir bilgi çıkıyor (K-5). Üstelik kaynak da verilmiş. İfade şöyle: “En erken Strabon (1. yy) tarafından anılan Livioupolis, büyük olasılıkla Augustus’un eşi olan imparatoriçe Livia onuruna adlandırılmıştır.”


Yani aslında bu site, Hem Liviopolis’in Görele olduğunu keşfetmiş hem de bu ismin İmparatoriçe Livia’dan kaynaklandığını. Kaynak olarak Strabon’u tatmin edici bulduğumu söyleyemem. Fakat yaptıkları işi ciddiye aldıklarını söylemem mümkün. Üstelik bu projenin mimarının Sevan Nişanyan olduğunu belirtirsem, sanırım işin ciddiyetini daha iyi kavramış olursunuz. Sevan Nişanyan, bu proje kapsamında, Mayıs 2010 tarihinde, bir de kitap yayınlamış durumda. Kitabın adı şöyle: “Adını Unutan Ülke: Türkiye’de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü”


Üçüncü kaynağımız ise “İmparatoriçe Livia’nın Parıldayan Cenneti: Görele” köşe yazımda (K-6) verdiğim kaynaklardan bir tanesi. Marry Mudd tarafından kaleme alınmış olan “I, Livia” (K-7)adlı eser. Marry Mudd, İmparatoriçe Livia ile ilgili etkileyici bir eser yazmış. Burada Kraliçe Dynamis ile İmparatoriçe Livia’nın sıkı dostluklarını ve Liviopolis’in adlandırılış öyküsünü anlatmış. Liviopolis hakkında ise şöyle bir not düşmüş: “Bir Pontus şehri olarak Liviopolis ismiyle adlandırılan kent, Türkiye’nin kuzeydoğusunda bulunan modern Trabzon şehrinin yakınlarında ve Karadeniz kıyısında yer almaktaydı.” Sonra da Büyük Pliny’nin (Pliny the Elder) tarifine göre, “kalesi olan bir tepe kent” şeklinde açıklama getirmiş. Bu Büyük Pliny ismini iyice aklınızda tutun. Çünkü kendisinden oldukça fazla söz edeceğiz.


Dedim ki, Liviopolis’le Görele arasındaki ilişkiyi ben keşfetmedim. Kaynaklardan bazılarını da sırf bunu açıklayabilmek için sizlere sundum. İyi de o halde ben ne yaptım?


O zaman durumu şöyle bir toparlayalım. Birisi diyor ki, Görele’nin eski tarihi isimlerinden bir tanesi de Liviopolis’tir. Bir diğeri ise diyor ki, Liviopolis; İmparatoriçe Livia’nın adıyla onurlandırılmış bir kenttir. Öyküsü de şöyle şöyledir.


İşte ben, bu iki ayrı parçayı birleştiriyorum ve Görele’nin Liviopolis olduğunu kabul ederek, öyküyle Görele’yi bir araya getiriyorum. Görele’ye yeni bir efsane kazandırıyorum. Diyorum ki, “İmparatoriçe Livia’nın adıyla onurlandırılmış olan antik Liviopolis kenti Görele’nin” yeni bir hikâyesi oldu. Bunu yazarken, Görele Liviopolis’tir diye bir iddiada bulunmam söz konusu değil. Çünkü bunu zaten incelemiş, araştırmış ve kabul etmişim.


Parçaları birleştirerek, İmparatoriçe Livia’nın ihtişamını Görele’ye yansıtıyorum. Var olan gerçekleri açıklayarak, büyük ama onurlu bir suç işliyorum. İşte o büyük günahımım delili olan cümleler (K-6):


İşte bu dönemde kendisine sunulan olağanüstü destek ve dostluğun karşılığını İmparatoriçesine sunmak isteyen Dynamis, yeni ülkesi Pontus’un en güzel şehrine onun ismini vermeyi kararlaştırdı.


Bu şehir öyle güzel olmalıydı ki, en zor anlarda birbirine umut veren, şevk veren ve direnç aşılayan onurlu bir arkadaşlığı temsil etmeliydi. Bu şehir öyle güzel olmalıydı ki, İmparatoriçesinin sahip olduğu tanrıça güzelliğinin sembolü olmalıydı. Aşkın, dostluğun, güzelliğin ve anaçlığın nişanesi olmalıydı. Tıpkı Olympos gibi tanrısal bir dağın yamaçlarından aşağılara dimdik uzanan ve hırçın bir sevdayla denizine kavuşan Görele etkilemişti onu. Tam imparatoriçesine yakışacak, onun güzelliğine ve dostluğuna adanacak bir şehirdi burası. İmparatoriçe’nin parıldayan yüreği, ışıldayan gözleri gibiydi. Denizlerden dağlara doğru yüceldikçe bir renk senfonisi ortaya çıkıyor,  her yer adeta bir mercan atlası gibi görünüyordu.

“İşte” dedi, “Tam burası, İmparatoriçemin parıldayan cenneti!”


Bugün Görele güçlü ve güzel bir imparatoriçenin ruhuyla uzanmaktadır yücelere doğru. Sarp yamaçlardan cennet yaylalara varılması, zor zamanlarda kurulan dostlukların ulaşacağı başarıları simgelemektedir.


İmparatoriçe’nin şehri Görele, hep iyiyi, güzeli ve aydınlığı temsil etmektedir o günden beri. Umudu ve zaferi! Aşk ve sadakati…

İnançlı dostlukları…

Ve varlığını hep ışıldayan, hep parıldayan bir cennet olarak sürdürecektir.

Kıyamete değin!

 


Eğer bunun için beni yargılayanlar varsa, bilsinler ki sözümün arkasındayım. İmparatoriçe Livia’nın ihtişamını Görele’ye yakıştırıyorum. Bununla gurur duyuyorum.


Buyurun asın beni…

 

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında sakınca yoktur.)

NOTLAR:

NOT-1: Görele ve Liviopolis yazımız bir seri halinde yaklaşık olarak 4-5 bölüm sürecektir.

NOT-2: Görele ve Liviopolis konusunda katkıda bulunacakların ya da eleştiri yapacak olanların, yazımızın tamamının yayınlanmasını beklemelerini önemle rica ediyorum. Böylece bir takım yanlış anlamaların ya da anlaşılmaların önüne geçileceğine inanıyorum.

 

KAYNAKÇA:

K-1: İmparatoriçe’nin Parıldayan Cenneti Görele/ Ön Tanıtım Yazısı/Aydın Kulak/29.11.2011/ Erişim: Haziran 2012/ http://www.goreleekspres.com/haber/haber/4369-roportaj-imparatorice-nin-parildayan-cenneti-gorele.html

K-2: The Worship of Roman Divae: The Julio-Claudians to The Antonines/ Rebecca Marie Muich/ Master Tezi/ University of Florida/2004/ Erişim: Haziran 2012/ http://etd.fcla.edu/UF/UFE0004865/muich_r.pdf

K-3: Women of The Julio-Claudian Dynasty/Discuss/ Portraits of Livia/ İmparatoriçe Livia’nın Resimleri/Erişim: Haziran 2012/  http://www.flickr.com/groups/683855@N21/discuss/72157604201989855/ 

K-4: Görele/Vikipedi/Erişim: Haziran 2012/ http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6rele

K-5: Görele-Koralla/Index Anatolicus/Erişim: Haziran 2012/ http://www.nisanyanmap.com/?y=Koralla&t=&lv=2&u=1&ua=0

K-6: İmparatoriçe Livia’nın Parıldayan Cenneti: Görele/Aydın Kulak/01.12.2011/Erişim: Haziran 2012/ http://www.goreleekspres.com/haber/yazar/4387-aydin-kulak-imparatorice-livia-nin-parildayan-cenneti-gorele.html

K-7: I, Livia (The Story of A Much Maligned Woman; I, Livia; The Counterfelt Criminal)/ Marry Mudd/2005-Trafford Publishing/Kanada/ Erişim: Haziran 2012/ http://books.google.com.tr/books?id=seI0lCAa9w0C&pg=PA267&lpg=PA267&dq=Liviopolis&source=bl&ots=KH2WQQRmVA&sig=Erbjg371_mt3Cj0CiBEMwyny2U&hl=tr&ei=ZW_PTtboNqrh4QTwtoEx&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=6&sqi=2&ved=0CEUQ6AEwBQ#v=onepage&q=Liviopolis&f=false


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster