Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


BU ÇAĞDA YAĞMUR EV YIKIYOR


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 01 Aralık 2017
Geçerli Tarih: 16 Temmuz 2018, 19:37
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/yazar.asp?yaziID=10817


ÇÖKEN EVDE CESET ARANIYOR

İster inanın,ister inanmayın bazı konulara 'giriş' yapmak o kadar çok zor oluyor ki...
"Acaba nasıl bir giriş yapsam da" konunun anlatımında akıcı bir yolculuk yaparım, anlatmak istediğimi daha iyi anlatabilirim diye bocalayıp duruyorum! (sizler şu an beni göremeseniz de) tıpkı şimdi bocaladığım gibi...

Durun,birdenbire aklıma geldi...
En iyisi yıllar önce Şemsi Belli'nin severek okuduğumuz o güzel şiiri 'anayasso'nun ilk dörtlüğü ile giriş yapayım...

Şair Şemsi Belli yıllar önce Doğu Bölgelerimizin sorunlarını şiirle dile getirirken şöyle diyordu;
"Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavata'dan Hakkari'ye yol bilmezem
Gurban olam çaresi ne hooy babooov?"

Yoksulluğu, unutulmuşluğu ve terk edilmişliği dile getirmek için böyle dile getiriyordu doğunun dertlerini Şemsi Belli...
Ve yıllar öncesi toplumun dertlerini dile getiren bu şiir ülkenin dört-bir yanında haykırarak okunuyordu!
Duyarlı ve sorumluluk duyan insanlar tarafından alkışlanıyordu.
Duruma göre bazı bölgelerde şiiri okuyanlar tutuklanıyor!
Bazende şiirin okunması yasaklanıyordu!

Çünkü deniliyordu; "bu ülkede herkes birbirine eşittir!"
"Eğer birileri ayrımcılık yapıyorsa, biline ki bu bir ayrımcılıktır!"
"Halkı birbirine düşürmek için araya sokulmak istenen nifaktır!"
"Böyle düşünenler, yoksulluk ve fakirlik edebiyatı yapanlardır!"
"Böyle düşünenler; ya popülisttir, yada komünisttir!"

Çünkü deniliyordu; "Biz etle-tırnak gibiyizdir!"
"Bizler bin yıldır bu toprakların üstünde birlikteyiz!"
"Birlikte ağlar, birlikte güleriz!"
"Bu nedenle de aramızda asla ve asla ayrımcılık düşünmeyiz!"
"Sadece ve sadece sevilmeyen, yönetime ters düşen, kurulu sistemden ayrı düşünenleri bizler o bölgeye sürgün ederiz!" gibi düşünür ve öyle hareket ederlerdi bizi yöneten büyüklerimiz!
*** *** ***
2000 yılını geçeli 17 yıl oldu ve bir ay sonra 18. yıla gireceğiz...
Yaşadığımız bu çağda artık savaşlar kılıçla-kalkanla ve tüfekle yapılmıyor...
Çağın en modern ve dijital silahları kullanılıyor...
Günümüzde yatağını-yorganını omuzlayıp, kentlere iş aramak için göç eden sadece bizim ülkemiz ve birde beş-on tane muz cumhuriyetleri kaldı!..
Bizim dışımızdaki ülkelerin birçoğu uzayda gezegenlere göç etmeye ve gezegenleri parsellemeye başladılar bile!

Bizler mi?
Bizlerin birçoğu da hala başını sokacak doğru-dürüst bir damı ve evi olmadığı için geceleri toprak üstünde sırtüstü yatarak; gözleriyle yıldızlara göç ediyor!
Uyuyana kadar yıldızları sayıyor ve ayazda yatıp kalkıyor!
Yani bu çağda akşam olunca başını sokacağı bir evi ve damı olmayan insanlar var benim ülkemde...

Tıpkı Siirt'in Şirvan ilçesi-Soğanlı köyünde yaşayan (vatandaş) Cemal Coşkun'un, çoluğu-çocuğu ile başını sokacağı ve akşam olunca yatacağı bir evi olmadığı gibi...

Belki duymuşsunuzdur diye düşünüyorum...
İki gün önce Siirt'in Şirvan ilçesi Soğanlı köyünde saat: 02.30 sularında yağan-yağmur sonucu bir köy evi gece yarısı çöktü ve içinden kazma-kürekle 3 ceset çıkardılar...
40 yaşında baba Cemal Coşkun ile 15 yaşındaki oğlu Yusuf ile 5 yaşındaki küçük Ömer'in cesedini çıkardılar...

Ev niye mi çöktü?
Yağan bir yağmur nedeniyle çökmüş Cemal Coşkun'a babadan ve dededen kalma kerpiç ev...
Çünkü Cemal Coşkun'un yeni bir ev yaptıracak parası olmadığı için zorunlu olarak (çökme tehlikesi olduğunu bilse de) yoksul ve çaresiz kaldığı için -üflesen yıkılacak- bir evde oturuyordu...
Zaten oturmasa da, başka çaresi yoktu!
Üstelik daha Cemal Coşkun gibi evsiz-barksızlar da bu bölgede çoktu!
Ama bu kez ölüm piyangosu sadece Cemal Coşkun'a vurdu!

Göçük altından çıkarılanların cenaze törenlerine mülki idareci ve siyası kimlikli zatı-muhteremlerin yüzlerinde üzüntüyü, ne kadar çok üzüldüklerini sizlerde gördünüz mü bilmem!...
Ben şahsen hem televizyon ve hemde gazete fotoğraflarında görünce, en çok ölenlere değil, inanın bu üzüntüye gark olmuş zatı-muhteremlerin üzüntülerini görünce en çok onlara üzüldüm!

Kendi-kedime; "Vay be!" dedim..
"Yahu insanlık ölmemiş, hala ayakta be!" dedim...
Hele-hele cenazedeki çocukların başını şefkatle okşayan bir zatı-muhterem vardı ki, onun bu sevecenliği ve gösterdiği insanlığı görünce, inanın ben "ben niye böyle değilim" diye kendi insanlığımdan utandım!...
Ve utandığım içindir ki, bu konuyu en azından bari birde ben bu sayfada dile getireyim dedim...

Öyle ya, bana ne Sarraf'ın ona-buna rüşvet dağıtmasından!
Neme lazım trilyonları olanın tril-tril trilyonlarla oynamasından!
Demek ki parası var; sağa-sola saçıyor!
Parası-pulu var ki; istediği atı, istediği yerde oynatıyor!

Öyle ya, bize ne siyasilerin kendi aralarında yaptığı belge-bölge savaşından!
İsteyen istediği belgeyle, istediği bölgede savaşır!
Sizce de öyle değil mi;atı olan atını, parası olan parasını istediği yerde yarıştırır!
Bizim paramız-pulumuz olmasa da, gazetelerden öğrendiğimize göre uluslararası para dolaşımı diye bir şey olduğunu biliyoruz!
O zaman parası olanın, parasını istediği yere taşıma özgürlüğü var demektir!
İster dünyanın en büyük ve anlı-şanlı bankalarına yatırır dolarını, isterse adı-sanı duyumlayan yerlerde bir küpün içinde saklar!
Keyfinin kahyası olacak halimiz yok ya!

Hem ne demişler; "Dünyada man, ahirette iman"
Parası olan isteyen man'a yatırıp yapar, isteyen imana!
Hatta bunun ikisini bir arada yapanlarda var!
Her neyse...
Demem o ki; bizler birer züğürt olarak, varsılın parasıyla-puluyla çenemizi ağrıtmayalım da, yine biz bizim gibi olanların sorununa geri dönelim...

Neydi sohbetimizin asıl omurgası?
Siirt'in Şirvan ilçesi-Soğanlı köyünde 8 nüfusa sahip yoksul bir ailenin bir gece yarısı göçen evlerinin altında 3 kişinin can verip, kazma-kürekle arandığından söz ediyorduk öyle değil mi?
Evet ondan söz ediyorduk...

Şimdi sohbeti sonlandırmak istiyorum da, yine giriş bölümünde olduğu gibi bu kezde "nasıl bitirmeliyim?" diye düşünüyorum!
Acaba diyorum; eskiden olduğu gibi yine popülistlik mi yapsak?
Yoksa yine Şemsi Belli'nin aynı şiirinden bir alıntı yapıp öyle mi bitirsek?
Öyle yapalım...
En iyisi biz yine şairin dizeleriyle bitirelim;

"Gara dağda, gar altında ufağ ufağ mezeler
Yeddi ceset hetim hetim Zap suyunda yüzeler
Hökümata arz eylesem azarlar
Ben ketimo
Ben hetimo
Ben ne biçim vatandaşım hooy baboooov!

Şavata'dan Angara'ya ses getmiiir
Biz getmeğe guvvatımız heç yetmiiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara'ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız, golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir hooy babooo?"
----------------------
Görselde; çöken ev ve ceset arayanlar...
Cesetleri bulduklarında cenazeleri kaldıracaklar...


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster