Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


USTA BİR KEMENÇECİYE VEDA: ERİK AĞACINDAN KEMENÇE


Açıklama: Habu akan dereler Hep gözümün yaşıdır Ayrılık dedikleri Ölümün kardeşidir
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 14 Nisan 2017
Geçerli Tarih: 18 Kasım 2017, 22:37
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/yazar.asp?yaziID=10538


*Bu yazıyı okumadan önce lütfen (https://www.youtube.com/watch?v=eLILgS_qKAc ve https://www.youtube.com/watch?v=ZIjxp4v85oA) linklerini ziyaret ediniz (Picoğlu Osman, Eşref Bey Ağıdı ve Sırrı Öztürk, Tuzcuoğlu Havası) ve sizi o efsunlu havaya sokmasına izin veriniz)

Dumanlı dağların, bereketli yağmurların türküsünü söylerdi o. Baharda tomurcuklanıp filizlenen yayla çiçeklerinin, güneş için söylediği o güzelim şarkıları dile getirirdi. Kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman hırçın! Pınarların, çavlanların, derelerin çağıldayan sesiydi o. Gelinlik kızların kınalı ezgisiydi o. Fındık bahçelerinde yeşeren aşkların, imece sohbetlerinin, yayla şenliklerinin yürekli ve bir o kadar masum ezgisiydi o.

Kemençe dediğin nedir ki? Ufacık bir köylü çalgısı! Erik ağacından bir tahta parçası!

Fakir fukaranın yürek ezgisini ona veren, o küçücük çalgıyı sihirli bir güce dönüştüren, yürek ezgilerinden imeceler ve horonlar çıkaran, gönül telinden maniler ve atma türküler üreten o mahir ustadadır iş. Anlayacağınız maharet kemençecidedir vesselam. O ki doğa ananın sihirli iksirinden içmiş, onun gözüyle, onun sözüyle erik ağacına yürek işlemiş, usta bir nakışçıdır.

Erik ağacı deyip de küçümsediğime bakmayın sakın. Erik ağacı durduk yere seçilmemiştir bu ulvi görev için. Elbette ki tabiat ananın bir bildiği vardır. Erik, insanı andırır aslında. Önce ekşidir, toydur, cahildir. Sabrı öğrenir, güneşi sevmeyi öğrenir, yaşama tutunmayı öğrenir, kök salmayı öğrenir ve sonra öğrenip kendine kattıklarıyla tatlı, şerbetli ve has bir meyve olur. Baharı görünce çiçek açar salkım saçak. Baharın ve güneşin ilk türküsünü o söyler. Azıcık güneşi gördü mü, umut serpiştirir insanoğlunun kalbine. Güzel ve aydınlık günlerin muştusunu taşır dağlara, taşlara. Erkenci bahar türküsü söylemenin de bir bedeli vardır nitekim! Diğer ağaçların çiçekleri meyveye dururken, o pek çok çiçeğini rüzgâra, yağmura, toza, toprağa kaptırır. Hayatın acemisi gibi davranır her bahar. Toy bir delikanlı gibi, körpe bir köylü kızı gibi eli ayağına dolaşır her bahar. Yine de diklenmeyi elden bırakmaz. Serenadını durdurmaz. Savrulan çiçeklerine inat, daha dirençli, daha gururlu, daha deli dolu yaşamayı öğrenir. Bu delişmen haliyle yaşar ömrünü.

Bedri Rahmi üstadımız da sevdalıdır erik ağacına:

Ne zaman yolum düşse

Erik ağaçlarını arar gözüm

Ya kedi yavruları gibi sırılsıklam

Ya buram buram bahar içredirler

Ya bütün dalları kırılıp dökülmüş

Her sene kırılır dallar adettir

Bu yaz geleceğine alamettir

Yaz geliyor demektir yokuştan paldır küldür

…

Kemençeci dediğin de öyle başlar hayata. Ustasının yanında kendine kata kata pir olur. Delilik çağları olur, sevdalık çağları olur. Kâh dereler ile çağıldar, kâh ateşler içinde yanar. O da hayatın kendine kattıklarıyla pişer pişer ustalaşır. Piştikçe diklenmeyi öğrenir, her bahar acemi olmayı öğrenir, aşkı, sevdayı öğrenir. Sabretmeyi öğrenir, doğa ananın dilini, ritmini ve ezgilerini öğrenir. Ona göre ayar verir kemençesine. Yüreğini tellere, telleri ezgilere, ezgileri türkülere aşk hamuruyla mayalayıp işler.

Kimi zaman Yunus gibi deli divane, kimi zaman Karacaoğlan gibi tepeden tırnağa aşk olur. Kimi zaman Pir Sultan gibi abdal, kimi zaman Dadaloğlu gibi göçebe olur. Zalimlere kafa tutan Köroğlu olur.

Ustalaşıp erdiğinde, gönül gözüyle söz söyleyen Âşık Veysel olur.

Karadeniz dediğimiz o hırçın, o sevdalı, o umutlu toprakların mitolojisi, efsanesi olur.

Görele; toprağıdır bu kutsanmış efsanelerin. Kemençe dediniz mi akla ilk Görele gelir. Doğa ananın öz be öz ruhunu taşıyan; aşkları, hüzünleri, acıları ve sevinçleri velhasıl tüm duyguları olanca yoğunluğuyla, tıpkı yüreğinizin sokaklarında dolaşan bir destancı gibi size yaşatan bu cesur adamların vatanıdır Görele. Tuzcuoğlu, Halil Kodalak Ağa, Piçoğlu Osman, Kâtip Şadi, Sırrı Öztürk, Kemal İpşir, Sami Günay, Naci Keskin ve daha niceleri… Atatürk’ün huzurunda dahi kemençe çalanların, yurdunun ezgisini bayrak yapıp diyar diyar gezenlerin memleketidir Görele. Oturduğu ev, gecekondu bozması olsa da gönlü; peri masalından saray olanların otağıdır Görele.

İşte o büyük efsanelerimizden birisi olan Mehmet Sırrı Öztürk, geçtiğimiz yılın son günlerinde ayrılıverdi aramızdan. Erik ağacından kemençesi ne yazık ki sustu. Tahsili ilkokul olmasına rağmen, kemençedeki ustalığı ve saygın sanatçı kişiliğiyle üniversitelerde hocalık yapan ve hatta Japon bir öğrenciye dahi sahip olan ve ona kemençeyi sevdiren; o büyük gaydacımız Sırrı Öztürk, yok artık!

Altı yaşındayken kemençeye başlayan, o minik haliyle Üstat Picoğlu Osman’dan el alan, sekiz yaşındayken çaldığı havalarla “Bu uşak anasının karnında mı öğrendi kemençe çalmayı?” dedirten işinin ehli, kocaman yürekli, büyük bir ustaydı o!

Makara ipinden kemençe teli yaparak başladığı sanat yaşamını, saçları sakalları ağarıncaya kadar sürdürdü. Nefes oldu, ses oldu, kuş oldu, sevda oldu, bulut oldu. Ezgi oldu, türkü oldu, umut oldu. Hayatının en mutlu anı sorulduğunda, erik ağacından kemençesine ilk kavuştuğu anı söyledi titreyerek. Yıllarca bir dost, bir arkadaş, bir yaren bildiği kemençesini hep o ilk günkü heyecanla, ilk günkü aşkla sevdi. İçindeki o çocuk sevinci hiç yok olmadı.

Ne zaman bir kemençeci ölse, yağmurlar eğri yağar Görele’de. Ne zaman bir kemençeci ölse, bulutlar yürür güneşe doğru. Ne zaman bir kemençeci ölse, yüreği titrer Görele’nin. Dumanlı dağlar bir anlığına sessizliğe bürünür. Yayla çiçekleri eğiverir başlarını. Dereler çağıldamaz, değirmenler dönmez olur. Gökyüzünde gece yarısı bir yıldız kayıverir aniden. Geride kalan yıldızlar ise o hüzünlü türküsünü söyler kemençecinin:

Habu akan dereler

Hep gözümün yaşıdır

Ayrılık dedikleri

Ölümün kardeşidir

 

Yüzdürdüm kayığımı

Görele denizinde

Benden selam olsun

Tek tek hepinize

 

Saygıda kusur etmez toprak ana, öz evladına. Alır, en içten sevgisiyle bağrına basar onu. Kucaklayıverir.Rahmete ve berekete karışır kemençeci.

Biz geride kalanlara ise hatırası ile yaşamak, türküleri ile yaşatmak düşer.

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında/alıntılanmasında bir sakınca yoktur.)


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster