Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


COĞRAFYANIZ KADERİNİZDİR!


Açıklama: Bazen alıp başımı gitmek istiyorum bu ülkeden. Daha rahat, daha huzurlu, sakin ve sessiz bir başka ülkeye…
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 16 Kasım 2016
Geçerli Tarih: 22 Kasım 2017, 03:58
Site: Görele Ekspres - Giresun - Görele Ulusal Haberleri
URL: http://www.goreleekspres.com/haber/yazar.asp?yaziID=10258


Bazen alıp başımı gitmek istiyorum bu ülkeden. Daha rahat, daha huzurlu, sakin ve sessiz bir başka ülkeye… Dile kolay koca bir elli yıl yaşamışım bu ülkede. Ben sessizliği ve huzuru seçsem de ülkem hep fırtınaların, kasırgaların içinde savrulup durmuş. Ben doğmadan önce 1960 İhtilalı ve Demokrasi Bayramı diye kutlanan 27 Mayıs yıldönümleri… Sonra 1971 Muhtırası, erken kalkanın yol aldığı cunta serüveni ve ardından 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı… Sonra basiretsiz politikacıların seyirci kaldığı 12 Eylül dönemi, kardeşin kardeşi kırdığı, sokakta vurulanın üzerine gazete kâğıdı örtüldüğü günler. Ortaokullara kadar inen cepheleşmeler! Kahvehane taramaları, kurtarılmış bölgeler, sokaklar… Netekim Paşa’nın vatanı kurtaran muazzam darbesiyle (!) her şey güllük gülistanlık olacak sanıyorken aynı çıkmazlara yeniden düşmeler. Devalüasyonlar, 24 Ocaklar, Turgut Özallar yeniden umutlanmalar… Sonra kâbus gibi yaşanan 90’lı yıllar. Basiretsiz politikacıların basiretsiz çırakları ile ve bunamış bir dinazorun andropoz dönemlerinde yaşanan ekonomik krizler, 1994 ve 2001 yıllarında tam anlamıyla dibe vurmalar, yetmiyormuş gibi büyük deprem felaketleri…

Sonra sandıktan Ak Parti diye bir umut çıkması, Tayyip Erdoğan diye koca bir liderin çıkması hepimize bu iş olacak galiba dedirtmişti. Lakin yine olmadı. Sahte darbeler, gerçek darbeler, e-muhtıralar, cepheleşmeler, türban çatışmaları, imam hatip sorunları ve derken Gezi Parkları, 17-25 Aralık Olayları, intihar bombacıları ve yakamızdan hiç düşmeyen kalleş PKK terörü. Ha unuttum daha önceden de ASALA diye bir başka kalleş vardı, yurt dışında diplomatlarımızı vuran.

Yine de tüketmemiştik umudumuzu ve 15 Temmuz 2016 günü bir daha asla olmaz dediğimiz şey oldu. Bir darbe teşebbüsü daha yaşadık. Bir Nisan şakası mı la bu derken baktık ki adamlar ciddi ciddi meclisi bombalıyor, halka ateş açıyor yani darbe ötesi bir durum bu, çünkü Türk Ordusu gücünü halkından alır ve asla halkına ateş açmaz. O silah, o halkın güvenliği ve huzuru içindir, asla sapkın amaçlar için kullanılmaz. Geçmiş darbelerde dahi halka ateş açıldığı görülmemiştir yani apaçık bir gözü dönmüşlük söz konusu 15 Temmuz darbe kalkışmasında. Sonra katilimizi tanıyoruz; Hazreti Fethullah meğer Mehdi pozuna soyunmuş ve içten içe bizi kuşatmış ve iş; bir fiske ile devirmeye kalmış. Çok şükür ki ne zaman çıkmaza girsek aydınlığa rota çizen Ömer Halisdemir gibi asil evlatlarımız var, çok şükür ki en koyu karanlıklardan bir çırpıda gün ışığına çıkabilme meziyetimiz var.

Lakin dönme dolap hikâyesi bizim demokrasimiz, hep başladığımız yere geliyoruz. Kaplumbağa hızı ile ilerliyor, tavşan hızı ile geri düşüyoruz. Elli yıl sonra bakıyorum sanki yine başladığımız yerdeyiz ve o şiir geliyor aklıma ister istemez;

Şehir 

Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin

bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;

-bir ceset gibi- gömülü kalbim.

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,

kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,

boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma-

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

                                                    Constantino KAVAFİS

                                                              (Çeviren: Cevat Çapan)

 

Lakin bu şiirin ikinci kısmı da pek umut verici değil. Ne diyor, Yeni bir ülke bulamazsın, bir başka deniz bulamazsın/Bu şehir arkandan gelecektir/…/Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda…

İşin aslı gerçekten de böyle. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir Türk’ün yaşayabileceği en güzel yer yine bu ülkedir. Pek çok ülkeyi dolaşmış birisi olarak söylüyorum bunu. Kaçmış, ömrü sürgünlerde geçmiş insanlara da sorsanız aynı şeyi söyleyeceklerdir. Nazım Hikmet bile yurt dışında memleket hasreti ile rastlamış olduğu ilk Türk’e, ilk Türkçe konuşana koyu koyu sarılmıştır nihayetinde.

O halde her seferinde yeniden başlamaktan korkmamak gerek. Ülke olarak özgüvenimizi kaybettiğimiz an, bitişimiz de başlamış demektir. Her seferinde enkazımızdan medeniyetler kurmayı atalarımız bize miras bırakmadı mı? Yurdun dört bir yanı düşman işgaline uğrayıp, karış karış paylaşıldığında, ezanlar susturulduğunda koca Mustafa Kemal Paşa “Geldikleri gibi gidecekler” diyerek bize o yoklukta mum ışığı yakmadı mı? Sonra enkaz bir imparatorluktan modern bir cumhuriyet çıkarmadı mı? Bizler, yokluklardan, çaresizliklerden devrim çıkaran bir kavmin çocuklarıyız. Buralardan da yüzümüzün akıyla çıkmayı başaracağız İnşallah!

Evet, kimileri coğrafyanız kaderinizdir demiş, nitekim doğrudur da. Mesela, Almanya ile Türkiye’nin harita üzerindeki yerlerinin değiştirildiğini düşünün, beş, on yıllığına o mahalleye taşındığımızı varsayın. Peh peh komşulara bir bakın; Fransa, Belçika, Hollanda, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya… Bir de bizim komşulara bakın; Irak, Suriye, İran…

Tamam, onlar bu seviyeye kolay gelmedi ama bizim coğrafya kadim coğrafya unutmayın, dostluklar da düşmanlıklar da yüzlerce, binlerce yıllık. Dostluklar çabuk köreliyor ama kin, nefret ve öfke kolay kolay silinmiyor. Bu kadim coğrafyada dinler, mezhepler, milliyetler, aşiretler ve daha neler neler var kin ve nefret tohumunu körüklemek için. Siz ne kadar “Yurtta sulh, cihanda sulh” deseniz de, elin oğlu o sulhu kendi anladığı anlamda uygulamaya koyuyor, kendi menfaatleri doğrultusunda pratiğe döküyor. Sizin barış düsturunuz, çaresizliğiniz oluveriyor. Eğer beş, on yıllığına Almanya’nın mahallesine taşınsak, Almanya’ya da gel biraz burada konakla desek, o koca Almanya, o iki cihan harbinden yenik çıkıp küllerinden doğmuş Almanya, burada bu coğrafyanın entrikalarına ne kadar dayanır düşünmek gerek. Biz ise emin olun o Almanya mahallesinde, dünyanın bir numarası olmaya oynarız Alimallah!

Ama biliyorsunuz, asla öyle bir şey olmayacak. Bu coğrafya acılarıyla da, sevinçleriyle de bizim. Kumpasıyla da, kaypak ve oynak basiretsiz siyasetçileriyle de, vatanseverleriyle ve hainleriyle de bizim. Terörüyle de yoksulluğuyla da bizim. Ayvasıyla, narıyla, kışıyla, baharıyla da bizim. Memleket dediğimiz, vatanım dediğimiz kutsalımız bu topraklar. Atalarımızdan miras aldığımız ve yurt edindiğimiz bu toprakları her ne pahasına olursa olsun elimizde tutmak asli yükümlülüğümüz. Onca kirli oyuna maruz kaldığınız zaman daha fazla demokrasi yeşertemiyorsunuz, daima meşru müdafaa durumunda kalıyorsunuz. Yine de orta Doğu denen bu çöl ikliminde Türkiyemin demokrasisi bir vaha gibi yemyeşil. Yıkılmıyor, sendeliyor ama devrilmiyor. Kahraman çocuklarına tutunup ayağa kalkıyor, öldü sanılırken yeniden ve daha güçlü diriliyor.

Evet, demokrasi açısından çölde bir vaha gibiyiz, daha iyisini hak etmiyor muyuz, elbette hak ediyoruz lakin kalleş pusular, asırlık kin ve nefretler, emperyalist oyunlar bu coğrafyada daha fazlasına izin vermiyor. Daha fazla demokrasi, çölde buluna vahanın çok daha ötesinde, olsa olsa bir serap! Yine de gördüğümüz o serabı, o düşsel ütopyayı gerçekleştirmek için sonuna kadar gitmek tek çaremiz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Kendimizden başka aydınlığımız yok…

Böyle durumlar için şairin biri “Görülmemiş Çiçek Açma” diyor, okuyun ve yorumlayın isterseniz :


GÖRÜLMEMİŞ BİR ÇİÇEK AÇMA
Haykırmak istiyordu - daha fazla dayanamayacaktı. Sesini 
                   duyabilecek kimse yoktu orada; 
kimse duymak istemiyordu. Kendisi de korkuyordu sesinden, 
içinde boğuyordu sesini. Patlamak üzereydi susuşu. Birden, 
havaya uçtu gövdesinin parçaları. Özenle, sessizce 
                   toplayacaktı bu parçaları, 
hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti delikleri kapamak 
                   için. 
Ve rasgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları da 
                   toplayacak, 
kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı - 
böyleydi, delik deşik, görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu 
                   işte. 
 
                                  Yannis  RİTSOS /Çeviren: Cevat Çapan

 

Sevgi ve saygılarımla, nice mutlu, umutlu yarınlara…

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında/alıntılanmasında bir sakınca yoktur.)


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster