Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


BUGÜN:12 MART VE GÜNLERDEN PAZAR


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 12 Mart 2017
Geçerli Tarih: 22 Kasım 2017, 00:33
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/yazar.asp?yaziID=10488


GÜNDEMİMDE SİYAH-BEYAZ ANILAR VAR

Bugün 12 Mart ve günlerden Pazar...
Mevsim bahar.
Dışarıda ise sisli ve kapalı bir hava var.
İçimdeki ses;"Dışarıya gitmek yerine 46 yıl geriye git" diyor!
Talimata uyuyorum;
Ve arkada kalan anılarımın siyah-beyaz dehlizine giriyorum!
Yani 12 Martçıların; "Rüzgar eken, fırtına biçer" dediği günlere geri dönüyorum...
Bir anlamda öğretmenliğimin ilk yıllarına tekrar geri dönerek;tekrar o heyecanlı günlerden azcık da alsa tatmak istiyorum!

Dereli-Meşeliyatak Köyü İlkokulunda meslek aşkımla birlikte,üstüme düşen toplumsal sorumluluklarımı yerine getirmenin heyecanını bir arada yaşıyordum...
Hem mesleğimi ve hemde 'köy öğretmeni' olmanın farklı bir onurunu ve mutluluğunu içimde taşıyordum!
Bu nedenle de çağın ve toplumsal hareketin gerisine düşmemek için elimden geldiği kadar bol-bol kitap okumaya çalışıyor ve mesai saati bitip, öğrencilerimiz evlerine gidince de; okulumuzun kapısında köy halkıyla; okul, köy ve yaşadığımız bölge üzerine sohbet ettiğimiz gibi zaman-zaman da ülke sorunları üzerine bildiğimiz konular üzerine sohbetler ederdik...

Eh, meslekte acemiliğimiz olduğu kadar elbette toplumsal konuları (siyaset ustaları gibi iki yüzlü davranıp konuşamadığımız için) sohbetimizin konusu ne ise doğrularını da dobra-dobra söyler ve asla siyasetçiler gibi popülist konuşmalara yer vermezdik...
Bildiğimiz doğrular ne ise onu sağa-sola eğip bükmeden söylerdik!
Ama bilmezdik ki; sevenlerimizin olduğu kadar (siyaset'en) sistemin adamı olup, karşıtlarımızın da olduğunu hesaba-kitaba katmıyorduk!

Meğer sistem; köylerde bile öğretmenleri yakın takibe alacak ajanlar ve adamlar yerleştirirmiş! (Bunu yıllar sonra öğrenecektim)
Halkın yanında durmak isteyen 'Halkın Öğretmenine' halkın ajan ve ispiyoncu olarak kullanıldığını tabi daha sonraları öğrendik...
Her neyse...

Mesleğimin ilk yıllarıydı...
Benim ilçem ve çalıştığım köy sahilden rakım olarak biraz yüksek olduğu için 'Bahar' mevsimi takvim yapraklarında girmesini girerdi ama havaların soğukluğu hala kış mevsiminin etkilerini taşırdı!
Yani halk benzetmesiyle söyleyecek olursak; "Mart kapıdan baktırır ve kazmayı kürek yaktırır" misali soğuk günlerde o günler...

Derken birdenbire bahar mevsiminin sisli ve soğuk günleriyle birlikte "12 Mart Darbesinin Fırtınası" birbirine karıştı!
Sabah-akşam radyo haberleri dinleme tiryakiliği başladı bizlerde!
Her saat başı birbirinden farklı ve tedirgin edici haberler;
"TÖS" (Türkiye Öğretmenler Sendikası" kapatıldı...
Falan yerde bilmem ne kadar "Dev-Gençli yakalandı"
Filan yerde "şu kadar kitap toplatıldı"
"Şu kadar kitap yasaklandı ve toplatıldı" gibi haberler birbirini izliyor ve bu haberler açıkçası bizleri de bir hayli tedirgin ediyordu...

Çünkü radyolardan dinlediğimiz haberlerde "tutuklandı" dedikleri ve "Göz-altına alındı" dedikleri kişilerde bizim gibi düşünenlerdi...
Yasaklanan kitaplar bizimde okuduğumuz kitaplardı...
Hatta o günlerde yasaklanan kitaplardan benimde elimde o yasak kitaplardan vardı ve o tehlikeli kitaplar şunlardı;

"Batı Cephesinde Yeni bir Şey Yok" Erich Maria Remarkue
"Doktor Jivago" Boris Pasternak
"Bizim Köy" Mahmut Makal
"Felsefenin Temel İlkeleri" George Politzer
"İnsan Hakları" Thomas Paine
"Medarı Maişet Motoru" Sait Faik Abasıyanık

He, he!
Vallahi inanmayacaksınız ama veya belki de unuttunuz Sait Faik'in "Medarı Maişet Motoru" kitabı bile yasaklar listesinde bulunuyordu.
Hatta Fakir Baykurt'un 'KAPLUMBAĞALAR' kitabı bile yasaklanmıştı.
Her neyse...

12 Mart Darbecilerinin zaten sloganı şöyleydi: "Rüzgar eken, fırtına biçer"
Gerçekten de fırtınanın ne zaman ve nereden geleceği bilinmediği içinde bizlerde kendimize 'kendimizce' tedbirler alıyorduk...
Örneğin siz yukarıda ismini saydığım 'yasaklı kitapların' ismi aklımda nasıl kaldı sanıyorsunuz?

O çok sevdiğim kitapları bir gece yarısı Okulun on metre ilerisinde bulunan tuvaletin çatı arasına sakladım da onun uçun unutmuyorum
Ve arkasından da zaten fazla zaman geçmeden (isimlerini daha sonra öğrendiğim iki vatandaşın) beni "Köyde Komünistlik yapıyor" ihbarı üzerine önce soruşturmalar açıldı ve daha sonra da daha mesleğimin ilk yıllarında "Görülen lüzum üzerine" beni aynı il içerisin de Dereli-Meşeliyatak Köyü İlkokulundan alıp, Bulancak ilçesinin en yüksek noktasında bulunan Derecikalan İlkokuluna sürgün ettiler...

Gittim...
Hemde yakamda o 'sürgün' rozetinin onurunu taşıyarak!
Ancak sürgün gerekçelerinde gösterdikleri o "görülen lüzum" (her neyse) onu öğrenmek için dönemin çok değerli Avukatlarından ve aynı zamanda Giresun Belediye Başkanlığı da yapan Orhan Yılmaz benim hukuki davamı gönüllü olarak Danıştay'a davayı açtı...
Danıştay ise benim 'sürgün' edilişimi haksızlığını dört ay geçtikten sonra tespit etti ve benim tekrar Dereli ilçesine geri dönmemi sağladı

Sizlerle paylaşmak istediğim siyah-beyaz görüntü ise Bulancak- Derecikalan Köyündeki kaldığım (tarihi bir kale yıkıntısının 200 ve 300 metre aşağısında bulunan kaldığım evin kapısında okulun dağılmasına bir hafta kala filan)
Danıştay Kararı elime bir ay önce falan geçmişti ama dönemin çok değerli İlk Öğretim Müdürü; Raşit Özdemir'in (okul dağıldıktan sonra ayrılırsan öğrencilerde mağdur olmaz) önerisini ve ricasına uyarak okuldan ilişiğimi kesmemiştim.

Görüntü:ilk sürgünüm olan Bulancak-Derecikalan köyündendir...


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster